#İBBDavası'nda 2.Celse 28.gün
Bu sabah buraya 3.5 saat kelepçeli olarak getirildim
"Kızımı üç gündür görememeyi"
"Biri tuttu..biri vurdu"
Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'un tutuklu avukatı #MehmetPehlivan s��z aldı.
"Sayın Başkan, sayın heyet, sayın savcım;
Ben 16 aydır mesleki faaliyetlerim nedeniyle tutukluyum.
Mahkemenizden avukat olduğum için hiçbir zaman ayrıcalık istemedim, istemiyorum.
Diğer sanıklardan da daha fazla bir hakka sahip olduğumu, daha korunaklı olduğumu da iddia etmiyorum.
Ve özellikle son yaşadıklarım bir avukatın başına geldiği için de daha ağır şeyler değil.
Ağırlığı; bir avukatın bile başına geliyorsa..Kimsenin güvencesi olmadığı anlamına geldiği için ağır.
Sayın başkanım, heyetinizin 'tutukluğa devam' kararı verdiği günün gecesinde uykumdan uyandırıldım.
Dakikalar içerisinde 16 aylık hücrem, eşyalarım toplatılmam istendi ve nereye gideceğimi bilmeden bir cezaevi nakil aracının içine bindirilerek nakledildim.
Elbette Adalet Bakanlığının bir tutukluyu başka bir cezaevine nakletme yetkisi vardır, kanunda bu yetki var.
Ama bu yetkisi sınırsız değil; her yerde, her şekilde, istediği biçimde kullandırabileceği anlamına gelmiyor.
5275 sayılı Kanun'un 58. maddesi tutukluluğun barındırılmasında esas olanın yargılama yeri olduğunu söylemektedir.
Bunu esas kılmaktadır.
Nitekim benim yargılamam burada, Silivri'de ve haftanın 4 günü devam ediyor sayın başkanım.
En çok 58. maddesi de yine naklin 'eziyet verici olmaması' gerektiğini söyler sayın başkanım.
Ben az önce anlattığım şekliyle gecenin 3'ünde uyandırılarak... Bunun 'eziyet' olduğunu izah etmek için başka bir kelime bulmak istemiyorum, bulamıyorum.
Eziyetini, belirsizliğini, işte yasal açık görüş hakkımı, kızımı görememeyi falan bir kenara koyuyorum.
Hoş, 3 gündür koyamadım da bir kenara...
Koyduğumu varsayalım.
Bu yol, mesafe, arada geçen zaman konusunu en iyi siz heyetiniz biliyorsunuz; bunun nasıl bir eziyet olduğunu sayın başkanım.
Burada bir duruşmadan sonra siz dönüyorsunuz sayın başkanım...
Bazı duruşma akşamları biz de burada kendimize ayrılan yerde kalıyoruz.
Halbuki işte o konuşmanızda evinizin de buraya aslında çok uzak bir ilçede olmadığını söylemiştiniz.
İşte şoförleriniz de var malum sebeplerden ötürü. Kısa mesafe ve konfora rağmen o aradaki zaman ve mesafenin üzerinizdeki yoruculuğu sebebiyle siz bile burada kalmayı tercih ediyorsunuz sayın başkanım.
Belki sağlıkla ilgili birtakım sıkıntılarınız vardır...
Ben bu sabah 3,5 saat kelepçe eşliğinde buraya geldim sayın başkanım.
Sayın başkanım, burada sahiden tüm samimiyetimle heyetinizin hakkını teslim etmek istiyorum, teşekkür etmek istiyorum.
Bakanlık beni bir başka cezaevine nakletti...
Bir başka şehre, bir başka cezaevine nakletti.
Heyetiniz hemen cezaevine yazı yazdı ve sanığı duruşmada hazır etti.
Ben bu yazıdan şunu anladım: Bakanlık beni duruşmadan uzaklaştırmak istedi, heyetiniz benim duruşmaya gelişim için çaba sarf etti.
Mahkeme Başkanı:
"Bize cezaevi nakil bildirimi yapıldığında biz talep beklemeksizin yazdık.
Dün aramışlar, cezaevini aramışlar. Bugün sabah da aradık yine aynı şekilde. Bu şekildeki bir de günlük her duruşmada bu şekilde nakil gelip gitmenin çok sağlıklı olmadığını kanaatindeyiz. Bununla ilgili de görüşlerimizi yazacağız. Yani bizim durum değil de, ancak biz bu sorunu çözmek için elimizden geleni yapıyoruz."
Mehmet Pehlivan:
Tam olarak o sebeple zaten...
O zaman şöyle diyeyim; tamamıyla heyetinizin hakkını teslim etmek, teşekkür etmek istiyorum.
Bakanlık, yazınızın ve talebim olmaksızın cezaevine yazdığınız yazının,
Bakanlığın bu uygulamasına katılmadığınızı gösteriyor.
Bunu önemli gördüğüm için de tutanaklara geçmesini, kayıtlara geçmesini istedim.
Samimiyetimle belirtmek istedim.
Ama sayın heyet; hakkımızdaki hükmü siz kuracaksınız. Hakkımız, hukukumuz size emanet.
Tutukluk bu aşamada mahkemesine emanettir.
...
2 Ekim gecesi, gece yarısı, Çorlu Karatepe Kuyu Tipi Cezaevi’nden yüzlerce kilometre uzaktaki Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevi’ne sevk edildim. Bana makul, hukuki ve somut tek bir gerekçe dahi sunulmadı. Bunun yerine yapılanın “rutin bir uygulama” olduğu söylendi.
İnsanları gece yarısı uykularından uyandırıp dakikalar içinde eşyalarını toplatarak yüzlerce kilometre uzağa götürmek ne zamandan beri rutin?
Haftanın dört günü aralıksız devam eden duruşmaların tam ortasında, savunma hakkını fiilen kullanılamaz hale getirecek şekilde başka bir şehre sevk edilmek ne zamandan beri rutin?
Adını doğru koyalım: Bu, rutin bir uygulama değil. Bu eziyettir, zulümdür.
Sevk edilmeseydim, ayda yalnızca bir kez açık görüşte kavuşabildiğim kızımı görecektim. Sevkin özellikle gece yarısı, apar topar yapılmasının amacı bu muydu? Kızımı görmemi engellemek, canımı acıtmak mı istediniz?
Merakınızı gidereyim: Vurduğunuz yer acıdı.
Yargılarken de, kapattığınız cezaevlerinde de adaletin değil, eziyetin ve zulmün peşinden gidiyorsunuz.
Av. Mehmet Pehlivan
Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevi
Malumunuz, iktidarın siyasi muhaliflerinin olur olmaz gerekçeler ve uydurmalarla hapse atıldığı bir ülkedeyiz. “Tutuksuz yargılama esastır” ilkesini savunmaktan vazgeçmedik, vazgeçmeyiz elbette. Yine de bu prensibin neden her seferinde alengirli işlere bulaşan, suç delilleri de sabit olan iktidar mahfillerine uygulanmadığının bir yanıtı verilmeli.
“Nereden edinildiği de açıklanmayan toplam 163 milyon TL’yi eşiyle tek bir hisseye yatırıp kısa sürede 2 milyar 200 milyon TL’nin üzerinde para kazandığı ortaya çıkan fon soyguncularından eski bakan ve AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya neden hala tutuklanmadı” diye sormak elzemdir mesela.
Bu önemli hatırlatmadan sonra diğer konumuza geçelim.
Süzer Holding’i bilirsiniz; bilmiyorsanız İstanbul’da yaşayan herkes gibi "Gökkafes" olarak anılan Süzer Plaza’yı bilirsiniz. Belirtmeden geçmeyelim, Türkiye’deki Ritz-Carlton otel zincirinin sahibi de Süzer Holding. Holdingin yönetim kurulu üyesi ve veliaht Ali Baran Süzer, 2025 yılının sonlarında İstanbul’da, Akın Gürlek’in başsavcı olduğu sırada düzenlenen uyuşturucu soruşturması kapsamında bir grup şüpheliye birlikte gözaltına alındı. İlk etapta adliyeye sevk edilen 3 kişiden birisi tutuklanırken veliaht Süzer ve diğer şüpheli adli kontrol kararıyla serbest bırakıldı diye belirtip devam edelim.
Bu Süzer Plaza çok hareketli yer. CHP’nin İstanbul kayyımı Gürsel Tekin, defaatle bu Süzer Plaza’daki “Nobu” isimli restoranda görülüyor. Hem de kimlerle hem de kayyım olmasından önce... Ama daha önemlisi var: Son günlerin olaylı kurumu SPK de Süzer Plaza’da bulunuyor. Denilen o ki soruşturmalar vesilesiyle SPK ile yakından ilgili bakan da Süzer Plaza’daki en lüks dairelerden birinde kiracıymış. Hayli yüksek bir meblağ olan kirası ödeniyor mu? Ödeniyorsa memur maaşıyla nasıl oluyor bilmiyoruz. Bir de kiracısı olduğu lüks dairenin tadilat ve dayanıp döşenmesi kısmının da Süzerler tarafından karşılandığı söyleniyor. SPK’nin, Süzer Plaza’ya taşınmasına önayak olduğu kamuoyunda yaygın olarak kabul gören AKP’li iş insanı Davut Yasin Bilen var bir de… Bu dairenin sahibinin de o olduğu iddia ediliyor. Davut Yasin Bilen ile devam edelim. Bilen, Süzer Plaza’da yaşıyor (kaynak yaşatılıyor diye aktardı) ve iddiaya göre bir takım alengirli işlerin çözülmesinde ilgili taraflara yardımcı oluyor.
83 ya��ında olmasına rağmen her gün işinin başında olan baba Mustafa Süzer’in büyük bir hayali var. İstinye sırtlarında kendisine ait olan çok büyük bir araziye içinde alışveriş merkezlerinin de bulunduğu “Marmara” isminde bir konut projesini hayata geçirmek istiyor Mustafa Süzer. Ama bildiğiniz gibi bir yandan da Süzer Plaza’nın kendisi zaten kaçak. Usulsüz birçok işlemle oraya dikildi ve yıkılamadı. Bedrettin Dalan’ın belediye başkanlığı döneminde ruhsat izni verilen inşaatın durdurulup yapılanların yıkımı için sonraki belediye başkanları Nurettin Sözen ve Recep Tayyip Erdoğan çok uğraştı. Ama dönemin ANAP iktidarında yıkımın engellenmesi için Şişli ve Beyoğlu ilçelerinin sınırları değiştirildi. ANAP’lı Şişli Belediyesi'nden gerekli izin ve onaylar alınarak projenin önü açıldı.
(Meraklısı, Gökkafes diye anılan Süzer Plazanın hikayesini şu linkten okuyabilir: https://t.co/QxRYpeKy4a)
Her ne kadar her şey kitabına uydurulmuş gibi görünse de bu konu Demokles’in kılıcı gibi Süzerler üzerinde sallanıyor. Türkiye’de geçerli rejimin bir tek kişinin dudakları arasındayken ve yargı da o dudaklardan dökülecek söze çok kıymet verdiğinden kimsenin ve hiçbir şeyin garantisi yok. Bir de oğul Süzer gözaltında iken Süzer Plaza’da Davut Yasin Bilen’in ev sahipliğinde milyonlarca doların çok sık konuşulduğu hayli hareketli günler yaşanmış. Bu hareketli günlerde Süzerlere ait Bebek’teki villalardan da konu açılmış ama nihayetinde ortalık sakinleştikten sonra Akın Gürlek Ritz Carlton’daki dairelerden birinde kiracı olmuş. Tapu kaydının Davut Yasin Bilen adına olduğu öne sürülen daire, yeni taşınacaklar için tadilat yapıldıktan sonra içi de dayanıp döşendikten sonra teslim edilmiş. Dairenin 30 milyon TL tutan tadilat ve döşenmesi işlemleri de Süzerlere ait şirket tarafından gerçekleştirilmiş iddiaya göre. Dairenin kirasıysa 750 bin TL… Ritz Carltonda kiracı olan Gürleklerin üst kat komşusu uyuşturucu operasyonunda gözaltına alınan Baran Süzer, yan daire komşusu ise yine uyuşturucu soruşturması şüphelisi olan Ali Ulusoy. SPK’nin de içinde bulunması nedeniyle Elif Gülşah Gürlek, İstanbul’un trafik sorunuyla boğuşmadan evle işi arasındaki mesafeyi asansörle katediyor. Hatta yemeklerini de plazanın içindeki lüks restoranda yiyor.
Şimdi Akın Gürlek’e sorularımıza geçelim:
1-) Davut Yasin Bilen’in veya yakınlarından birinin Süzer Plaza’da dairesi var mıdır?
2-) Akın Gürlek ve eşi Elif Gülşah Gürlek bu dairede kiracı mıdır?
3-) Dairenin aylık 750 bin TL kira bedeli ödenmekte midir? Kim tarafından? Dekontlrı var mıdır?
4-) Dairenin 30 milyon TL tutan tadilat ve dayanıp döşenmesi maliyeti kim tarafından karşılanmıştır?
5-) Tapuda evin sahibi olarak görünen Davut Yasin Bilen‘le ne tür bir ilişkiniz vardır?
6-) Aynı zamanda SPK’nin yönetiminde olan Elif Gülşah Gürlek’in plazada bulunan “Nobu” isimli restorandaki yediği yemeklerin aylık 250 bin TL’nin faturası kendisi mi Bakan bey mi yoksa Süzer holding mi ödemektedir?
Deniz Göktaş'ın savunmasını yarım saatten uzun bir süredir dinliyorum. Böyle bir insana sahip olduğumuz için çok şanslıyız. Suçlamaya konu olan bütün suçlamaları dev bir metin tahlili ile engin Türkçe'siyle müthiş göndermeleri ile boşa düşürdü.
12:20 | Deniz Göktaş savunma yapıyor:
“Utangaç diktatör” tanımlaması, cumhurbaşkanına hakaret sayılmış. Hakaret değil; siyasi nitelemedir. Başka bir komedyen “demokrat” diyebilir ve benden daha çok güldürebilir. Bu tanım, komedyene ve tanımın yapıldığı alana göre değişir.
(Gözde Şeker)
Deniz Göktaş kürsüde nasıl bir insan olduğunu bir kez daha herkese ispat ediyor.
“Adliyede tutuklanmak için beklerken ters kelepçe yaptıkları yetmiyormuş gibi 3 kez sorulmasına ve reddetmeme rağmen adeta zorla Kemal Kılıçdaroğlu’yla görüştürüldüm. Sonra da tv’den beyanlarımın yalanlandığını oturup gülerek izledim”
“Yurda girdiğim ilk andan son ana kadar her polis niye döndün ki, sendeki fırsatlar bizde olsa dönmezdik dedikçe ülkem için üzüldüm.”
“Her videomu kendim tekrar tekrar yayınlamama rağmen delil karartma şüphesiyle tutuklandım”
“Arada serbest bırakıldım ama hücrede masterchef izlerken kendi kendime üç kez tekrar tutuklandım. İlk mahkeme hakkında tahliye kararı vermemiş olsa daha az suçum olurdu diye düşünüyorum.”
#DenizGöktaşSerbestBırakılsın
Deniz Göktaş’ın tutukluluğu, hukukçuların ikiye bölüneceği bir vaka değil.
İnce bir hukuki tartışma yok. Gri alan yok. “Ama şu açıdan bakarsak…” denilecek bir tarafı yok.
Zulümdür.
Durum bu kadar çıplak.
Bu çok ciddi bir olay. Bu olayın ağırlığını kavrayamayan, buna göre bir tutum alamayan, gerektirdiği politik karşılığı üretmekten kaçınan, toplumdaki sıkışmışlığı boğan herkes dönüp haysiyetini sorgulasın. Muhalefetiyle, medyasıyla. Bunu birkaç açıklamayla geçiştirmeye kalkmayın.
Çağın en iyi yatırımı psikolojik sağlamlılıktır dostlar. Bu umursamazlık değil,kendini yönetebilme becerisidir. Kırıldığında dağılmamak,haksızlık gördüğünde kendini tüketmemek, kaybettiğinde yeniden başlayabilmek,herkesin seni anlamasını beklemeden kendi gerçeğinde durabilmektir.
— KAPTAN Eda Erdem: "Cumhuriyetin bize açtığı yolda, Türk kadının ne başarabileceğini gösterdik.
Türk kadını mücadele etmeye ve kazanmaya devam edecek. Bu kupa hepimizin.” 🇹🇷
🎙️ Eda Erdem:
Biz bugün sadece bir şampiyonluk kazanmadık. Cumhuriyetin bize açtığı yolda Türk Kadınlarının neler başarabileceğini bir kez daha gösterdik.
Bizden önce yolu açanlar, bize inananlar ve bizden sonra gelecek olan tüm kız çocuklarına armağan olsun bu kupa.
Türk Kadını mücadele etmeye ve kazanmaya devam edecek. Bu kupa hepimizin. Bugün Avrupa'nın başkenti İstanbul. Bu gurur hepimizin.
Son dönemde okuduğum en güçlü yazılardan biri. İranlı Şark gazetesi yazarı Shahrzad Hemmati, Anavatan Nedir Neresidir Kim Karar Veriyor başlığıyla yazmış. Yazının tamamı çok güçlü, şu paragraf çok çarpıcı👇
"Toplumlar yalnızca kurşunlarla ve füzelerle yaralanmaz. Bazen bir toplum; enflasyonla, yaptırımlarla, internetle, ölüm haberleriyle, yarın kaygısıyla ve insana hiçbir şeyin daha iyiye gitmeyeceğini fısıldayan o sürekli duygu hâliyle örselenir. Uzun süre hayatta kalma modunda yaşayan bir toplum, zamanla neşeyle yaşamayı dahi unutur."