YAPMASALARDI
Bana “affet” demeyin.
Ben affetmenin ne olduğunu biliyorum.
Yanlışlıkla kırılan bardak affedilir.
Öfkeyle söylenen bir söz affedilir.
İnsanlık hâli affedilir.
Ama insanın gözünün içine baka baka
onu içeriden öldüren şeylere
“hata” denmez.
Tercih denir.
Beni kırarken elleri titremedi onların.
Şimdi benim vicdanım niye titresin?
Ben geceleri tavana bakıp
“Ben nerede yanlış yaptım?” diye
kendimi lime lime ederken,
onlar rahat uyudular.
İşte bazı hesaplar
tam orada kapanır.
Sonra zaman geçti.
Ben yerden kalktım.
Kendi parçalarımı
kimsenin eli değmeden topladım.
Bir parçam eksik kaldı mı?
Kaldı.
Ama artık o eksik yere
kimseyi koymuyorum.
Çünkü öğrendim:
Bazı insanlar seni kaybetmez.
Seni hak etme ihtimallerini kaybeder.
Bir gün kapımı çalarlarsa açmam.
Öldüklerini duyarsam ağlamam.
Yaşadıklarını duyarsam merak etmem.
Çünkü insan bazen birini mezara değil,
kendi geçmişine gömer.
Üzerine çiçek de bırakmaz.
Ben onlara kötülük dilemiyorum.
Daha ağırını diliyorum:
Bir gece herkes gittikten sonra
ev sessizleşsin.
Telefon sussun.
Saat üç olsun.
Ve kaçacak hiçbir insan,
suçlayacak hiçbir isim,
oyalanacak hiçbir gürültü kalmasın.
O zaman karşılarına
kendi vicdanları otursun.
Benim sustuğum bütün cümleleri
tek tek anlatsın onlara.
Ve ilk defa anlasınlar:
Ben onları terk etmedim.
Onların yaptıkları,
bende onları öldürdü.
Sonra sabah olsun.
Güneş doğsun.
Hayat devam etsin.
Ama içlerinde bir cümle
ömürlerinin sonuna kadar çürümeden kalsın:
“Bizi böyle sevmiş bir insan vardı.
Biz kendi ellerimizle yok ettik.”
İşte o zaman
beni hatırlasınlar.
Ben çoktan unutmuş olayım.
Yapmasalardı.
Normallestirilen saygısızlık diye bir şey var. Öğretmenine saygısızlık yapıyor çocuk. Kimi veli geliyor. Çocuğun yanlışını sahip çıkıyor. Öğretmene hesap soruyor. Çocuk, arkadaşına zorbalık yapiyor. Aman canım çocuklar arasında olur, liderlik vasfı var, yok baskın karakter ondan öyle yapıyor diye kılıf uyduruyor veli. Aslında empatiden noksan bir zorba yetiştirdiğini asla kabul etmiyor.
Evde disiplin yoksa, evde başkasına saygı bir ders olarak okutulmuyorsa, okulda verilen hiçbir ders o çocuğu insan yapmaya yetmez. Okul tek başına çocuğa insan kalabilmeyi öğretemez. Bu mümkün değil. Veli de eğitim sürecinin bir parçasıdır. Fakat çoğu veli bunu kabul etmiyor. Bilinçli ebeveynlik olmadıktan sonra istersen her sınıfa bir pedagog, her sıraya bir anayasa kitapçığı koy. Sonuç kocaman bir sıfır.
İyi bir ilişki, erkeğin elindedir. Çünkü kadın; gördüğünü büyütür, hissettiğini çoğaltır. Sevgi görürse sevgiyi, saygı görürse saygıyı kat kat geri verir. Ama ihmal edilirse susan, değersiz hissederse yavaşça uzaklaşır. Kadın, erkeğin aynasıdır..
Ayrıldıktan sonra iki üç hafta içinde gelmediyse gitmiştir bitmiştir o ilişki bekleme onu; aylar sonra gelip kapını tıklayan ise sevgiyle değil çıkarla yürür — duygusu sönmüş ya da başka birinin koynuna koşmuştur. Aylar sonra kapını çalan, senin sevginden değil, işine gelen bir ihtiyaçtan “orasıda olmadığı için arsızlığından, ilgisiz kaldığından eski kölesini kaldığı yerden kullanmak için” gelir. Eğer o kapıyı açarsan, kendine en büyük ihaneti saygısızlığı edersin — çünkü o artık seni terk etmeyi sana yalanlar söylemeyi yani senden gitmeyi öğrendi; dönerse seni daha derin bağlarla bağlayıp sonra daha ağır bir tokatla bırakmak için geri döner.
Unutma: Seven, iki hafta susamaz varsa öfkesi susturur yine seni bırakmaz; seni merak etmeden duramaz; seni ‘başkasına mezat’ gibi satmayı göze alamaz senin başkalarıyla olmanı istemez. Aylarca ayrı kalmışsa, onun umurunda değilsindir. Unutma: Geri dönen çoğu zaman vicdanlı değildir, fırsatçıdır. Kapıyı açma; açık kapı senin haysiyetinin tabutu olur. Kendini yerde bulduğun sahnede tekrar başrole koyma. Çünkü yine gidecek yine aranacak bu sefer yerden kendini toplayamazsın.
İncinen kişi tüm incinmişliğine rağmen, yine de yanınızda ise; bu, ne onun onursuz olduğundan, ne de sizin vazgeçilmez olmanızdandır. İnsan, incindiği yerden onarılmayı bekler, ondan dolayıdır.
Bir insanın ilişkiyi bitirirken sergilediği tavır, aslında o ilişkinin baştan beri ne kadar gerçek olduğunu gösterir. …Yani ilişki biterken gördüğün sahne, aslında o ilişkinin özünü açığa çıkarır. Sessizce çekip gitmesi, tek mesajla vedası, bazen mesajla bile veda etmemesi, engellemesi, seni ve yaşadıklarınızı hiç yerine koyup arkasına bakmadan kaybolması… Bunların hepsi, senin gerçek sandığın sevginin sahte, senin inandığın bağlılığın ise tek taraflı olduğunu, sevdiğini sandığının da başından beri ruhen orda olmadığını kanıtlar. Bir ilişkinin finali, o hikâyenin özetidir.
Gerçekten seven, bitirirken bile insanlığını korur; neden olmadığını söyler, varsa çözüm üretir yoksa helalleşir, onurluca vedalaşır. Ama sahte olan… O bir korkaktır! Yüzüne bakmaya bile cesareti yoktur; kaçarken arkasında paramparça bir yürek, cevapsız sorular, yarım kalmış bir hayat bırakır. Onun sessiz gidişi, sadece veda değil; başından beri sahte oynadığı tiyatronun perdesinin yırtılmasıdır. Unutma: İlişkinin son perdesi, hep gerçeği söyler. Seven insan giderken bile incitmemeye çalışır. Sahte olan ise, gidişiyle tüm oyunu ifşa eder. Bunu yaşadıysan o sahtekârı bekleme; onurunu al, yoluna bak!
Bulunduğum yeri yadırgamamayı öğrendim.
Düşen düştüğü yere,
Giden gittiği yere,
Kalan da kaldığı yere alışıyor.
Nur içinde yatsın o kırılan heves...
Cahit Zarifoğlu