Mehmet Uçum : “AİHM Türk mahkemelerinin hiyerarşik üst mahkemesi değildir” diyor. Doğru.
“AİHM kararları ulusal mahkeme kararlarını doğrudan bozmaz” diyor. Bu da doğru.
Sonra bu iki doğrudan muazzam bir sonuç çıkarıyor:
“İhlal kararlarına uyup uymama yetkisi milli mahkemelere aittir.”
İşte orada hukuk trenden iniyor.
AİHS’nin 46. maddesi, taraf devletlerin AİHM’in kesinleşmiş kararlarına uymayı taahhüt ettiklerini söylüyor.
Takdir yetkisi, karara uyup uymamakta değil; kural olarak kararın nasıl uygulanacağında.
Üstelik Kavala kararında AİHM bu kez pek fazla bilmece de bırakmamış:
Kavala’nın mümkün olan en kısa sürede serbest bırakılması ve mahkûmiyetinin sonuçlarının ortadan kaldırılması gerektiğini söylüyor.
Sayın Uçum’un yeni hukuk teorisini doğru anladıysam, uluslararası sözleşmelere uyuyoruz; ama kararlarını beğenmezsek uymuyoruz.
Sonra buna da “milli yargı bağımsızlığı” diyoruz.
Bir de Türkiye AİHM sisteminden çıkarsa sistemin çökeceğini söylüyor.
Orası hukuk görüşü değil artık.
“Ben gidersem bu mahallede maç oynanmaz” özgüveni.
Asıl merak ettiğim şu:
Devlet imzaladığı sözleşmeye ancak işine geldiği zaman uyacaksa, hukukta “taahhüt” kelimesine bundan sonra ne anlam vereceğiz,,
Osman Kavala’yı iyi tanıyorum.
Halkların dostu, barış ve insan hakları savunucusu.
AİHM Büyük Daire’nin kararına uyularak serbest bırakılmalıdır.
Barış Adalet ile Olur.
Herkesin hakikat ve adalet arayışına
seyirci kalınmamalıdır.
Cem Küçük kirli medya düzeninde statü verilen, hiçbir düşünsel derinliği bulunmayan, çapsız ve seviyesiz onlarca isimden biri. Dilinden yalan ve iftira eksik olmadı. Gazeteci olmadığı açıktı ama hiçbir etik sınırı da yoktu. Yıllarca muhalifleri, gazetecileri suçlayıp konumunu sağlamlaştırdı. Yargılaması başlamamış insanlara itibar suikastları yaptı. Zaten bu haliyle bile yargılanması ve ekranlardan uzaklaştırılması gereken bir şahıstı. Fakat İhlas Yayın Grubu (TGRT Haber-Türkiye gazetesi) onu el üstünde tuttu. İktidara yakın bir medya aparatı olarak kendi konumunu farklı türden rant ağına dönüştürmüş olması da elbette sürpriz değil. Kim şaşırıyor buna? Kim “tahmin etmezdim” diyebilir? Bu uzaktan bakıldığında bile anlaşılabiliyordu. Esas önemli mesele, Küçük gibilerin uzun süreler faaliyet gösterebileceği bir düzenin inşa edilmiş olması. Medya bu düzenin bütünü değil, medyanın da içinde yer aldığı çürümüş bir sistem var ortada. Rasim Ozanlar, Cem Küçükler tek tek alınsa da bu yapı yerli yerinde durmaya ve yeni virüsler üretmeye devam edecek. Herkes birbirini bildiği için operasyon yiyene kimse sahip çıkmıyor. Kimse cezaevine gönderilenin arkasında durmuyor. Rezil, rezili bilir çünkü.
Sevgili komşularım,
Bu sabah yanınızda olamasam da her sabah olduğu gibi bugün de aklım ve kalbim Üsküdar’ın sokaklarında.
Tüm çalışma hayatımı gözden geçirdiğimde, olmayı hak ettiğim ve hayal ettiğim yer elbette nezarethane değildi. Ama sağlığım yerinde çok şükür. Sizlerin de vermiş olduğu destekleri avukat arkadaşlarımız bana ulaştırıyor, gerçekten çok mutlu oluyorum. Sizden haber almak, destek almak moral veriyor.
En yakın zamanda görüşmek ümidi ve sevgilerimle.
13 yıl boyunca “kaybederek” Erdoğan’a hizmet ettiler.
Dün, CHP birinci parti olunca saray operasyonunda görev alıp CHP’ye yeniden çökerek Erdoğan’a hizmet ettiler.
Bugün, CHP’yi kurultaya götürmeyip bölünmesini sağlayarak Erdoğan’a hizmet ediyorlar.
Yarın, Erdoğan’ın rakibine muhalefet ederek Erdoğan’a hizmet edecekler…