Göbeklitepe 12 bin yıl değil düzeltmedir. 17 bin yıllık tarihtir. 4 cü katman ve niceleri semboller hep Türkleri gösteriyor. Boşuna Anadolu'ya gelinmemiş. Kazıların durudurulması boşuna değil. Dünya din ve millet tarihi değişeceği nden korktu küresel ciler
Irak’ta yeni hükümet kurulurken, ülkenin asli unsurlarından biri olan Irak Türkmenleri bakanlık temsilinden mahrum bırakılmıştır. Bu yaklaşım, Türkmenlerin tarihi varlığını, fedakârlıklarını ve siyasi iradesini görmezden gelmektir.
Türkmenlere ayrılacak herhangi bir makamın mezhepsel ya da dini kimlik şartına bağlanmasını kabul etmiyoruz. Irak Türkmenleri hiçbir siyasi ya da mezhebi yapının arka bahçesi değildir. Türkmen milli kimliği, dar siyasi hesaplara teslim edilemez.
Bizim ortak paydamız Türkmen kimliği ve milli iradedir. Türkmenlerin temsil hakkına, geleceğine ve siyasi kararına yalnızca Türkmenler karar verir.
Bu sabah Cumhuriyet Anıtı’nda gerçekleşen törende Milli Eğitim Bakanının mesajında Cumhuriyet hiç kullanılmadı. Anayasamıza göre ülkemizin adı Türkiye’dir; devletimizin adı Türkiye Devleti’dir ya da Türkiye Cumhuriyeti’dir; yurttaşların statüsü de Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığıdır.
Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığı, çocuklar ve biz yetişkinleri eşitleyen statüdür. Çocuklar doğup nüfus kütüğüne yazıldıkları andan itibaren Türkiye Cumhuriyeti yurttaşıdır; bizler de ölünceye kadar resmen Türkiye Cumhuriyeti yurttaşıyız.
Çocuklarımıza her zaman doğru bilgiyi aşılamak zorundayız. Ancak insan haklarının gelişmiş olduğu bir toplumda çocuk hakları sorunu daha az ortaya çıkabilir. Çocuklar da bizim sahip olduğumuz haklara sahip oldukları gibi, buna ek olarak çocuk haklarına da sahiptirler.
Eğer ebeveynler belirli bir ahlaki olgunluğa sahip değillerse, dijital mecralar bağlamında çocuklarımıza aktarmamız gereken özgül etik değerleri onlara aşılamamız mümkün olmaz. Önce bizim o etik değerleri edinmemiz gerekir. Kendi yapamadığımızı çocuklardan istemek, onlara sahtekarlığı öğretmek demektir.
Çocuk haklarını savunurken her aşamada biz yetişkinlerin görev, ödev ve sorumluluklarını gündemde tutmamız gerekir.
Dijital mecralarda klasik kamusallıktan farklı olarak yeni bir kamusallık bilinci söz konusu; çünkü karşımızda gerçek kişi, bir muhatap yok. Oysa biz ebeveynler kamusallığı henüz keşfedemedik. Buna rağmen çocuklarımıza yeni ödevler yüklemekteyiz.
İddianamem ile ilgili olarak Sayın Fatih Altaylı’nın yapmış olduğu değerlendirmeyi lütfen dikkatle okuyun ve okutun.
"Ümit Özdağ'ın iddianamesi hazırlandı; iddianamedeki deliller, tivitlerden oluşuyor. Peki bu tivitler suç teşkil eder mi? Haber Verme Hakkı (toplumu bilgilendirme) kapsamında kalır mı?
İsnat edilen suç nedir? TCK’nın 216 "Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama" suçu. Bu suç somut tehlike suçu olup, "kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması" suçun oluşması için yeterlidir. Yani atılan tivitler kamu güvenliği açısından tehlike oluşturmalıdır.
Olay çıkması, ortalığın karışmasına gerek yoktur suçun oluşması için. Peki, tehlikenin çıkıp çıkmadığı nasıl denetlenecektir?
Kin ve düşmanlık kavramı Yargıtay kararlarına göre; "husumet beslenen konuya karşı tasarlayarak zarar vermeye, öç almayı gerektirecek şiddette nefret duymaya yönelik hareketlerin zeminini oluşturan psikolojik birhal" olarak tanımlanmış; kin ve düşmanlık ibaresinin anlamı dikkate alındığında sadece "şiddet içeren ya da şiddet tavsiye eden tahrikler" TCK m. 216 kapsamında değerlendirilebilecektir.
Sayın Ümit Özdağ'ın şiddet içeren yahut tavsiye eden bir tiviti mevcut değildir.
Ayrıca kişi; bilerek ve isteyerek tahrik etmelidir. Amacı bu olmalıdır.
Madde metni; "kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması" şeklinde düzenlendiğinden, bir objektif cezalandırma şartı olarak bir başka deyişle ceza verilebilmesi için "açık ve yakın" bir tehlike oluşması gerekir.
Burada "açıklık" kavramından, tehlikenin şüpheye yer bırakmayacak ölçüde olması, "yakınlık" kavramından ise, açıklamada kullanılan cümlelerin, zarar oluşturma olasılığına yakın olma hali anlaşılmalıdır.
"Tahrik" kavramı ise madde gerekçesinde şöyle açıklanmıştır: Suçu oluşturan "tahrik", soyut saygısızlık ve reddin ötesinde, bir halk kesimine karşı düşmanca tavırlar gösterilmesini sağlama veya bu tür tavırları pekiştirmeye objektif olarak elverişli olmalıdır. Fail sübjektif olarak da bu amacı gütmeli, halk kesimini kin ve nefrete tahrik etmelidir. Bu kapsamda salt yüz çevirme, soyut bir red veya saygısızlık ifade eden bir davranışta bulunma veya bu yönde sözler sarf etme, suçun gerçekleşmesi bakımından yeterli değildir. Fiilin suç teşkil etmesi için bunların ötesinde, ağır ve yoğun bir tarzda kin ve düşmanlığa tahrikin var olması gerekir.
Sayın Ümit Özdağ'ın tivitlerinde; kimseye karşı düşmanca bir tavır yahut ağır ve yoğun bir tarzda kin ve düşmanlığa tahrik de yoktur.
Özdağ sadece durum tespitleri yaparak, uzman olduğu konularda -ki göç bunlardan bir tanesidir-, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını yani Türk milletini potansiyel tehlikelere karşı uyarmaktadır.
Peki halkı bilgilendirme amacıyla yapılan açıklamalar suç şüphesi olsa dahi hangi kapsamda kalmaktadır?
Bunun cevabı; bir hukuka uygunluk sebebi olan Haber Verme Hakkı'dır.
Bu hak, Anayasamızın 28. maddesi kapsamında olup; her vatandaş, kamuoyunu bilgilendirme hakkına sahiptir.
Bu maddenin 2. fıkrasına göre; "Devletin iç ve dış güvenliğini, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü tehdit eden" haberler, bilgilendirmeler bu hakkın kapsamında değildir.
Şimdi biraz durup düşünürsek; bölücü terör örgütü PKK'nın savunuculuğunu yapanlar serbest ancak Türkiye Cumhuriyeti'nin bölünmez bütünlüğünü, demografik yapısını, ekonomisini savunmak maksadıyla açıklamalar yapan, siyasi bir partinin, Zafer Partisi'nin genel başkanı olarak kamuoyunu bilgilendirme görevi olan, bu görevi de kamuoyunu ilgilendiren, kamuoyunun yüksek menfaati olan hususları gündeme taşıyarak icra eden Ümit Özdağ tutuklu ve yaklaşan tehlikelere karşı halkı bilinçlendirdiği için yargılanıyor.
Milyonlarca kontrolsüz göç alan bir ülkede bulunan siyasi parti genel başkanı ne yapmalıydı?
Susmalı mıydı?
İnsanları uyarmamalı mıydı?
Gençlerimizin istihdam sahası azalırken, ekonomiden her sene milyarlarca dolar kaçak ve sığınmacılar için harcanırken, doğum oranı 5,6 olan yabancıların sayısı her geçen gün hızla artarken ve demografik yapımızı tehdit ederken gözlerini kapatıp, susmalı mıydı?
Bu şartlar altında sayın Ümit Özdağ'ın yaptığı açıklamalar Haber Verme Hakkı kapsamında değilse, hangi açıklama bu kapsamda olabilir?
Son olarak, Haber Verme Hakkı'nın hukuka uygunluk sebebi olarak kabul edildiği bir Yargıtay Ceza Genel Kurulu (2015/10 E., 2015/510 K.) kararını sizlerle paylaşıyorum:
"Basın özgürlüğünün fotoğrafların yayımlanmasını da kapsaması, fotoğraf ile birlikte ilgili haberin basının haber verme hakkı sınırları içerisinde, güncel, görünür gerçeğe ve ölçülülük ilkesine uygun olması, hakkında başkanı olduğu oda ile ilgili yolsuzluk iddiaları bulunan katılanın konumu ve yürüttüğü hizmetin niteliği gereği haberin kamuoyu ilgilendirmesi, kamuoyunun haber öğrenmekte menfaatinin bulunması, haberin veriliş şeklinin haber verme olmalı, kullanılan ifadelerin ve yayımlanan fotoğrafların, haber konu olayla diğerinin bağlantısının bulunması."
Nihayetinde ifade edelim ki yazılması için 78 gün boyunca, Adil Yargılanma Hakkı'nı ihlal ederek, sürüncemede bırakılan iddianame; sayın Ümit Özdağ'ın Türk milletini bilgilendirmek, bilinçlendirmek için vermiş olduğu mücadelenin bir ispatından başka bir şey değildir."
@zaferpartisi@AliSehirlioglu@fatihaltayli
Av. F. Vildan Yirmibeşoğlu, Av. Almıla Öztürk PEKİN BİLDİRGESİNİN 30. YILINDA KADIN HAKLARI Kadın hareketleri, 18. yüzyıldan itibaren erkek egemenliğine karşı eşitlik talebiyle ortaya çıkmıştır. – Türkay Dergi https://t.co/cGr4h0h5vx
Bu gece TBMM’de, Cumhurbaşkanı’na, benzeri ancak tümüyle denetimsiz sultanlarda görülen yetkiler veren bir düzenleme görüşülecek.
Nasıl mı?
Devlet Denetleme Kurulu’na, her kademe ve rütbedeki görevliyi görevden uzaklaştırma yetkisi veren bir düzenleme AKP grubunun teklifiyle Genel Kurul’a indirildi.
Devlet Denetleme Kurulu (DDK) Başkan ve üyelerini Cumhurbaşkanı atıyor.
Kurul, Cumhurbaşkanı’nın isteği üzerine, tüm kamu kuruluş ve kurumlarında, her türlü inceleme, araştırma ve denetleme yapabiliyor.
Mevcut duruma göre inceleme, araştırma ve denetleme sonucunda düzenlenen raporlar gereği yapılmak üzere Başbakanlık’a gönderiliyor ve DDK raporları yayınlanabiliyordu.
Bu kadar.
Ancak;
Bu gece Kuruluş Kanunu’na eklenmeye çalışılan düzenlemeyle DDK üyesi veya denetçiye, “kamu hizmetinin gerekleri yönünden görevi başında kalmasında sakınca görülen her kademe ve rütbedeki görevliler hakkında görevden uzaklaştırma kararı verme” yetkisi tanınıyor.
Böylesine açık ve basit: Ucu açık, keyfiyete varan bir takdir yetkisi ile artık hiç kimsenin görev teminatı olmayacak. Yalnızca atanmışlar için değil, bu keyfiyet seçilmişleri de kapsıyor.
Artık bir soruşturma, kovuşturma, yargı kararı vs süreçlere de gerek yok.
Cumhurbaşkanı DDK Başkanı’nı çağırıyor, “şu belediye başkanı hakkında denetim yap” diyor, Başkan bir Kurul üyesini görevlendiriyor, o da gidip “görev başında kalması sakıncalıdır” diyerek seçilmiş belediye başkanını görevden uzaklaştırabiliyor.
Her şey jet hızıyla, her şey kanuna uygun ve elbette tümüyle hukuka aykırı.
Peki bu düzenlemeyi AKP ilk kez mi getiriyor?
Hayır.
İlkinde 5 numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi (CBK) ile aynı yetkiyi DDK’ya almayı denediler. CHP Grubu’nun başvurusu üzerine AYM düzenlemeyi iptal etti (AYM, E.2018/121, K.2021/84, 11/11/2021: R.G.Tarih-Sayısı : 17/3/2022-31781).
İkincisinde bir torba kanun içerisinde Meclis Genel Kurulu’na indirdiler, muhalafetin ortak ve etkin direnciyle düzenlemeyi torba kanun içinden çıkarmak zorunda kaldılar.
Şimdi üçüncü kez deniyorlar.
Başta CHP grubu olmak üzere demokrasiye inanan tüm parti grupları ve milletvekilleri, günlerdir engelleme yapıyorlar.
Meclis aritmetiği dayatmasıyla bu açık hukuka aykırı demokrasi tırpanını yasalaştırıp Resmi Gazete’de yayınlatmaya çalışacaklar.
Bu durumda kuşkusuz en ivedi şekilde AYM’ye iptal ve yürürlüğünün durdurulması başvurusu yapacağız.
Bu somut durum, hukuk ile kanun arasındaki farkı açıkça ortaya koymak üzere, Hukuk fakültelerinde örnek olay olarak okutulabilir kuşkusuz.
Buradan bir kez daha irademizi ve kararlılığımızı ortaya koyalım.
Kum saati çalışıyor.
Hukuksuzluklarınız, adaletsizlikleriniz, haksızlıklarınız ve zulmünüzle birlikte tarihe gömüleceksiniz.
Türkiye mutlaka ve yeniden laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti niteliğine kavuşacak; barışa, özgürlüğe ve huzura yelken açacaktır..
@muratagirel Korkunç bir durum, öncelikle psikolojik şiddet yaşatılıyor. Tespit edilip gerekenin yapılacağına inanmak istiyorum ayrıca size yakın koruma verilmesi lazım.
109 yılönce Çanakkale Conkbayır’ında “ Birinci Anafartalar Zaferinde Anafartalar Gurup Komutanı Mustafa Kemal ve Askerleri canları ve kanları pahasına bu zaferi kazanarak tarihe yazdırdılar.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve Aziz Şehitlerimi’zi rahmetle ve minnetle anıyoruz.