Kemal Kılıçdaroğlu’nun Sözcü TV yayınını oturup yeniden izliyorum. Kılıçdaroğlu, belediye başkanlarının tutuklanmasını resmen iktidardan daha çok savunuyor, operasyonların siyasi olmadığını ifade ediyor. Hatta Akın Gürlek’ten daha çok savunuyor. Sanki bu operasyonlar bağımsız yargı’nın operasyonuymuş gibi algı yaratıyor. Kendisine savcı rolü biçmiş. İtirafçı ifadelerini bile doğru kabul ediyor. Bir kişi çıkıp “ben buna para verdim” diyorsa Kılıçdaroğlu için bu yeterli. Arınacağız deyip, belediye başkanlarını peşinen mahkum ediyor. Ama baktığınızda dosyaları hiç okumamış bile. Hukukçu olmadığını söylüyor ama insanları peşinden mahkum etmesi biliyor. Açıkça belediye başkanlarının rüşvet almadığını ispat etmesini bekliyor. Masumiyet karinesini hiçe sayıyor. İnsanlar cezaevinde çürütülürken Kılıçdaroğlu’nun yaptığı koltuk hırsından öte saf kötülük.
Timur Soykan “tepkiler üç dört haftaya geçer” diyen Kemal Kılıçdaroğlu’na tarihi uyarı yapmış:
“…ülke monaşiye sürüklenirken memleketin kalbine saplanan kazık oldunuz. Tarih sizi yazacak!”
#CHP Özgür Özel Devlet Bahçeli
İngiltere, Galler ve İskoçya'nın bulunduğu Büyük Britanya adasının toplam yüzölçümü yaklaşık 209.331 km²'dir.
Türkiye'nin toplam yüzölçümü 783.562 km²'dir.
Türkiye'nin yüzölçümü Büyük Britanya adasını yüzölçümünden 3,74 kat büyüktür.
Britanya Adası'nda konutların %80'i müstakil veya bitişik nizam müstakildir.
Türkiye'de bu oran %24 ve bunların yaklaşık %80'i de derme çatma köy evi.
Koca ülkemiz boş.
Tamam eskiden yol yok iz yoktu.
Ama artık bu konuyu öne çekme zamanı geldi.
Bu pejmürde şehirlerimizi düzeltmek gerek. Uzun yıllar süreceği belli. Bir yerden başlamak lazım.
Belirli ölçülerdeki Müstakil evini yapmak isteyenlere büyük kolaylıklar sağlanmalı.
Neden?
Çünkü işin aslını hepimiz biliyoruz.
İlk itiraz hep şudur;
"Yatay yerleşim altyapıyı pahalılaştırır. İnsanları geniş alana yayarsan yolu, suyu, elektriği, kanalizasyonu daha uzun mesafelere döşemek gerekir; dikey yapı ise altyapıyı tek noktada toplar, ucuza getirir." İlk bakışta mühendislik gibi duran bu argüman, kazındığında altından mühendislik değil rant çıkıyor.
Önce teknik yanılgıyı görelim. Dikey yapının altyapıyı ucuzlattığı doğru değildir, sadece görünmez kılar. Bir parsele sekiz kat dikildiğinde o noktanın su, kanalizasyon, elektrik talebi tek bir eve göre kat kat artar; mevcut şebeke bu yığılmayı çoğu zaman taşıyamaz, basınç düşer, kanalizasyon yetmez, trafo kapasitesi aşılır. Görünürdeki "kısa boru" tasarrufu, sonradan yapılan pahalı takviyeler, tıkanma, sel baskını ve kesintilerle fazlasıyla geri alınır. Maliyet ortadan kalkmaz, ileriye ve topluma ötelenir. Üstüne, yatay yerleşim "dağınık" olmak zorunda değildir: İngiltere örneği, sıkı örülmüş sıra evlerde altyapının tek bir hattan onlarca haneye dağıldığını, bunun bir bloktan daha pahalı olmadığını gösteriyor. Demek ki altyapı maliyeti dikeyleşmenin sebebi değil, sonradan bulunmuş bir kılıftır.
Kılıfı kaldırınca gerçek sebep ortaya çıkıyor: biz dikey yaşamı altyapı ucuzlasın diye değil, arsa rantı öyle dayattığı için seçtik.
Bir arsanın değeri, üzerine kaç metrekare satılabilir alan kurulabileceğiyle ölçülür. İmar hakkı ne kadar yüksekse, yani parsele ne kadar çok kat çıkılabiliyorsa, getiri de o kadar büyür. Müteahhit için tek katlı bir ev ile sekiz katlı bir blok arasında uçurum vardır; aynı zemine sekiz kat dikmek, sekiz kat satış demektir. Arsa sahibinin hesabı da aynıdır, kat karşılığı verdiği arsadan alacağı daire sayısı doğrudan kat sayısına bağlıdır. Böyle bir denklemde yataya yayılmak kimsenin işine gelmez. Dikeyleşme, coğrafyanın dayattığı bir zorunluluk değil, imar rejiminin kârlı kıldığı bir tercihtir.
İşin asıl çarpıcı yanı, bu tercihin bedelini topluma ödetmesidir. Parselde yükselen kuleye su, kanalizasyon, elektrik, yol, okul, hastane bağlanırken oluşan yük; trafiği kilitler, altyapıyı taşınamaz hale getirir, yeşil alanı yok eder. Kazanç birkaç parsel sahibinde ve müteahhitte toplanırken, sıkışmanın faturası şehirde yaşayan herkese yayılır. Az önceki "altyapı pahalılaşır" itirazının ironisi de burada: dikeyleşmenin asıl pahalıya patlattığı altyapı maliyetini zaten toplum ödüyor, kârı ise birkaç kişi cebine indiriyor. Kâr özelleşir, maliyet kamulaşır. Mesele bu yüzden "müstakil ev mi, apartman mı" ikilemi değildir; düşük yoğunluklu ama planlı doku ile yüksek yoğunluklu plansız blok arasındaki tercihtir ve bu tercihi belirleyen mühendislik hesabı değil, parselden çıkarılacak ranttır.
Coğrafya bahanesi tam da burada işe yarıyor, çünkü ekonomik bir tercihi doğal bir kadere benzetmek sorumluluğu ortadan kaldırıyor. "Ülke dağlık, başka çaremiz yok" cümlesi, aslında "parselden azami rantı çıkarmak istiyoruz" cümlesinin kibar kılığıdır.
Yani aslında "ülke boş ve kullanmıyoruz".
Onun yerine hep birlikte rant peşinde koşmaya devam.
Hem de en kirlisinden.
@barisyarkadas Ya aynen çağrı :) ne desek anlamıyorsunuz belli ama yazıldınız siz. Tarih yazdı sizi ve milyonlarca seçmen yazdı sizi bunu unutma Barış! Sen ve senin gibi "bir avuç" insan.
Partimize mahkeme tarafından atanan yönetimin bugün ortaya koyduğu tavır, en az Genel Merkezimize polis sokmak kadar ağır bir zarara neden olmuştur. Yalanlarla bezenmiş bir seviyesizlik ne yazık ki bayram gününde sergilenmiştir.
O zaman artık, sustuğumuz gerçekleri anlatmanın zamanıdır.
İdari ve Mali İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olarak tüm vatandaşlarımızın bilmesini isterim ki;
1-Genel Merkezimizin bahçesinde seviyesizce sergilenen iki araç da partimizin kendi parasıyla alınmıştır, tüm faturaları mevcuttur.
2-Araçlardan biri 2022 yılında Sayın Kılıçdaroğlu döneminde alınmış ve bizzat Sayın Kılıçdaroğlu tarafından makam aracı olarak kullanılmıştır. O araçları Genel Merkezimizin bahçesine koyanlar bunu bilemeyecek kadar cehalet sahibidir.
3- Diğer araç da partimizin kendi parasıyla henüz bu yıl satın alınmıştır.
4-O araçlardan hiçbirinin Özkan Yalım ya da Aziz İhsan Aktaş ile ilgisi yoktur. Bunu iftirayı attıkları için şimdi ilk kez açıklamak zorundayım. Sayın Kılıçdaroğlu, Çubuk’ta saldırıya uğradıktan sonra, Sayın Erdoğan Toprak, İstanbul’dan, Aziz İhsan Aktaş’tan bir zırhlı araç almış ve Sayın Kılıçdaroğlu’nun kullanımıma sunmuştur. Sayın Kılıçdaroğlu, Aziz İhsan Aktaş’ın zırhlı aracını 1,5 yıl boyunca kullanmıştır. Kasım 2023’teki kurultaydan bir gün sonra ise Sayın Erdoğan Toprak o zırhlı aracı alıp yeniden İstanbul’a götürmüştür. Bunların hepsinin kayıtları mevcuttur.
Bir daha böyle seviyesiz görüntüler görmemek umuduyla söylüyorum:
Evi camdan olan başkasının evine taş atmasın!
Daha önce cumhurbaşkanlığı sevdasına birilerinin elinde heba edilen koltukları ve o birilerinin nankörlüğünü gördük. Sizin gibilere ihtiyacımız yok, biz bize yeteriz.
Fatih Erbakan'dan seçim açıklaması:
"Mansur Bey'e destek olabiliriz ama Mansur Bey CHP'nin adayı olarak Sayın Erdoğan'ın karşısına çıkarsa ikinci turda destek vermemiz mümkün olmaz"
https://t.co/focM306jYO
Bir “CHP üyesi”, mutlak butlan kararından sonra “yerel seçim de iptal edilsin” diye başvuru yapmış! CHP ilk kez AKP’yi yeniyor, yarım asır sonra birinci parti oluyor ve kendine CHP’li diyen biri çıkıp diyor ki “bu seçimi de yok sayın”! İşte CHP yıllarca böyle truva atlarının elinde harcanmış. Oldu olacak “CHP’yi bir daha seçime almayın” diye başvuru yapın. Nasıl olsa sizin için önemli olan parti içindeki koltuklarınız, mevkiniz, makamınız. İşbirlikçilik sizinle boyut atladı. Türkiye böyle kepazelik görmedi.
Ben size iktidara gül bahçesinden geçerek gitmeyi vadetmiyorum.
Ben size acıya katlanmayı ama teslim olmamayı vadediyorum.
Ben size onur, haysiyet, cesaret ve mücadele vadediyorum!
@muratagirel Partisinin de önemi yok. Bu tıynette adamlar mecliste yer alamamalı, sizi beni temsil edememeli. Buralara kadar gelmesine vesile olan kim varsa suçludur.
Hava soğukken otobüslerin içini fırın gibi yapmanızın motivasyonunu hiç anlamıyorum. Ben zaten hava soğuk diye kalın giyinmişim sonra da otobüsün içinde resmen pişiyorum. O halimle sonra tekrar soğuğa çıkıyorum. 10 numara hasta olma senaryosu