Vincenzo Italiano geçtiğimiz sezon 1 kere bile ilk 11 oynamamış Salih Özcan'la, herkesin rotasyonda takılır ilk 11'de pek maça çıkmaz diye düşündüğü Olaitan'ı öyle bir noktaya getirdi ki kendi yükselttiği çıtanın altında eziliyor şu an.
Kendisine bırakın şu an başarısız demeyi, hala olması gerekenden fazla başarılı olduğunu düşünüyorum. Çoğu Beşiktaş taraftarı kadronun ne kadar derinliksiz olduğunun farkında değil hala, bana garip gelen bu.
Yahu, Şenol Güneş 3-0 öndeyken Fener’le 3-3, Sergen 3-0’dan Adana Demir ile 3-3, Balerien Alanya’da 3-0’dan 3-3 kaldı.
Şu yıllardır Beşiktaşlıyım diye her fırsatta sizi gaza getirenlere prim vermeyin artık.
İstikrarı hak ediyor bu hoca
Arkasında dur, daha bismillah
Sayın Cumhurbaşkanım,
Size Anadolu’nun dört bir yanını gezen, sahada insanlarla konuşan, vatandaşın gündemini takip etme gayretinde olan biri olarak seslenmek istiyorum.
Bugün Türkiye’de fon soruşturması yalnızca doğrudan mağdur olanların meselesi değil. Borsa üzerinden dolaylı olarak etkilenen, birikimi zarar gören, geleceğe dair güveni sarsılan binlerce insanın da gündeminde.
Elbette siz de bu süreci yakından takip ediyorsunuzdur. Ancak size samimiyetle bir gözlemimi aktarmak isterim.
Sizin öncülüğünüzde başlayan AK Parti hikâyesinde, sahada karşılaştığım insanların en büyük güvenceleri olarak gördükleri isim hâlâ sizsiniz.
İnsanların size duyduğu güvenin, saygının ve sizden beklentilerinin ne kadar büyük olduğunu sahada görmek mümkün. Bu hikâyenin merkezinden siz çıktığınızda geriye ne kalacağı sorusu da tam burada önem kazanıyor.
Sayın Cumhurbaşkanım,
Son yirmi yılı aşkın sürede çok zor dönemlerden geçtiniz. Bu ülke de sizin siyasi yolculuğunuz da nice kritik virajlar gördü.
Bugün ise vatandaşın beklentisi çok açık: Fon meselesinin bütün yönleriyle aydınlatılması, sorumluluğu bulunan herkesin hukuk önünde hesap vermesi ve mağduriyetlerin giderilmesi.
Çünkü geciken her çözüm, yalnızca mağdurların değil, siyasete ve kurumlara duyulan güvenin de yıpranmasına neden oluyor.
Sayın Cumhurbaşkanım,
Anadolu’da yaptığım görüşmelerde bu meselenin artık yalnızca maddi kayıplarla sınırlı olmadığını görüyorum. İnsanların yıllardır taşıdığı inanç, adalet beklentisi ve güven duygusu da zedeleniyor.
Üstelik bu mesele, yıllardır yanınızda durmuş, size inanmış ve güvenmiş insanların da kendi aralarında en çok konuştuğu konulardan biri. Bu insanların yaşadığı hayal kırıklığını ve sessiz rahatsızlığı sahada açıkça hissediyorum.
Maddi kayıplar zamanla telafi edilebilir ama insanların gönlünde açılan yaraları sarmak çok daha zor.
Bu yüzden adaletin gecikmemesi burada yalnızca bir hukuk meselesi değil, aynı zamanda inancı ve güveni koruma meselesi.
Anadolu’da gördüğüm tabloyu size aktarmak istedim. İnsanlar somut ve kararlı adımlar bekliyor. Devletin gerektiğinde en ağır sorumlulukları üstlenebildiğini, vatandaşının hakkını korumak için harekete geçebildiğini görmek istiyor.
Sizin vatandaşla kurduğunuz gönül bağını, merhametinizi ve gerektiğinde hesap sorma konusundaki kararlılığınızı bilen insanların beklentisi de bundan kaynaklanıyor.
İnanıyoruz ki bu mesele de hukuk ve adalet çerçevesinde çözüme kavuşacak.
Ancak zaman geçtikçe mesele kendi bağlamından uzaklaşıyor ve AK Parti’nin yıllar içinde oluşan siyasi hikâyesine zarar verebilecek bir noktaya taşınıyor.
Belki bu satırlar size hiç ulaşmayacak.
Ama ben sahada gördüğümü, duyduğumu ve hissettiğimi paylaşmayı bir sorumluluk olarak gördüm.
Çünkü bazen bir vatandaşın devletinden beklediği en önemli şey, sesinin duyulduğunu ve hakkının sahipsiz kalmadığını bilmektir.
Sayın Cumhurbaşkanım, bugün insanların beklediği tam da budur: Adaletin gecikmemesi, sorumluların hesap vermesi ve güvenin tesis edilmesi.
Büyükşehirlerdeki muhtarlıkların işlevi kalmadı.
Bu gereksizlige artık son verilmeli.
Hem vekil emeklisi hem de vekil maaşı verme uygulamasına son verilmeli.
Kamuoyuna Duyuru
Geçtiğimiz haftalarda oynanan müsabakada futbolcumuz Dusan Vlahovic’in anlık bir eylemi, resmi yayıncı kuruluş tarafından defalarca farklı açılardan ekrana getirilmiş, kamuoyunun ve Türkiye Futbol Federasyonu Hukuk Müşavirliği’nin dikkatine adeta bir dosya halinde sunularak oyuncumuzun müsabakadan men cezası alması sağlanmıştır.
Buna karşılık, dün akşam oynanan Galatasaray-Fenerbahçe derbisinin bitiş düdüğüyle birlikte saha içinde onlarca futbolcunun karıştığı, fiziki müdahalelerin ve fiili saldırıların havada uçuştuğu kitlesel kavga anında aynı yayıncı kuruluşun takındığı tavır, Türk spor tarihine geçecek bir çifte standardın tescili olmuştur.
Buradan açıkça soruyoruz:
Yayıncı Kuruluşa: Konu Beşiktaş olunca işletilen yakın plan takip refleksi, söz konusu diğer kulüplerin kitlesel arbedesi olduğunda neden yerini geniş açı kamuflajına bırakmaktadır?
Canlı yayında perdelemeye çalıştığınız o arbedeye dair onlarca saha içi, kale arkası ve tünel kamerası kayıtlarını yetkili mercilere eksiksiz teslim edecek misiniz?
Yayıncı kuruluştaki Trio programında yorumculuk yapan eski hakem Bülent Yıldırım’ın olaylarla ilgili görüşünü belirteceği sırada sözü kesilmiştir. Bu olay, yayıncı kuruluş yöneticilerinin yayınlara müdahil olduğunun somut bir göstergesi olmuştur.
Türkiye Futbol Federasyonu’na: Futbol Disiplin Talimatı’nın 75. maddesinin tarafınıza tanıdığı resen delil toplama yetkisini dün akşamki arbede için de aynı kararlılıkla işletecek misiniz?
Hakemlerin ve temsilcilerin gözünden kaçmış olabilecek tüm temasların tespiti için yayıncıdan ham reji kayıtlarını talep edip, Vlahovic dosyasındaki hız ve hassasiyetle kavgaya karışan tüm futbolcuları disipline sevk edecek misiniz?
Beşiktaş Jimnastik Kulübü olarak; yayıncı kuruluşun uyguladığı çifte standartlı yayın politikasına yönelik halihazırda savcılıkta suç duyurumuz bulunduğunu hatırlatırız.
TFF’nin ve kurullarının dün geceye dair alacağı tavrı, sevkleri ve kararları anbean takip edeceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.
Bu ligde adaletin rengi siyah-beyaz olana, sahadaki standart tüm kulüpler için eşitlenene dek mücadelemizden tek bir adım dahi geri durmayacağız.
Beşiktaş JK
Oh
Olaitan
Agbadou
Teşekkürler Sergen Yalçın. Yapılanmayı başlattığın için
Kompleks yapmayıp elindekini iyi kullanan Italiano’ya da alkış.
Şimdi kapı orada, yallah medya maymunları
@tellopress Marcelo agır ama topu oyuna dikine iyi sokardi; Tosic ise hizliydi ve top kullanma becerisi nispeten zayifti. Bu ikiliye en yakin olan Agbadu + Umit gorunuyo. Yaz doneminde Agbadu veya Djalo yerine hizli bi stoper ile (hele de top kullanabilen olursa) Umit gayet ideal olacaktir.
Mehmet Amca ve Ayşe Teyze Neden 4 Kat Fazla Hac Parası Ödüyor?
İnanç Ekonomisinin Kara Kutusu
Türkiye’de inanç dünyasının en saf sembolleridir Mehmet Amca ve Ayşe Teyze. Ömürleri boyunca yemeyip içmeyerek, parmaklarındaki alyansları bozdurarak kutsal toprakların hayalini kurarlar. Ancak o topraklara varmak, vatandaşlarımız için artık manevi bir sabır değil, akılalmaz bir finansal sömürü meselesidir.
Bugün Türkiye’de en ucuz hac paketinin kişi başı fiyatı 8.800 Dolar ile 9.200 Dolar (yaklaşık 310 bin - 350 bin TL) arasında değişmektedir.
Şimdi bu büyük çelişkiyi, dünyadaki diğer Müslüman ülkelerin resmi verileriyle masaya yatıralım:
•Endonezya: Dünyanın en fazla hacı gönderen ülkesi, vatandaşını devlet desteğiyle tam olarak 4.400 Dolar'a götürmektedir.
•Pakistan ve Bangladeş: Hac organizasyon bedeli kişi başı ortalama 3.800 ila 4.800 Dolar arasındadır.
Matematik yalan söylemez. Dünyadaki diğer Müslümanlar aynı uçaklara biniyor, aynı otellerde kalıyor, aynı Arafat çadırlarında dua ediyor. Ancak bizim Mehmet Amcamız, bir Endon veya Pakistanlıya göre neredeyse 4 kata varan fahiş hac paraları ödemek zorunda kalıyor!
Personel Ordusu Bile Bu Soygunu Açıklamaya Yetmiyor!
Diyanet yetkilileri bu fahiş fiyat farkı eleştirildiğinde hemen klişe savunmaya geçiyor: "Biz kaliteli hizmet veriyoruz; başlarında rehberler, imamlar, sağlık personelleri var."
Hadi diyelim ki öyle. Her kafilenin başına devasa bir bürokrat, müftü ve idari personel ordusu eklediniz. Bu görevlilerin 5 yıldızlı otel masraflarını, uçak biletlerini ve döviz cinsi VIP harcırahlarını da Mehmet Amca ile Ayşe Teyze’nin sırtına yüklediniz diyelim.Fakat dünyanın en kalabalık personel ordusunu kursanız bile, toplanan bu fahiş farkın finansal büyüklüğünü açıklayamazsınız!
Ortada otel enflasyonuyla açıklanamayacak kadar muazzam,bütçe dışı milyar dolarlık bir nakit havuzu oluşmaktadır.
Paralar Resmi Devlet Bütçesinde Değil, Türkiye Diyanet Vakfı’nda!
Peki, Mehmet Amca ve Ayşe Teyze’den fazladan toplanan bu milyarlarca dolar nerede? Devletin resmi Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesinde mi? Hayır!
Diyanet’in resmi bütçesi vergilerden karşılanır ve Sayıştay denetimine tabidir. Vatandaşın kutsal hac hayali üzerinden toplanan o paralar ise devlet bütçesine hiç girmeden, doğrudan Türkiye Diyanet Vakfı’nın (TDV) ve bütçe dışı döner sermaye hesaplarının kara kutusuna aktarılmaktadır.
Vakıf, hac kayıtlarını bir yıl önceden toplayarak bu devasa milyar dolarları kasasında tutuyor. Bu paralar Arabistan’a ödenene kadar aylarca nerede bekletiliyor?
KAP açıklamalarıyla tesadüfen deşifre olduğu üzere; Çalık Holding’in Aktif Portföy katılım fonlarında (TLK) park ediliyor!
Halkın helal parası, yandaş holdinglerin finansal operasyonlarına sıcak para ve likidite can suyu olarak sunuluyor.
Kanun Zırhıyla Kapatılan Denetim Kapıları
Bu fahiş fiyat farkının asıl nereye harcandığını neden sorgulayamıyoruz? Çünkü sistem,bu paraların sorgulanmasını yasal olarak engellemek üzerine tasarlanmıştır:
•Sayıştay Kapı Dışarı Edildi: Türkiye Diyanet Vakfı, kâğıt üzerinde "özel vakıf" statüsünde tutularak anayasal bir zırhla Sayıştay denetiminin tamamen dışına çıkarılmıştır.
•Son Darbe: 2025 yılının Mayıs ayında TBMM’den geçirilen kanun maddesiyle, Diyanet’in tüm hac ve umre bütçeleri de Sayıştay’ın inceleme yetkisinden tamamen koparılmıştır.
Artık bu milyarlar devletin bağımsız denetçilerinin denetim kapsamı dışına çıkarılmıştır.
Karşımızda vicdani bir hayır kurumu değil; denetimden kaçmak için yasal zırhlara bürünen, Mehmet Amca ve Ayşe Teyze’nin mukaddes hayallerini fahiş fiyatlarla sömüren, helal parayla beslenen lüks bir düzen vardır.
Türkiye Diyanet Vakfi yıllar itibarıyla topladığı bu paraların akibetini kamuoyu ile paylaşmalıdır.
Kamu otoritesine çağrımdır, bu gibi kamuya mal olmuş TDV ve Kızılay gibi kurumların Sayıştay denetimine alınarak şeffaflastırılmasını sağlamanız kamu yararına olacaktır.
Not: Yarın diyanetin topladığı hac paralarının hesabını yapacağız.
Üniversite hayatı boyunca okula bisikletle giden, evde yemek yiyerek tasarruf eden ve kahvesini termosunda taşıyan genç bir kadın, bir milyarderin otomobille gidilebilecek mesafeyi özel jetiyle katetmesi sonucu, çevreyi korumak için yıllarca gösterdiği çabanın nasıl birkaç saat içinde boşa çıktığını anlattı.
🚨 Carlo Ancelotti on Cristiano Ronaldo’s situation with Portugal:
“I remember Luka Modric once asking me, ‘Mister, why didn’t you ask me to warm up?’
I said, ‘Because I wasn’t sure I would put you on.’
He smiled. ‘So now I’m too old to warm up?’
I said, ‘No. You’re too important to me to be used for theatre.’
We laughed, but I was serious.
Luka knew he wasn’t going to play forever. I knew it too.
His importance might be changing.
His dignity shouldn’t.
That is what I think about when I look at Cristiano and Portugal.
Cristiano has worn Portugal’s shirt for more than twenty years.
Some players in that dressing room grew up watching him. They copied his celebration, wore number seven, watched him cry when Portugal lost and when Portugal won.
Then one day they walked into the dressing room and the person from their television was sitting beside them.
And those players are watching this ending too.
When I protected Luka from things I felt were unnecessary, Luka wasn’t the only one who noticed.
Vini noticed. Rodrygo noticed. Camavinga noticed. Bellingham noticed.
Young players watch how you treat the old ones.
A young player once asked me why everybody still became quiet when Luka spoke even though he wasn’t starting every match.
I told him, ‘Before you ask people to respect what you might become, learn to respect what somebody else already became.’
So what does a young Portuguese player learn if Cristiano reaches the end and suddenly everything becomes about whether he is still useful?
‘Give Portugal twenty years. Give them your goals. Play injured, play tired, carry the expectation, keep coming back.’
‘Then when you get old, we’ll remember your age before everything that came before it.’
I would never want my young players learning that lesson.
That is why I would understand Cristiano if he decided not to return.
Dignity also means knowing when you have given enough.
Sometimes walking back through the door is strength.
Sometimes closing it quietly behind you is strength too.
If Cristiano called me tomorrow and asked, ‘Mister, what would you do?’
I would ask him one question.
‘Are you going back because your heart still wants to represent Portugal, or because you need to prove something?’
if he said, ‘I need to show them they were wrong,’ I’d tell him, ‘You don’t.’
What is left to prove?
The shirt knows what you gave it.
The country knows.
Football knows.
One day, whether now or later, Portugal will enter a dressing room without Cristiano Ronaldo.
Somebody will look towards the place where he used to sit.
Maybe a young player who once asked him for a photograph as a child.
And it will feel strange.
No Cristiano tying his boots.
No number seven hanging there.
No voice they’ve heard for half their life.
Just an empty place.
That is when people understand what an era actually means.
I never respected Luka because he was bigger than Real Madrid. He wasn’t.
But Real Madrid never became smaller by respecting Luka Modric.
Portugal will not become smaller by respecting Cristiano Ronaldo.
It becomes stronger, because every young player watching learns that if one day he gives Portugal everything he has, Portugal will remember what he gave when he has nothing left to give.
Maybe Cristiano doesn’t return.
Maybe he simply wishes them well and watches the next Portugal match somewhere far away from the dressing room he called home for twenty years.
I would respect that.
Cristiano Ronaldo does not need one more call-up to prove he loved Portugal.
More than twenty years already answered that question.
The responsibility isn’t only Cristiano’s to decide whether he walks back through that door.
Portugal should think about what the younger men standing behind it are learning from the way they treat the man walking out.
Because every one of them will eventually become the old player.
And when that day comes, they will remember how Portugal said goodbye to the greatest one.”
Çifte Vatandaş olup da İsrail ordusunda askerlik yapan, İsrailin savaş ve soykırım suçuna iştirak eden kişilerin ülkeye dönüşte savaş ve soykırım suçuyla yargılanmasını , vatandaşlık haklarının sonlandırılmasını talep ediyorum!
Bunu Gazze'de yakılarak şehit edilen masumlara borçlusunuz! Şehit İsmail Haniyye'ye borçluyuz
@TBMMresmi
Rektör seçiliyor; karısını, kızını memur yapıyor. Bakan seçiliyor; akrabalarını önce özel kalem, sonra müdür yapıyor. Belediye başkanı seçiliyor; damadına ihale, yeğenine kadro buluyor.
Bu nedir?
Feraset yoksunluğu. Bir adım ilerisini görmekten aciz olmak.
Çünkü kızını memur yapan rektör, kızının diplomasını aldığı üniversitenin itibarını da harcıyor. Akrabasını müdür yapan bakan, torunlarının yaşayacağı ülkenin devletini zayıflatıyor. Liyakatle o koltuğa oturması gereken genç, ya küsüp kenara çekiliyor ya da bavulunu toplayıp gidiyor. Giden, o ülkenin yetiştirdiği en değerli sermayedir ve geri gelmez.
Kayırılan da kazanmış sayılmaz. Ne kadar çalışırsa çalışsın, adı hep "falancanın kızı", "filancanın yeğeni" olarak kalır. Hak ettiği bir başarı bile şüpheyle karşılanır.
Kısa vadede aile kazanır, uzun vadede herkes kaybeder; o aile de dahil.
Ferasetli insan şunu bilir: Çocuğuna bırakabileceğin en iyi miras bir kadro değil, adil işleyen bir kurumdur. Kadro bir gün elden gider. Adil bir düzen ise hepimizin çocuklarını korur.
Liyakatin olmadığı yerde kurum kalmaz. Kurumun olmadığı yerde devlet kalmaz. Devletin olmadığı yerde ise ne aile kalır ne de kayırılacak bir kadro.