Bilim bir kültürdür ve hocadan öğrenciye akarak geçer. Öğrenilecek şeyler sadece laboratuvardaki yöntemler değildir, bilimin çok ağır bir bürokrasisi vardır, mücadele gerektirir, strateji gerektirir, ekibi yönetebilme gücü gerektirir, tam pes etme noktasına geldiğinizde, hızlı ve derin bir hamleyle yeniden ayağa kalkabilme gücünü kendinizde bulmayı öğrenmenizi gerektirir.
Bunlar hoca ile yan yana omuz omuza çalışmadan öğrenilecek şeyler değildir.
O yüzden lisansüstü çalışmalarınınız boyunca sadece bir yöntemi öğrenip bir tezi bitirmekten daha fazlasını öğrenmeye çalışınız.
Bütünüyle bir araştırma nasıl planlanır, ekip nasıl yönetilir, proje nasıl yazılır, insan ilişkileri nasıl yürütülür, ortak araştırıcılarla çalışma dizaynları belirlenirken nelere dikkat edilir, zorluklarla karşılaşıldığında mücadele nasıl edilir, ne zaman geri adım atılır, nerede karşı çıkılır, tüm zorluklarla mücadele ederken ekip içi ve ekip dışı saygı nasıl korunur, ekip içi adelet nasıl sağlanır ?
Zaman neden en kıymetli şeydir ve nasıl yönetilir ?
Ve daha nicesi hoca ile omuz omuza çalışıp gözlem yapmadan öğrenilecek şeyler değildir.
Ne zaman #akademikzam hakkında bir paylaşım yapılıp talep dile getirilse altına akademisyenlerin çalışma koşullarını ve torpil meselesini sorgulayan saçma sapan itirazlarda bulunan insanlar toplanıyor. Çoğunluğu akademiden de akademik ortamdan da habersiz olan kulaktan dolma bilgilerle itiraz eden insanlardan müteşekkil.
Öncelikle; akademiye girişteki “torpil” meselesi bir başka devlet kurumundan daha farklı değil. Akademinin çoğunluğunun “Asumanlardan” oluştuğunu düşünmek haksızlıktan başka bir şey değil.
Akademiye girişte “torpil” varmış da hakim/savcı seçimlerinde, kaymakamlıklarda, dış işlerinde, uzman alımlarında veya herhangi bir kamu kurumunda yokmuş gibi konuşmak haksızlığın daniskası.
Torpil meselesini bir de akademisyenlere verilen maaş açısından düşünmek gerekiyor. Bugün bir araştırma görevlisi zamlı haliyle 70 bin civarında maaş alıyor. Ömrü boyunca geleceği en üst kademede profesörlükte alacağı da 100 bini geçmiyor. Bu durumda yüksek torpili bulunan bir insan varsayalım mühendisse akademiye mi torpil yaptırır savunma sanayi şirketlerine mi? Hukukçuysa hakim/savcı mı olmak ister araştırma görevlisi mi? TRT’ye, belediyeye, Cumhurbaşkanlığına mı girmeyi tercih eder torpil sahibi birisi akademiye mi?
Yok demiyorum, her yerde olduğu kadar diyorum ve artık maddi sebeplerle tercih edilecek bir meslek olmadığını vurgulamak istiyorum.
Bugün Ankara’nın en köklü üniversitelerinde işçi kadrosunda çalışanlar kadar ücret almayan araştırma görevlileri var. Birçok yerde akademiyi bırakıp kamuda başka kadrolara geçmeye çalışan insanlar var. Kaybettikleri refahı elde edebilmek için danışmanlık-bilirkişilik-arabuluculuk yapan akademisyenler var. Yurt dışına gidip görev yapmak için zorunlu hizmetinin bitmesini sabırsızlıkla bekleyen akademisyenler var.
Bu durum ortadayken akademiden ne bekleniyor bilmiyorum. Türkiye’nin en parlak zihinlerinin akademisyen olacağını, sabırsızlıkla akademik kadro bekleyeceğini, aldıkları 2 bin dolar maaşın yarısını kiraya verip yarısını yurt dışında kongrelere gitmek / yayın yapmak amacıyla harcayacaklarını mı düşünüyorsunuz?
Türkiye’de köklü üniversitelerde öğrencilere verilen eğitim her ne kadar aksini düşünseniz de Avrupa standartlarında. Buradan mezun olanlar yurt dışında lisansüstü programlara da işlere de rahatlıkla kabul alabiliyorlar. Yurtdışına mühendis yetiştiren akademisyenin maaşı 2 bin Euro bile değilken, öğrencisi tek başvuruyla 5-6 bin euroşuk işlere kabul alıyor. Bu hak mı?
Taşra üniversitelerinde yüzlerce MEB bursiyeri akademisyen var, zorunlu hizmetle ücra köşelerde 500-600 bin sıralama yapmış öğrencilere a1 düzeyinde Türkçe bilseler yeter anlayışıyla haftada 30 saat ders anlatıyor bu insanlar. İngiltere’deki, Amerika’daki sıra arkadaşları- beraber dünyaca ünlü dergilerde yayın yaptıkları meslektaşları bolluk içinde yaşarken Exeter mezunu alanında yetkin Türk akademisyenler örneğin ülkesindeki belediye işçisiyle aynı maaşı alıyor bu hak mı?
Tutturuluyor bir Türkiye’de yayın sayısının yetersizliği vs. Akademisyenin araştırma yapmak için laboratuvarı, beraber yayın yapacağı doktora öğrencisi, saha araştırması yapacağı ödeneği mi var? Türkiye’de 30-40 üniversite hariç hangisinde var bu? Bunun sağlandığı tıp, veterinerlik ve diş hekimliği fakültelerinde durum nasıl örneğin, bakan hiç oldu mu?
Birebir tanıdığım insanlar olduğu için söylüyorum, devletin eğitimi için harcadığı paranın karşılığını vermek isteyen ancak taşra üniversitelerindeki uygulamaların saçmalığı ve bütçenin yetersizliğinden kaynaklı olarak yılma noktasına gelmiş binlerce akademisyen var bu ülkede. Maaşımdan harcayayım da araştırma yapayım da diyemiyor, çünkü maaşı ancak geçimine zar zor yetiyor. Bu insanlar kalkıp Avrupa’daki üniversitelere gidince beyin göçü diye ağlamak yok, baştan söyleyelim.
Kanser hastalarının çaresizliğini kullanarak sahte umut satan dolandırıcılara inanmayın! “Mucize ürün”, “bitkisel tedavi” adı altında bilim dışı saçmalıkları pazarlayanlar sadece paranızı değil, sağlığınızı da çalıyor. Bilimden şaşmayın, doktorlarınıza güvenin.
Our latest article is online. In this study, it was aimed to embed p(GMA) (glycidylmethacrylate) nanoparticles into HEMA(2-hydroxyethylmethacrylate) membranes and use them in urease enzyme immobilization. @kurucansuilke@sinanakgol https://t.co/TVzgg5xYNR
@ChemistrySelect
Please check our recent article related with the dopamine detection.
Thanks for the invitation and collaboration to all authors.
https://t.co/5NfDuVFPko
Türkçeden İngilizceye geçmiş başka bir sözcüğümüz, boş. "talk bosh" (boş konuşmak) şeklinde kullanılıyor. Bu sözcüğü kitabında kullanarak İngilizceye kazandıran kişi, İzmir doğumlu, Britanyalı diplomat ve yazar James Justinian Morier.
Yurtdışına yerleşip ilk Türkiye tatilinde insanların ne kadar mutsuz, suratsız olduğu ile ilgili suçlamalarda bulunanlardan fenalık geldi. Gidene kadar sen de aynı durumda olduğun için o kadar uğraşıp gitmedin mi? İnsanlar her anlamda değersiz hissediyor, zil takıp oynasınlar mı?