Şeriat bir anda gelmez. Sinsi adımlarla, yavaş yavaş gelir. Önce kadının asli görevi analıktır denir. Sonra kadınlar yüzünden erkekler işsiz kalıyor denir. Eğitime ne gerek var denir. Ve bir gün bir bakmışsınız, kadının dışarı çıkması dahi yasak. Şeriat işte böyle gelir.
Bilecik'te bir köyde yaşayan kadınlar 'kadınlar kahvehanesi' kurdu. (AA)
"Evdekilere 'Sen çay iç, ben kahvehaneye gidiyorum' diyoruz. Tiyatro, saz ve dram eğitimleri alacağız."
Ahmet Minguzzi’nin annesi Yasemin Minguzzi’nin talebi, duygusal olarak son derece anlaşılır: Fakat bu talep, duygusal adalet ile sistemsel adaletin çarpıştığı noktayı temsil eder.
Bir yandan annelik hakkı vardır: Acısını haykırmak, değişim istemek, sesini duyurmak.
Ama öte yandan devlet, bir annenin adalet duygusuna göre değil, hukukun evrensel ilkelerine göre davranmakla yükümlüdür. Çünkü eğer her ağır suçta failin yaşı göz ardı edilirse, ceza hukukunun özü olan “kusurluluk ilkesi” ve “orantılılık ilkesi” ortadan kalkar.
Bu durumda, çocukları da “toplumsal intikam arzusunun kurbanı” haline getirmiş oluruz. Oysa devletin görevi yalnızca mağduru değil, her iki çocuğu da korumaktır: Hem hayatı elinden alınan çocuğu hem de suça sürüklenen çocuğu