Dünkü paylaşımımdan direkt alıntı yapıldığı için beni kastettiğiniz anlaşılıyor. Ben müfettiş olduğum için sözü dosdoğru söyleme alışkanlığım var. Merkez denetim elemanları ve merkez kariyer uzmanlarının 20 senedir teslim edilmeyen haklarıyla ilgili yapılan her hamlede "ya hep ya hiç" diye ortaya çıkıp eylemler yaparak, mesleğe giriş ve yetişme koşullarınızın, hiyerarşik yapıdaki yerinizin, aldığınız sorumluluk ve yaptığınız fedakarlığın asla denk olmadığı bu çalışan kesimlerinin hakkını almasına engel oldunuz ve koca bir hiç aldığınız halde bunu üyelerinize zafer diye duyurarak sendikacılık tarihine geçtiniz. Bizler müfettiş olarak sendikaya üye olamıyoruz, ancak şimdi tüm merkez kadroları bir aradayız. Bizi sosyal medyadan hak aramak zorunda bırakan, bizi trollerle ve konudan bihaber gazeteciliği kendinden menkul tiplerle başbaşa bırakan, verdiği sözü tutmayanlara kırgınız. Hakkımızı alana kadar her mecrada mücadeleye devam edeceğiz.
#3sayılıcetveluyanıyor
Kamu memuriyet sistemi baştan düzenlenmeli.
Uzman, denetmen, müfettiş ve raportörler vb. binlerce memur, devletin karar ve denetim gücüdür.
📌Ancak bugün;
Maaşlar enflasyon karşısında eridi.
📌Kurumlar arasında benzer pozisyonlarda büyük ücret adaletsizliği var.
📌Liyakat ve kariyer sistemi şeffaf değil.
İYİ Parti olarak bu adaletsizliğin takipçisiyiz.
Kamu memurlarının sorunlarını çözüme kavuşturana kadar gündemde tutacağız. #KamuEmekçisi #KamuMemurları #Memur
@recep_muderris Hocam zaten 785 yazmışsınız, 740a isteyen varsa neyi düşünüyorsunuz. Piyasa şu an çok durgun, altının düşmesiyle birlikte hem insanların birikimi azaldı hem de eline az para geçen altın alıyor. 740 iyi teklif aracın kısmetini kapatmayın verin gitsin yoksa çok bekletir
“Teraziyi Kim Tuttu?”
Güzel bir ülkede, kimsenin çok konuşmadığı ama herkesin sırtına yük bindiren bir meslek grubu vardı.
Onlar sayıları saymaz, sayılmayanları bulurdu.
Gece ışıklar kapandığında çalışır, gündüz herkes uyanıkken hesap verirdi.
Uzun zamandır bir beklentileri vardı:
Yaptıkları işin ağırlığıyla orantılı bir karşılık.
Ne fazlası, ne eksiği.
Sadece hak edilen.
Bu beklenti konuşulmaya başlandığında, iki farklı ses yükseldi.
Birincisi sakindi.
“Elbette herkes değerlidir,” diyordu,
“ama emeğin değeri, yapılan işin sorumluluğuyla ölçülür.
Eşitlik, herkese aynı vermek değil;
hak edene hakkını vermektir.”
Bu ses teraziyi tutuyordu.
Bir kefede liyakat,
diğer kefede adalet vardı.
İkinci ses ise daha gürdü.
Kalabalıkların arasından konuşuyor,
mikrofonu elinden bırakmıyordu.
“Durun!” diyordu,
“Birine fazla verirsek düzen bozulur.
Herkes aynı olmalı.
Fark oluşursa adalet zedelenir.”
Bu sözler,
normalde hakkı savunması beklenen bir yerden gelince
herkes bir an durup düşündü.
Çünkü garip bir mantık vardı ortada:
Çok çalışanla az çalışan arasındaki farkı yok etmek,
adalet sayılıyordu.
Kalabalıktan biri fısıldadı:
“Demek ki bu ülkede adalet,
kimsenin rahatsız olmamasıymış.
Rahatsız olanlar zaten yıllardır sayılmıyormuş.”
Hikâye burada biraz komikleşti.
Çünkü hak almak için kurulan yapı,
hak verilmemesi için( @_aliyalcin_ )gerekçe üretmeye başlamıştı.
Teraziyi tutan ses yeniden konuştu:
“Biz kimsenin önüne geçmek istemiyoruz.
Sadece görünmez olmaktan çıkmak istiyoruz.
Liyakat adaleti bozmaz;
liyakat yok sayılırsa adalet çoktan bozulmuştur.”
Mikrofonu tutan ses bir an sustu.
Ama kalabalık artık susmuyordu.
O günden sonra herkes şunu fark etti:
Bir ülkede adalet,
teraziyi kimin tuttuğundan çok,
kimin tartıldığıyla ilgilidir.
Ve bazen,
en çok yük taşıyanlar,
en hafif sayılanlardır.
Ve artık mesele terazinin bozulması değildi.
Mesele, bozuk olduğunu bilenlerin susmasıydı.
Adalet, herkes rahat etsin diye eğilmez.
Eğiliyorsa, orada artık adalet yoktur.
Teraziyi tutamayanlar,
onu devirmekten söz etmeye başladığında
en ağır yük yine
en çok taşıyanların omzuna biner...
@avabdullahguler@mehmedmus@MKalayci42@ifarukaksu