15 yıllık sürgünden sonra Assala yeniden Şam’da konser verdi.
https://t.co/XhreHMDN6r
🔻 2011’de Esad rejimine karşı sahnede özgür Suriye bayrağı açınca, Suriye Sanatçılar Sendikası’ndan atılmış, hakkında tutuklama kararı çıkarılınca da ülkesine dönememişti.
🔻 Esad’ın devrilmesinden sonra Şam’a dönen Assala’ya babası Mustafa Nasri’ye ait 2013’te satılan 100 yıllık ud da iade edildi
🔻 Bazı din adamları konserin iptalini istemişti ama Suriye Kültür Bakanlığı geri adım atmadı. Kültür Bakanı sahneye çıkarak Assala’ya ödül verdi.
Komedyen dostumuz Deniz Göktaş’ın avukatlarının bilgilendirmesi doğrultusunda; tutukluluğuna yapılan itiraz kabul edilerek bugün kendisi hakkında tahliye kararı verilmiştir. Ancak henüz cezaevinden dahi çıkamadan, gösterisindeki bir şaka gerekçe gösterilerek "suçu ve suçluyu övme" iddiasıyla yeni bir soruşturma açılmış, kendi isteğiyle ülkeye dönmüş olmasına rağmen; kaçma ve delilleri karartma şüphesiyle yeniden tutuklanmıştır.
Deniz’in avukatı ve tüm hukuk ekibi itirazları ve yasal süreçleri eksiksiz yürütmektedir.
Bir şakanın suç sayılmasını kabul etmiyoruz. Dostumuzun yanındayız; ilk gün olduğu gibi bugün de sürecin takipçisiyiz, olmaya devam edeceğiz.
TuzBiber
32 bin TL maaş alan bir vatandaş, aylık gelir ve giderlerini tek tek kağıda dökerek geçim şartlarını anlattı:
— “Maaşım 32 bin TL. Kira 15 bin TL, faturalar yaklaşık 5 bin TL. Motosiklet taksiti 3.200 TL, benzin de 1.000 TL. Eğlence için de ayda yaklaşık 500 TL harcıyoruz.”
— “Bunları çıkardığımızda elimizde yaklaşık 7 bin TL kalıyor. Çocuklar bir şey isterse bu parayla karşılamaya çalışıyoruz.”
— “Bir de aylık 12.500 TL yemek kartım yatıyor. Bununla 4 kişilik ailemizin et, tavuk, pirinç, bulgur gibi gıda ihtiyaçlarını karşılıyoruz ama 12.500 TL dört kişilik bir aileye yetiyor mu? Yetmiyor.”
— “Şüphesiz fakiriz. Bunu tatmak zorundayız. Böyle istenmiş, kaderimizde bu var.”
— “70-80 bin, 100 bin TL alanların yerinde olsam üç-beş tane ev alırım.”
⚠️ “Döner değil, sanki dayak yedik!”
Gazeteci Ahmet Konanç, Bodrum’da bir dönercide yaşadığı olayı anlattı:
• Sonra insanlar neden başka ülkeye tatile gidiyor filan…
• Bizzat yaşadım, akşam akşam ailemizin yanında, insanların içinde bize kendimizi kötü hissettirdi…
• Sırf bu adamın kötü enerjisi yüzünden Bodrum’a sanırım birkaç yıl gelmem…
• Altı üstü döner yiyelim dedik, küçücük dükkan, bir de kibarlık olsun diye “Abi sen bize ekmek arası yap dükkanı meşgul etmeyelim ayakta yeriz” dedik.
• Dönerin başındaki kaba adam homur homur bir şey dedi, anlamadım.
Arkasını bile dönmedi yüzümüze bile bakmadı.
• Yanında çalışanları sindirmiş ve kimse de araya girip müşteriyle durumu düzeltemiyor hemen anladım…
• Ben tekrar ettim: Ekmek arası alalım yolda yeriz…
• Yine bişeyler dedi, dayanamadım “Ne diyor?” dedim dükkandakilere…
• Kibar ama strese sokulmuş bir çocuk, “Yapamam” diyor dedi.
• Yahu neyi yapamıyorsun, dükkanda toplasan 20 kişi var, ben zaten paket istemişim sana kolaylık olsun dükkanı meşgul etmeyeyim diye…
• Ayrıca ne kaba şekilde sesini yükseltiyorsun insanların içinde?!?
• “Çok sipariş var uzun süre beklersiniz beyefendi” dersin olur biter.
• Kapıdan kovar gibi “Yapamam” diye bağırıp rencide etmek de ne birader?
• Bodrum’un göbeğinde altı üstü döner kesiyorsun ne bağrıyorsun insanlara?
• Girdim Google’a “Tepecik Döner” yazdım, bir sürü şikayet var zaten bu adamdan.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
Doğru, heyet değişmedi. Yalnız kısa bir bilgi vermek gerekirse, Mahkemenin verdiği kararlara karşı yapılan itirazları, takip eden numaralı mahkeme değerlendirir. Yani 40. Ağır Ceza Mahkemesinin kararını 41, 41 artık yok ise sıralama başa dönerek 1. AğCM değerlendirir. 40 ve 41 kapatıldığı için ve 40 Ağır Ceza Heyeti artık yeni numara alarak 33 olduğu için, 33'ün kararını 34'ün değerlendirmesi gerekir. Fakaaaaat.. 33'ün kararını değerlendirecek 34. Ağır Ceza Mahkemesi de kapatıldığı için, itirazları değerlendirecek mercii de değişti. Ve o yeni mercii, Aziz İhsan Aktaş Davasını gören 1. Ağır Ceza Mahkemesi oldu. Yani CHP'li belediyelerin davalarını gören mahkemeler, birbirlerinin denetim mercii oldu.
Ne güzel İstanbul di mi? 🤗
Doğu Demirkol, sevgilisiyle yürüyüş yaptığı sırada sevgilisin abdest alan adama verdiği tepkiyi anlattı:
🔹Bi tane kızla yürüyoruz Nişantaşı'nda. Orda abdest alan adama baktı ve şey dedi: "Adama bak" dedim. "Sokağın ortasında ayağını yıkıyo" dedi.
🔹Şadırvandan haberi yok. Dedim ki: "Orası abdest almak için yapılmış bi yer." "Tamam ama" dedi, "biz" dedi "Beymen'den çıkmışız, elimizde poşetler yürüyoruz şu anda" dedi. "Ben bu manzarayla karşılaşmak zorunda değilim" dedi.
🔹Onayladım biliyor musun? "Ben de değilim" dedim yani. Yani Türkiye, ne yaparsın dedim ya falan yani.
🔴 Koç Grubu'nun 100. Yıl Programı: İktidar temsilcileri, Bahçeli ve Özel, butlan kararı sonrası ilk kez bir araya geldi
📍 Rahmi Koç, Ali Koç, Devlet Bahçeli, Özgür Özel, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ve MHP'li Celal Adan protokol sıralarında yan yana oturdu
📸 @balaates