Parti sözcüsü @muslimsarichp “İmamoğlu,susma hakkını kullandı” demiş. İnanamadım!
Dünden beri İmamoğlu, avukatları, ailesi, milletvekilleri bas bas bağırıyor:“hayır, susma hakkını kullanmadı; bunu savunma hakkını kullandırtmayan mahkeme başkanı böyle söylüyor, bu gerçek dışıdır, bilakis İmamoğlu savunma yapmak istedi, savunma yapmasına izin verilmedi, salondan çıkarıldı”
Demek ki, Müslüm bey kendi partisinin belediye başkanına, duruşma salonundaki onlarca avukata, izleyiciye, partisinin milletvekillerine değil mahkeme başkanına inanıyor, güveniyor.
Assista ao vídeo até o final. Cuidado para não demonstrar favoritismo entre seus filhos; uma única palavra que expresse preferência pode destruir o que anos de afeto construíram. Nem toda criança chora ao ser tratada injustamente; algumas sorriem enquanto guardam mil dores que só Deus conhece.
Yaş ilerledikçe insanlar genellikle daha mutlu olur; ancak bunun nedeni duygularını her durumda daha iyi kontrol etmeleri değil, olumsuz duygular yaratacak durumları daha başarılı şekilde önlemeleri veya onlardan uzak durmalarıdır.
#ÇorluTrenKatliamı’nda yitirdiğimiz 25 yurttaşımızı rahmetle anıyorum.
Acıları ilk günkü kadar taze olan ailelerin tek talebi adalettir.
Adalet; ihmali, sorumluluğu ve kusuru bulunan herkesin hesap vermesiyle sağlanır.
Vicdanları rahatlatacak gerçek bir adalet sağlanana kadar ailelerin haklı mücadelesinin yanında olmaya devam edeceğiz.
Buradan verilen kaç tane hukuk fakültesi diploması var ? Hangi ailelerin çocukları gitmeden hukuk fakültesi mezunu oldu? Hangi ailelerin çocukları bu diplomalarla hakim savcı oldu? Asıl iptal edilmesi gereken diplomalar bunlar değil mi ?
İzmir Gaziemir’de Kipa AVM’de güvenlik görevlisi, X-Ray cihazından telefonla geçen denetçiyi uyardı.
Uyarının ardından “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” diyerek güvenlik görevlisiyle tartışan şahıs, çalıştığı firmayı arayarak görevlinin işten çıkarılmasına sebep oldu.
Mahkeme başkanı “takvime uyun, pazarlık yapmayın, savunma hakkı sınırsız bir şey değil” dedi. İmamoğlu, “niye geriliyorsunuz” diye yanıt verdi. Mahkeme başkanı devam edilirse İmamoğlu’nu salondan çıkaracağını söyledi.
Ekrem İmamoğlu: Siz bana “Tamam” dediniz. Ama Perşembe günü gelip sıralamayla ve zaman planıyla ilgili konuştuğumda “Hayır” dediniz. En son “Konuşmayacaksınız, Fatih Bey sona kalacak” dediniz. Hatta “Uzar ise Fatih Bey 10 Ağustos’ta devam eder” dediniz. Dolayısıyla kararı değiştiren siz oldunuz.
Ama bugün hiç karar değiştirmemişsiniz gibi bana ithamda bulunmanız, “Birkaç gün duruşma yapamadık” diyerek başta yaşanan olaylardan dolayı beni suçlamaya kalkmanız çok tek taraflı bir yaklaşımdır. Yanlıştır. Sizi de Türk yargısını da yaralar.
Ortada sadece bir hak arayışı vardı. Taleplerimizi dile getirdik. Kaldı ki sözünü ettiğiniz durum dört aylık yargılamada yalnızca iki-üç günlük bir süreçtir. Bugün yanılmıyorsam 64. duruşmadayız. Dört gün yarıda kesilmiş bir duruşma, dört aylık yargılamanın kusuru olamaz.
Bir şey daha eklemek istiyorum. Ben soru sorarken kısa bir açıklamayla soruya geçmek istediğimde her defasında bana, “Ekrem Bey, savunma sıranız geldiğinde bunları uzun uzun anlatırsınız. Burada niye bu konuya giriyorsunuz?” dediniz. Şimdi o gerekçeyi bugüne taşımanızı doğru bulmuyorum. Bu durum adil yargılanma hakkının ihlaline doğru gidiyor.
Ekrem İmamoğlu davası, yani İBB davası, bu mahkeme salonuna sığacak bir dava değil. Biz burada aynı zamanda yüce Türk milletine konuşuyoruz. Bu dava siyasi bir davadır. Bu sadece benim değil, kamuoyunun büyük çoğunluğunun kanaatidir. Böyle bir davada bana “Dört-beş saatte konuş, avukatların da savunmasını bitirsin” derseniz, bugüne kadar verdiğiniz bütün emekler boşa gider.
109 arkadaşımın bazen tek bir eylemini yarım gün, bazen tam gün dinlediniz. Bu sizin takdirinizdi. Şimdi gelip 2 bin 500-3 bin yılla yargılanan Ekrem İmamoğlu’nun savunmasını kısıtlıyorum demeniz size zarar verir. Kürsünüze zarar verir, Türk yargısına zarar verir. Size verdiği zararı umursamıyorum; onunla siz baş başa kalırsınız. Ama Türk yargısı zarar görür.
Bu nedenle kararınızı hem kendinizi, hem heyetinizi, hem bu sürecin siyasi sorumlularını, hem bizim adımıza açıklama yapan siyasetçileri hem de Türkiye’nin yargısını düşünerek vermeniz gerekir.
Bir iki hatırlatma yapmak istiyorum. On gündür 203 uygulanıyor. Savunmamın hangi gün yapılacağı, hangi sırada olacağı konusunda bir dayatma yaşanıyor. “Ekrem İmamoğlu’nun savunması mutlaka 9 Temmuz’da bitecek” anlayışı izah edilemez.
Bugün burada ne konuşacağıma siz karar veremezsiniz. Böyle bir şey mümkün değil. Savunmamın içeriğini ben belirlerim. İddianamede, mensubu bulunduğum siyasi parti olan CHP’nin ele geçirilmesi sonrasında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde örgüt liderinin aday gösterilmesi amacıyla hareket edildiği iddia ediliyor. İşin temelinde Cumhurbaşkanı adaylığı var. Mevcut Cumhurbaşkanı’nın bu sürece nasıl dahil olduğu konusundaki düşüncelerimiz var. Ekrem İmamoğlu’nun Türkiye’ye bakışı var. Elbette burada yargılanan arkadaşlarımızın kendilerini savunmaları da var.
63 duruşma bitti. Tek bir delil, tek bir belge, tek bir ses kaydı bu salonda ortaya konulamadı. Biz iddia makamının yaklaşımını zaten hukuk cinayeti olarak görüyoruz. Ama sizden beklentimiz, Türk yargısının daha fazla yıpranmasına izin vermemenizdir. Kimsenin yere düşen Türk yargısına tekme vurmasına müsaade etmeyin.
Beni susturmanın ne faydası var? Dünya liderleri Türkiye’deyken, Ankara’da böyle bir atmosfer varken Ekrem İmamoğlu’nun susturulmasını hangi ülkeye, hangi muhataba izah edebilirsiniz?
Mahkeme Başkanı: İtirazlarınızı sabırla dinliyoruz. Bu programın bu kadar gecikmesine heyet olarak biz sebep olmadık. Yargılama boyunca savunma hakkına müdahale etmedik. Ancak iyi niyetli olmayan birtakım davranışlarla süreç bu noktaya getirildi.
Bizim sizi susturmak gibi bir durumumuz söz konusu değil. Bir program yaptık. Bu programı avukatlarınızın ve tüm sanıkların huzurunda açıkladık. İlk celsenin hangi gün tamamlanacağını söyledik. Buna rağmen sürekli uzatmaya yönelik pazarlıklar yapıldı. Bu nedenle iki gün fazladan süre kullandık. Bu süreyi de sizin savunmanıza ekledik.
Ekrem İmamoğlu: Hangi iki günü kaybettiniz sayın başkan? Hangi pazarlık?
Mahkeme Başkanı: Ekrem Bey, şu anda da aynısını yapıyorsunuz. Bakın, yargılamanın bir usulü var. Mikrofonu alıp…
Şu an huzurdasınız. Hakkınızdaki isnatlar belli, iddianame belli. Dört aydır yargılama sürüyor. Üstelik tensip zaptından duruşmaların başlamasına kadar da sekiz aylık bir süre geçti.
Burada artık iki seçenek var: Ya savunmanızı alacağız ya da savunma yapmıyorsanız susma hakkınızı kullandığınızı zapta geçireceğiz ve celseyi kapatacağız. Takdir sizin.
Silivri’deyiz.
İBB Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu kürsüde konuşuyor.
“Dün bu salonda değildim. En önemli sanık durumundaki Fatih Keleş’i dinleyemedim. Hakkım ihlal edildi. Bugün de gelip gelemeyeceğimi bilmiyordum. Geldim ve ne yazık ki avukatının savunmasının kesilmesini de izledim.
Gidişata baktığımda 9 temmuzda duruşmayı bitirmeniz için bana savunma yapmak için kalan süre 6-7 saatten ibaret.
Bakın Sayın Özdağ bir hakaret sıçlaması nedeniyle bir tam gün savunma yaptı.
Sayın Demirtaş 14 gün kesintisiz savunma yaptı.
Ben bu davada 149 eylem ve yüzlerce kişinin olduğu bir dosyada yargılanıyorum, bu kadar kısa sürede savunma yapmam nasıl beklenebilir?
Ekrem İmamoğlu gerçekten yargılanıyor mu, yoksa önceden verilmiş bir kararın uygulanması için bir sahne mi kuruldu? Biz ne izliyoruz Allahaşkına!
Adil yargılama hakkının bu kadar ayaklar altına alındığı bir yargılama çok enderdir. Türkiye yurttaşlarının en temel haklarını nasıl bu kadar rahatlıkla yok sayabiliyor. Trump’ın sırt sıvazlamasıyla ve NATO toplantısı nedeniyle Ankara’ya gelen ve dillerinden demokratik değerler tekerlemesini düşürmeyen o ikiyüzlü liderlerin sessizliğiyle mi bu zulüm yapılıyor bize? Bize diyorum. Çünkü Ekrem İmamoğlu şahsında bizler yargılanıyoruz. Elinden hakları alınan Ekrem İmamoğlu değil, bizleriz.
Şuradaki haykırış bizim haykırışımız. Boğazım düğümlendi. Korkunç, felaket, utanç verici zamanlar bunlar. Bu haykırışın bugün herkesin kulaklarında olması gerekir, olamıyorsa ne acı.
Fatih Altaylı:
"Ekrem İmamoğlu aynı gün üç ayrı davada yargılandı.
Bu, ne görülmüş, ne de görülecek bir şey.
Biliyorsunuz, bendeniz Türkiye’deki en kıdemli ‘sanık’ olabilirim.
45 yıla yaklaşan meslek hayatımda binlerce kez yargılandım.
Hakkımda binlerce dava açıldı.
Belki de Guinness Rekorlar Kitabı’na girebilirdim.
Haliyle binlerce kez savcı ve hakim karşısına çıktım.
Hiçbir dava da bir celsede bitmediği için, her seferinde hakim, takip edecek celsenin tarihi belirlerken dönüp kibarca sordu: “Şu tarih sizin için uygun mu?”
Aynı gün benim veya avukatımın ya da karşı tarafın avukatının başka bir yerde duruşması ya da bir seyahati falan varsa hakimler hep her iki taraf için de uygun bir tarih belirlediler.
Bu yüzden de Ekrem İmamoğlu’nun aynı gün aynı saatte üç ayrı mahkemede yargılanması çok da normal, sıradan, rastlanılabilir bir olay, “Öyle denk gelmiş” diye geçiştirilebilecek bir durum değil.
Bu çok açık bir “kasıt”.
Siyasallaşmış bir yargıya bile yakışmayacak derecede bir suiniyet!"
İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasında bugün yaşananlar, ceza yargılamasındaki usuli güvencelerin yok sayıldığı hukuka aykırı uygulamalar olup adil yargılanma hakkının açık ihlalidir.
Sanığın yargılamaya etkin biçimde katılması, müdafilerin savunma görevlerini bağımsız ve özgür biçimde yerine getirmesi, çelişmeli yargı ve silahların eşitliği ilkesinin ön şartıdır.
Ceza yargılamalarında bu usul güvenceleri vazgeçilmez olup, keyfi uygulamalarla esnetilemez ve zayıflatılamaz. İlgili mahkeme savunma hakkını sınırlayan ve adil yargılanma hakkını ihlal eden uygulamalarına hemen son vermeli, duruşma düzenini sağlamaya dönük yetkisini hukuk devleti ilkesiyle uyumlu kullanmalıdır.
Anne babanın yaşlanması büyük trajedi.
Seni güçlü kollarıyla avizeye kadar atan adamın, senin çocuğunun yerdeki oyuncağını alırken dizlerinin zorlandığını görmek çok gri.
İnsan bu griliği atlatamıyor. Biliyorsun, şanslıysan önünde son 10-15 yıl var. Biliyorsun, tüm hayatının tek tanıkları onlar.
Bazen durup dururken onlara masaj yapmak istiyorsun. Ağzındaki bardaktan eskisi gibi tiksinmiyorsun mesela. İçiyorsun.
Onlar hayatlarının son dönemine girerken, sen olgunluk çağına adım atıyorsun.
Bir de fark ediyorsun ki yaşlandıkça babana benziyorsun. Ayakların kalınlaşıyor, ellerin kütleşiyor. Eee, onun çocuğusun ne de olsa.
Baban yaşlandığında onu affetmeye başlıyorsun. Onun da ilk hayatıydı bu. Haliyle o da hatalar yaptı. Bir kısmını sana karşı yaptı. Lakin biliyorsun ki gösterse de göstermese de seni hep sevdi. Ve senin için uğraştı.
Bir gün anne babamızı toprağın altına bırakıp döneceğiz. Döndükten sonra kederli bir halde belki televizyon izleyeceğiz. O gün pek bir şey yiyemesek de ertesi sabah kahvaltı yapacağız.
Hayatımızın tek tam tanıkları ölmüşken, bir gün yeniden güleceğiz. Hayata devam edeceğiz.
Çocukluğu da gömüp geleceğiz işte.
Yol uzun, güneş soğuk...
The court’s decision to accelerate the debate in @ekrem_imamoglu’s trial, while even preventing him from being present in the courtroom, exposes the truth: @RTErdogan wants this political shame trial closed while all eyes are on the @NATO summit. He is wrong. Military alliances matter. But they can never become an excuse to ignore a mortal wound to democracy. Europe’s spotlight stays on İmamoğlu and on Turkey’s democrats.