Dişi bukalemunların ölmeden hemen önce bir sürü renge büründüğünü öğrendim.
Biri de altına şey yazmış:
"Hayatını hep saklanarak geçirdikten sonra ölmeden önce renklerini göstermek ve
kendi olmak istedi."
Türkiye'de şöyle bi vedalaşma ritüeli var;
"Var mı bi isteğin?"
Ve cevaben "Canının sağlığı."
Dünyanın başka yerinde görmedim, çok incelikli bir diyalog…
Biri hayatından çıktığında dünya
küçülmez; aksine, o insanın kapladığı o devasa alan aniden boşaldığı için dünya ürkütücü bir şekilde genişler.
İşte o genişliği neyle dolduracağın,
senin kim olacağını belirler.
İnsan bir yaştan sonra, gerçekleştiremediği
kendinin de yasını tutar. Yas her zaman ölümle gelmez. Olamadığı kişinin, sustuğu anların, cesaret edemediği yolların, sahip olamadığı ihtimallerin ve yaşayamadığı hayatın yasını tutar. Bazı yaslarda kimseye başsağlığı dilenmez...
Hayat artık küsen, alınan ve sürekli idare edilmek isteyen insanları taşıyacak kadar uzun gelmiyor bana. İletişime açık olan, yormayan insanlar lazım. Diğer türlüsü ruhu tüketmekten başka bir şey değil;
o yüzden yormayan insan lükstür.
"Ayrıldılar...
Ve bir daha birbirlerini görmediler.
Fakat ikisi de küçük derenin kenarındaki söğüdü ve orada geçirdikleri güzel ilkbaharı ve yazı unutmadılar."