Sizin Atatürk dışında bir kahramanınız olmadı. Onun da kahraman olmasının sebebi kendisiydi. Siz değildiniz. O kendi onuru için vazgeçmedi. Çünkü gerçek kahramanlar, önce kendi onuru ve gururu için yaşar, halka bir şovu olmaz.
Birine yardım ediyor diye "ağa", "reis" ya da "ahbap" demek, kendi onurunu ve gururunu ayaklar altına almaktır. İnsan, minnet duyabilir; teşekkür edebilir. Ama kişiliğini ve haysiyetini kimsenin önüne koymamalıdır. Atatürk size, "Ölürsek ölürüz, aç kalırsak kalırız; ama onurumuzu ayaklar altına almayız." diye öğretmedi mi? Bir kadın ihtiyacını kocasından ister; erkek de bunun için mücadele eder.
Atatürk'ün yegane amacı bu halkın kimseye boyun eğmeden yürüyebilmesiydi. Atatürk'e göre insanın onuru ve gururu, insan hayatından bile daha değerliydi. Ama geldiğimiz noktada halk hala kendisini kurtarması için reisler, ağalar ve kurtarıcılar arıyor. Oysa özgür insanın ilk özelliği, kendi ayakları üzerinde durabilmesidir. Çünkü bir milletin gücü liderlerinde değil, lider olmadan da yürüyebilen insanlarında ortaya çıkar.
“Fikir hürriyeti olmayan bir memlekette ölüm ve çöküş vardır.” Atatürk burada sadece konuşma özgürlüğünü değil, insanın düşünme cesaretini anlatıyordu. Çünkü bir toplum düşünmekten korkmaya başladığında, önce hakikati kaybeder; sonra da yavaş yavaş karakterini, üretimini ve ruhunu kaybeder. İnsan susturulduğu için değil, düşünemez hale geldiği için çöker.
Her eve en az 3 çocuk çağrısı yapanlar, önce o istedikleri çocukların can güvenliğini sağlasınlar. Bir anne evladını dokuz ay karnında taşısın, binbir fedakârlıkla büyütüp okula göndersin sonra ��lkeye hayrı olmayan birisi yüzünden kaybetsin. Yaşamanın bu kadar riskli olduğu bir ülkede aileler neden çocuk sahibi olmak istesin?