Ey kahbe dünya, sen çıkarlarını korudun.
Kürdler mezarlarını.
Kürdler direndiğinde “tehdit” olur.
Yaşadığında rahatsızlık,
öldüğünde sadece istatistik.
Ey garip ve mazlum Kürd;
adın kitaplarda geçer,
ama mezarın hep gizli kazılır,
çünkü varlığın bile suç sayılır.
Sabah kalkıyorsunuz, dışarda kar yağıyor usul usul, sizi siyaset düşünmek ve siyaset yazmaktan uzak bir gün geçirmeye davet ediyor adeta, roman okumakla başlayacak ve öyle de bitecek bir gün yaşamak özlemi uyanıyor içinizde birden, eh torununuzu öpüp koklamak da var, sonra medyaya şöyle bir göz atayım da öyle başlasın her şey diyorsunuz!
Aman Allahım, Kürtler’in ebedi ve kati olarak kaybetmesini isteyen ne çok insan var!
ABD’ye, Trump’a adeta methiyeler düzüyorlar, Türkiye’ye aşık, deliler gibi sevdalı bir Trump, ama Kürtler’e de öfke kusan bir Trump portresi çiziyorlar!
Trump ortaklığı bitirdi Kürtlerle diyorlar!
Yakamdan düşün artık, size lüzum kalmadı demiş, Mazlum’un ikide bir para istemesinden usandım demiş diyorlar, daha neler neler yazıyorlar!
Sanki bu yüzyılda Kürtler’in de payına bir şey düşse, başlarına taş yağacak, güneş doğmayacak, karanlık kuşatacak evreni!
Geçenlerde biri yazmış, ‘İran’da 35 milyon Azeri yaşıyor, rejim devrilse bir devlet de İran’da kurup ‘ üç devlet tek millet olabiliriz” - şimdi iki devlet tek millettiz malum- demiş, sonra da, dört- beş milyon Kürd’ün payına da özerklik filan düşer bu arada, diye vazgeçmiş üçüncü devleti kurmaktan!
Üçüncü devleti istemiyor, sırf Kürt İranda da anasını görmesin diye!
Bu nasıl derin bir nefret, nasıl bir ‘inkar habitus’u’ anlamak gerçekten çok zor!
Tarih ve tarihe aklı, canı ve kanıyla tanıklık edenler şahittir.
Kürtler kendi topraklarında mücadeleden ve düzen kurmaktan hiç vazgeçmediler.
Suriye’de de eninde sonunda düzenlerini kuracaklar.
Gönül isterdiki tarih boyunca olduğu gibi müttefikleri Türkler olsun!
Anlaşılan o ki bu, olamadı!
İttihatçı akıl, İslam aleminde uğramadığı yenilgi kalmamış Zbigniew Brzezinski
imalatı El- Kaide köktenciliğiyle yüz yıl sonra buluştu ve olanlar oldu.
Batı’nın kravat takıp Şam’ı teslim ettiği Şara’ya bir de İttihatçı kalpak giydirmekle tarih yazılmaz!
Hiç bir Müslüman, Selahattin Eyyubi’nin vaktiyle getirip Halep’e yerleştirdiği Kürtler’in kan revan içinde iki mahalleden kovulmalarını, Kudüs’ün fethi yolunda kazanılmış bir zafer olarak görmez!
Her ulusun kendi kaderini tayin hakkını savunduğunu söyleyip, konu Kürtler olunca susanlar!
Özgürlükten ve insan haklarından söz edip, Kürtlerin sınır komşusu olarak IŞİD barbarlığını tercih edenler!
Bu bir çelişki değil, ahlaki bir çöküştür.
Rojava’da savunulan şey bir kimlik siyaseti değil;
kadınların, çocukların; farklı halkların ve inançların bir arada yaşama iradesidir.
Bu, Orta Doğu’nun karanlığına karşı nadir bir vicdan denemesidir.
Demokrasi bazıları için sadece “kendileri” içindir.
Barbarlık ise Kürtlere yöneliyorsa görmezden gelinebilir.
Unutmayın!
Bir halkın özgürlüğüne karşı sessizlik,
yarın herkesin özgürlüğüne yönelmiş bir tehdittir.
Vicdan kimlik seçmez.
Tarih bu suskunluğu yazar!
#Rojava #DefendRojava
"Türkiye’nin ikinci dili olan Kürtçe, medeniyetten mahrum insanları medenileştirmek için Türkiye’nin resmi ikinci dili olarak tanınmalı, resmileşmeli, okullarda Kürt olmayan Türkiyelilere seçmeli ders olarak okutulmalı."
https://t.co/Mt1Bfp0EWc
Sakın insanî benliğini, vicdanî tartını bir matematik hesabının seline, bir milli menfaatin kör akıntısına kaptırıp heba etme. Kötülük karşısında insaniyetini ve şahsiyetini kaybetme.
Çünkü insaniyeti kaybettikten sonra kazanacağın hiçbir şey kalmamıştır. https://t.co/0grEkY4Ekj
Said Nursi’yi solcular neden tanımıyor?
Ruşen Çakır’ın “Said Nursi’yi sevmek suç mu?” başlıklı yayını sonrası tepkiler ve Doğan Göçmen’in yazısı vesilesiyle yazdım. Biraz uzun.
Özgün düşünce, sol ve Said Nursî’ye dair bazı temel konular üzerinde durdum. https://t.co/nSjitfCIry