Son yaşadığımız olaylarda hem babam hem annem gözaltına alınıp tutuklandı. Sosyal medya hesaplarının kapatılmasıyla sesimiz kısılmak istense de biz asla vazgeçmeyeceğiz. Atılan iftiralar asılsızdır, adalet er ya da geç tecelli edecek.
Bizde bu gönül bağı oldukça bizi parçalayamazsınız. Biz de böyle şerefli bir dava ve böyle güzel insanlar oldukça da bu gönül bağını koparamazsınız. Elhamdülillah böyle güzel bir hareketin içinde olduğum için..
#GönüllerBirOlsun
AlparslanHocaya Özgürlük
SemraHocaya Özgürlük
Ama biz biliyoruz ki Allah her şeyi görüyor. Haksızlığın da, gözyaşının da, sabrın da şahidi O.
Onlar yaşadıklarını Rablerinden bir lütuf olarak görüyor, sabrediyor ve derecelerinin yükselmesine vesile olacağına inanıyorlar. Teslimiyetleri tam, umutları Allah’adır.
3 buçuk yaşındaki kızım da diyor ki anne hocamız susmadı biz de Susmayacağız.Elhamdülillah ki çocuklarımız da bu şerefe nail oldular…
“Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir” (Bakara, 153) der yola devam ederiz…
TutuklulukZulmünü Bitirin
AlparslanHocaya Özgürlük
SemraHocaya Özgürlük
Bir babayı asılsız suçlamalarla iki küçük çocuğundan ayırmaya hiç kimsenin hakkı olamaz.
Üstelik çocukları, anlam veremedikleri bir ayrılığın ve yolculuğun içine mahkûm ediyorsunuz. Babalarını yalnızca bir saat görebilmek için saatlerce yol gitmek zorunda kalıyorlar.
Bir çocuğun babasına kavuşmak için saatlerce yollarda olması… Bir annenin çocuklarına bunu anlatmaya çalışması… Bir babanın evlatlarından uzak tutulması…
Bu, zulümden ,zalimlikten başka bir şey değildir.
Eşimi tanıyanlar bilir; sosyal, hareketli, yerinde duramayan, Allah rızası için gece gündüz koşturan bir insandır.
Böyle bir insanı, içi tamamen boş bir dosya ve gerçeği yansıtmayan iddialarla özgürlüğünden mahrum bırakmak; ailesinden, çocuklarından koparmak, başka bir şehre sürgün etmek ve tek başına bir koğuşa koymak… Psikolojik ve fiziksel bir işkencedir..
TutuklulukZulmünü Bitirin
AlparslanHocaya Özgürlük
SemraHocaya Özgürlük
Bugün eşim İzzet Daş ile kapalı görüşümüz vardı. Allaha şükür morali çok iyiydi. Tek kişilik bir hücrede kalıyor. Ancak yerinin iyi olduğunu söyledi. Kuran ve kitap okuyorum spor yapıyorum ben burada rahatım size dua ediyorum siz dışarıda daha çok yoruluyorsunuz dedi.
Sabah eşimin ilk görüşüne katıldık.Elhamdülillah onlar çok iyiler. “Bizler yüksek makamlara talip olduk.Yüksek makamların bedeli de yüksek olacaktır.Bugünler elbet geçecek.Burada Kuran ve kitaplarla hemhal oluyoruz.Bizi düşünmeyin Allah size sabır versin” dedi..
Annem ve babamın tutuklanmasının ardından ilk kapalı görüş için yola çıktık. Annem için Diyarbakır'a gidiyoruz. Oradan babam için Erzurum'a geçeceğiz. Biri çarşamba biri cuma günü.
İki görüşün arasında bir gün var. Toplamda 3 günümüz gitmiş oluyor. Şu an okul olmadığı için rahat gidiyoruz ama yakında çocukların okulu başlayacak. Her hafta 3 gün okulu aksatamayacakları için okul açılınca muhtemelen sık gelemeyecekler. Görüş günlerinin ard arda olması için dilekçe vereceğiz. İnşallah anlayışlı olurlar..
TalimatSaraydan BahsetmeyinHukuktan
SuçDeğil SusDosyası
FurkanHareketi Tertemizdir
HocamıSerbest Bırakın
SemraKuytulu SerbestBırakın
Öyle ki bazı olayların tesiri üzerinde uzun süre kalırdı.
Bazı acıları içine alır, taşırdı.
---
Kendisinde kibir emaresi gördüğümü hatırlamıyorum.
Kendisiyle konuşan insanın yaşına, eğitimine veya makamına bakmadan onu gerçekten dinler, karşısındaki insana kendisini önemli hissettirirdi. Bilgili bir insan olmasına rağmen, karşısındaki insandan bir şey öğrenmeye çalışırdı.
Bir meselede kendisinde bir hata gördüğünde de kabul ederdi. “Şurada şöyle yapsaydım daha doğru olurdu” diye öz eleştiri yapardı.
Bir de insanlarla beraberken çok güzel bir tarafı vardı: Kendisiyle vakit geçirmek güzeldi, sempatikti. Yeri geldiğinde espri yapar, ortamı yumuşatır, insanları rahatlatırdı.
İnsanlarla güzel geçinirdi.
Peygamber Efendimiz ﷺ şöyle buyuruyor:
> “Mümin, insanlarla iyi geçinen ve kendisiyle iyi geçinilen kimsedir.”
İzzet Hoca da insanlarla güzel vakit geçirilen, sohbetinden keyif alınan, gerektiğinde yaptığı bir espriyle ortamı yumuşatan bir insandı.
---
Peygamber Efendimiz ﷺ bir başka hadisinde:
> “Sizin bana en sevimli olanınız ve kıyamet günü bana meclisçe en yakın bulunacak olanınız, ahlâkı en güzel olanlarınızdır.”buyuruyor.
İzzet Hoca’yı düşündüğümde aklıma gelen şeylerden biri güzel ahlak.
Çünkü insanın karakteri, büyük iddialardan çok küçük davranışlarda belli oluyor.
Birinin önemli bir gününü hatırlamakta.
Bir kardeşinin cenazesine yetişmeye çalışmakta.
Bir arkadaşının ihtiyacını kendisi söylemeden fark etmekte.
Bir yanlışı düzeltirken karşısındakini kırmamaya çalışmakta.
Bir çocuğuyla geçireceği zamanı nasıl daha güzel hale getireceğini düşünmekte.
Kendi rahatından vazgeçip başkasının işini kolaylaştırmakta.
Gece geç saatlere kadar çalışıp ertesi gün yine aynı gayretle devam etmekte.
Ve bütün bunları yaparken yaptıklarını insanlara anlatmamakta.
---
Ben İzzet Hoca’yı böyle tanıdım.
Ben onun iyiliğine şahit oldum.
Onun inceliğine, merhametine, gayretine, tevazusuna ve fedakârlıklarına şahit oldum.
İzzet Hoca sadece hakkında konuşulan bir dosyadan ibaret değil.
O; ailesi olan, kardeşleri olan, çocukları olan, dostları olan, kendisinden bir şey öğrenmiş ve onun iyiliğinden nasiplenmiş çok sayıda insanın hayatına dokunmuş bir insan.
Ben de onlardan biriyim.
İzzet Hoca’nın özgürlüğüne kavuşacağı, ailesine ve sevdiklerine yeniden sarılacağı günleri görmeyi nasip et Allah’ım.
SuçDeğil SusDosyası
FurkanHareketi Tertemizdir
HocamıSerbest Bırakın
SemraKuytulu SerbestBırakın
Gelecek günlerde tanıdığım her biri hakkında yazacağım inşaallah demiştim.
Bugün İzzet Hoca ile başlayayım.
Yıllardır kendisinden iyilikten başka bir şey görmediğim, değerli bir komşum ve dostum olan İzzet Hoca’yı birkaç tweetle anlatmak kolay değil. Yine de onu tanımayanların, benim tanıdığım İzzet Hoca hakkında bir fikir sahibi olmasını istiyorum.
Çünkü bazı insanları anlatmak için “iyi insandır” demek yetmiyor. İnsanın iyiliği, çoğu zaman büyük sözlerde değil; kimsenin fark etmediği küçük ayrıntılarda ortaya çıkıyor.
İzzet Hoca sürekli kendisini geliştirmeye çalışan bir insandı. Fırsat bulduğu her boşlukta kitap okur, okuduklarını sadece bilgi olarak bırakmaz; üzerinde düşünür, analiz eder, hayatına nasıl aktarabileceğini düşünürdü.
Öğrendiği bir şeyin başkasının işine yarayabileceğini düşünüyorsa hemen paylaşırdı. Bir bilginin kendisinde kalmasındansa, başka bir insanın hayatına dokunmasını daha kıymetli görürdü.
Bir yanlış gördüğünde de görmezden gelmezdi.
Fakat bunu insanları mahcup ederek, küçük düşürerek veya kendisini üstün göstererek yapmazdı. Karşısındaki insanı incitmeden, en güzel ve en nazik üslupla doğrusunu anlatmaya çalışırdı.
Kur’an’da:
> “Kullarıma söyle: Sözün en güzelini söylesinler.”
buyrulur. (İsrâ, 17/53)
İzzet Hoca’nın karakterinde bunun karşılığını görürdünüz.
---
Çok ince düşünceli bir insandı.
Çevresindeki insanların ihtiyaçlarını, sıkıntılarını ve iyiliklerini sürekli düşünürdü.
Bir ihtiyacınız veya probleminiz varsa, siz daha ona bir şey söylemeden bunu çoğu zaman fark ederdi.
Fark ettiğini belli etmezdi.
Ama kafasının bir köşesinde o mesele dururdu.
Bir çözüm bulmaya çalışır, araştırır, düşünür; sizin için işe yarayabilecek bir şey öğrenirse hemen sizinle paylaşırdı.
Çevresindeki insanlara nasıl faydalı olabileceği, zihninin sürekli bir köşesinde duran meselelerden biriydi.
---
İnsanların önemli günlerini gerçekten önemserdi.
Bunun için telefonuna alarm kurduğuna bile şahit oldum.
İslami hassasiyetlerimiz gereği doğum günü kutlamıyoruz. O da zaten doğum günü kutlayan biri değildi.
Ama bir sohbet sırasında doğum günümün tarihini laf arasında duymuştu.
Tarihi not etmiş.
Günü geldiğinde beni aradı.
Mesele bir doğum gününü kutlamak değildi.
Mesele, sıradan bir sohbetin arasında duyduğu bir tarihi hatırlayıp, o günü bir nezaket ve muhabbet vesilesi kılmayı düşünmesiydi.
Böyle küçük ayrıntıları önemserdi.
Kardeşlerinin düğünlerine, cenazelerine ve önemli günlerine de çok önem verirdi.
Mutlaka katılmaya çalışırdı.
Mesafe, iş veya başka bir sebeple katılamadığında ise mutlaka telefonla arar veya mesajla ulaşırdı.
---
Zamanı çok kıymetliydi.
Ama az olan zamanını da yakınlarına ve akrabalarına mümkün olduğunca kaliteli şekilde ayırmaya çalışırdı.
Çocukları konusunda da aynı hassasiyeti görürdüm.
İslami hizmetin yoğunluğu sebebiyle onlara ayırabileceği zaman her zaman istediği kadar olmayabiliyordu.
Fakat “vakit bulamıyorum” deyip geçmezdi.
O kısıtlı zamanı çocuklarıyla nasıl daha güzel geçirebileceğini düşünürdü.
İşinin, sorumluluklarının ve yoğunluğunun arasında çocuklarına iyi bir baba olabilmenin yollarını arardı.
--
Çok kanaatkâr yaşardı.
Hocasından gördüğü bir hayat tarzını sürdürmeye çalışırdı.
Yüksek eğitimine, kabiliyetine ve potansiyeline rağmen dünyaya tamah etmemişti; hizmet hayatını seçmişti.
Kendi hayatında birçok zevkten, rahatlıktan ve imkândan yıllardır fedakârlık ediyordu.
Sabah erkenden ofise giderdi ve en geç çıkanlardan biri olurdu.
Çıkış saati çoğu zaman gece 23.00’ü geçerdi; yeri geldiğinde gece 2-3’e kadar çalışırdı.
Fakat yaptığı fedakârlıkları anlatmazdı.
Hatta zamanla bunları kendisinin bile artık “fedakârlık” olarak görmediğini düşünüyorum.
Sanki olması gereken buymuş gibi yaşardı.
--
İslam’a düşmanlık gösterenlere karşı tavrı sert olabilirdi.
Ama kardeşlerine karşı çok merhametliydi.
Ümmetin acıları gerçekten kalbinde yer tutardı.
Mazlumların başına gelen bir hadiseyi gördüğünde bundan derinden etkilenirdi.
—>devamı aşağıda:
Ağır FMF Hastası Ayhan Çalışkan Cezaevinde Zor Şartlarda Tutuluyor
Hukuksuzca tutuklanan Furkan Hareketi mensubu Ayhan Çalışkan, hayati risk taşıyan ağır rahatsızlıklarına rağmen zorlu cezaevi koşullarına terk edildi.
Ağır FMF hastası olan ve yakın zamanda karaciğer ile böbrek yetmezliği nedeniyle Adana Balcalı Hastanesi yoğun bakımında yatarak 1 ay diyaliz tedavisi gören Çalışkan’ın sağlık durumu endişe veriyor. Şu anda Adana Kürkçüler Cezaevinde sadece 6 kişilik koğuşta 23 kişiyle birlikte tutulan Çalışkan, temel su ihtiyacının dahi karşılanamadığı bu elverişsiz ortamda yaşam mücadelesi veriyor.
Yoğun bakım geçmişi bulunan ve düzenli takibe muhtaç ağır bir hastanın bu kalabalık ve insani olmayan şartlara mahkûm edilmesi, açık bir hak ihlali ve yaşam hakkını tehdit eden ağır bir zulme dönüşmüş durumda.
HocamıSerbest Bırakın
Özgürlükİçin Meydandayız
Hocamıza SürgünZulmü
Bugün üniversiteden bir arkadaşım aradı beni, nasılsınız? Dedi. Elhamdülillah dedim. Biraz yaşananlar üzerine konuştuk.. sonra bana dedi ki
" Vuslat sen bazen çok öfkeli konuşurdun seni o zamanlar pek anlamıyorduk neye bu kadar öfkelendiğini çözemiyorduk ama bugün anladık" dedi... Alparslan hocanın yanında olduğumuzu biz de kimseden çekinmeden söylemeye başladık dedi ne iftiralar atarlarsa atsınlar inanmıyoruz artık dedi sesini kısmak için yapıyorlar dedi... Allah ailesinin, kızlarının gönlüne ferahlık versin dedi artık hiçbir hocaya iyi bakamıyorum dedi hepsinin bu zulme sessiz kalışı aklıma geliyor ve dinleyemiyorum dedi... O kadar duygulandım ki, gerçekten ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar insanlar artık gerçekleri çok net bir şekilde görmeye başladı.. Artık hangi iftirayı atarlarsa atsınlar boş. Bu millet hocasını seviyor bu hareketi seviyor emin ve güvenilir olduğunu biliyor İslam davası için mücadele ettiğini biliyor ve bu namertleri perişan ediyor!
AlparslanHoca Savunması
FurkanaZulüm DevamEdiyor
FurkanHareketi Tertemizdir
HocamıSerbest Bırakın
Müvekkilim Semra Kuytul hanım ile bugün görüştüm. Tek kişilik, adına hücre denilen bir odada kalıyor. Fakat durumu ile alakalı bir şikayeti yok. Morali yüksekti, sağlığı yerindeydi. Her zamanki gibi güler yüzlüydü. Kalbim çok müsterih dedi. Soran, destek veren herkese de selam söyledi.
#SONDAKİKA
Alparslan Kuytul Hoca'nın Erzurum 1 Nolu Cezaevinde Tek Kişilik Hücrede Kaldığı Öğrenildi❗
SEVK DEĞİL, SÜRGÜN ❗
Dün Hukuksuzca Tutuklanan Alparslan Kuytul Hoca'nın Erzurum'a, eşi Semra Kuytul Hocahanım'ın ise Diyarbakır'a Sürgün Edildiği Öğrenildi❗
Alparslan Hoca, daha önce ki tutukluluklarında Bolu ve Ağrı'ya sürgün edilerek ailesinden koparılmış, kilometrelerce uzağa gönderilmişti!
AlparslanHoca SürgünEdildi
HocamıSerbest Bırakın
SemraKuytulu Serbest Bırakın