Hepimiz sessiz bir inançla yaşarız: bir gün doğru sistemi kurduğumuzda, işleri yetiştirdiğimizde, hayatı nihayet rayına oturttuğumuzda asıl yaşamak istediğimiz hayat başlayacaktır. Heyhat ! O gün hiç gelmez.
Yapılacaklar listesi her zaman ömürden uzun, gelecek her zaman belirsiz, hayat hep pamuk ipliğine bağlı. Kusur hayatın içinde. Gerçek özgürlük, bu kusurluluğu bir eksiklik değil, insan olmanın ta kendisi olarak kabul etmekle başlar.
Mükemmel planı beklemek yerine kusurlu da olsa bugün bir adım atmak, dev hedefler karşısında donmak yerine taşınabilecek tek çakıl taşını taşımak, geleceği garanti edemeyeceğimizi kabullenmek lazım.
Hayatın en değerli anları zorla üretilemez, ancak kontrol gevşediğinde kendiliğinden gelir. Sıradan bir gün, asıl hayatın provası değil hayatın ta kendisidir; içimizden geçen cömertliği ertelemeden yapmak, belirsizliğe korkuyla değil merakla bakmak, sıradan eylemleri mesela bulaşık yıkamayı bile keyfe dönüştürmek mümkün.
Hayatı zapt ü rapt altına alma projesinden vazgeçtiğimizde hayat elimizden kaçıp gitmez. Tam tersine, bu kabullenişle ilk kez gerçekten elimize geçer. Anlamlı bir hayat sorunlarımızı çözdükten sonra değil, onlar hâlâ oradayken, bugün başlar.
şanslı ailelerde doğmamış tatil nedir bilmeyen herseyi ama herseyi mücadele yoluyla kazanmak zorunda olan kimseye muhtaç olmadan yaşayip kendi yolunda egitiminde hayatta kalmaya çalışan kızlarımızın da işçi bayramı KUTLU OLSUN
“Bu dünyanın nasıl bir yer olduğunu görünce üstüme öyle bir hüzün çöktü ki altında bir çiçek gibi ezildim. Onun için de bu masmavi dünyada ne kokum kaldı, ne rengim. Ben bir defterin iki sayfası arasında değil, milyonlarca insanın arasında kurutulmuş bir çiçeğim.”
[Şahsiyet]