Her gün istisnasız ben. Başak burcu olduğum için mi yoksa yaşadığım hayal kırıklıkları ve yaş almanın yorgunluğu ile devam eden süreçte gelecekte pek bir umut görmeyip kendimi evime hapsettiğim için mi bilmiyorum.
Ya da hepsi.
İlginç bir pasaj okudum, diyor ki: “düşük statülü çevrelerde baskınlık işareti öfke, kavga ve saldırganlık iken; yüksek statülü çevrelerde başarı, prestij ve üretimdir.” Müthiş.
Biri sürekli başkalarını aşağılıyorsa, aslında kendisi düşük kültürel koşullardan geliyor demektir.
İYİLEŞMEK
Hepimiz bir yerde görülmeyi bekleriz. Biri bize baksın, ne demek istediğimizi anlasın, bizi düzeltmeye çalışmadan olduğumuz gibi kabul etsin isteriz. Ruhumuzdaki yaraların çoğu, bu bekleyişin karşılıksız kaldığı yerde açılır.
Çocukken yaşadığımız incinmeler, boğazımızda kalan sözler ve kimseye göstermediğimiz korkular zamanla kendimize dair bir hikâyeye dönüşür. Sevilmeyi hak etmediğimize inanırız mesela. Kimseye tam olarak güvenemeyiz. Ya da aynı acıyı başka yüzlerle, başka ilişkilerde yeniden yaşarız.
Bence iyileşme, kendi hikâyemize bir gün başka bir gözle bakabildiğimizde başlıyor. Bu çoğu zaman tek başına olmuyor. Sabırla dinleyen, acele etmeyen birinin yanında, yıllardır kendimizden bile sakladığımız duygulara yavaş yavaş yaklaşabiliyoruz. Anlaşıldığımızı hissettiğimiz an, içimizde çoktandır kapalı duran bir kapı aralanıyor. Bize gösterilen şefkat zamanla kendi iç sesimize karışıyor. Sonra bir gün kendimizle de aynı yumuşaklıkla konuştuğumuzu fark ediyoruz.
Birinin ruhuna yaklaşmak, onun hayatının bütün karmaşasına saygı duymayı gerektiriyor. Her acının kendi dili, her hayatın arkasında görmediğimiz bir geçmiş var. Değişmek isteyip de eski yarasına tutunan çok insan tanıdım. Aynı şeyi kendimde de gördüm. Alıştığımız acı, hiç bilmediğimiz bir hayattan daha güvenli gelebiliyor. Böyle zamanlarda belki yapılacak en iyi şey beklemek. Yargılamadan dinlemek, karşımızdakinin kendi hakikatine kendi adımlarıyla varmasına izin vermek.
Bana kalırsa iyileşme büyük anlarda değil, küçük karşılaşmalarda saklı. İçten bir ilgide, tam zamanında sorulmuş bir soruda, birlikte taşınan bir kederde. Başkasının hayatını kendi doğrularımıza göre biçimlendirmeye kalkmadığımızda, onun kendi sesini bulmasına yalnızca eşlik ettiğimizde gerçek bir yakınlık doğuyor. Birine verebileceğim en değerli şeylerden biri, onun kendisi olabileceği kadar güvenli bir yer açmak. Çünkü kendisini anlayan birinin yanında, zamanla kendini anlamayı da öğreniyor insan.
@ZamHaberAjans Konuşarak çözülebilecek şeyleri ne kadar da büyütüyorlar. Adam ne güzel evde uslu uslu oyun oynuyor.
Eminim kadının söylediği çoğu şeyi de yapıyordur. Lohusalık Sendromu bence. Bu nesil çok tahammülsüz. Sevgi ve saygı olsaydı aralarında o evlilik bitmezdi bu arada.
Hayata Mahkum, dış dünyada kendi mücadelesini veren bir kadın ile parmaklıklar arkasındaki bir adamın tahliye sonrası birbirlerine can simidi olmasını anlatıyor.
Mektuplaşmalar, telefonlaşmalar derken birbirlerine en güvenilir liman olmaları da cabası..🤍
#hayatamahkum
Netflix'te "Hayata Mahkum" diye bir filme başladım.
Bir mahkum adamla, hapishanedeki memur kadının arasında geçen duygusal bir hikayeymiş.
İki yalnız ruhun dokunaklı şeysi.😞
Bakalım nasıl?
https://t.co/w3rdU38ZEr