İnsan bazen hiçbir şey istemeyerek hayal kırıklığı ihtimalini ortadan kaldırmaya çalışır.
“Bekleyecek bir şey kalmayana kadar beklemek” ilk bakışta dinginlik gibi görünse de aslında yaşamla kurulan bağın da yavaşça geri çekilmesidir.
Karakterin kalabalığa karışması da dikkat çekicidir çünkü bazen sokaklarda onlarca insanın içinde görünmez olmak ilişkilerde görülmenin yarattığı kırılganlıktan daha güvenli hissettirir.
İnsan zamanla arzularını, öfkesini ve beklentilerini bastırdığında incinme ihtimalini de kontrol etmeye çalışır. Ve fakat insan duygularını askıya aldığında yalnızca acıyı değil canlılık hissini de kaybeder.
Film boyunca hakimiyet fiziksel olarak var olan ama duygusal olarak dünyadan çekilmiş bir öznededir.
Dışarıdan bakıldığında sakin görünen bu halin içinde yoğun bir yabancılaşma hissi vardır.
“Hiçbir şey istememek.” cümlesi burada bir güç göstergesinden ziyade uzun süreli duygusal yorgunluğun sessiz bir sonucu gibi duruyor.
Çünkü insan hiçbir şey istemediğinde hayal kırıklığından korunabiliyor belki ama aynı anda yaşamla kurduğu temas da zayıflıyor.
Filmin öznesi kendini korumak için herkese kapıyı kapatıyor ve sonra içeride neden yalnız kaldığına anlam veremeyerek yaşamdan aldığı tadı da kaybediyor.
İnsanların bir ötekiyle var olduğunu, bir başkaları olmadan hayatta kalmaya çalışmanın güç değil kırılganlığa kapı araladığını anlamanızı ve birlikte varlığınıza anlam katacağını bildiğiniz birilerinin hayatınızda olmasını dilerim…
🎥 The Man Who Sleeps
bok gibi bi tavsiye, kırılmasından korktuğumuz vazoyu alır pamuklara sararız el üstünde tutarız. ha oldu da bütün çabaya rağmen kırıldı yapacak bi şey yok. ama biz kırmayız.