ben: sen bursa’lısın, pazar kısmetse şeyh kutsi’ye gideceğim
o: doktorlar kutsi mi? konseri mi var bursa’da?
some z kuşağı ekibe sahip olma problems adgjkkgddhj
bu yüzden bir insanın sözünden çok; kriz anındaki vicdanına, güç kaybettiğindeki tavrına ve çıkarı bittiğinde nasıl kaldığına bakın.
çünkü gerçek dönüşüm, seyirci varken değil; kimse alkışlamıyorken belli olur.
her narsist sonsuza kadar aynı kalır denemez ama bazı insanların merkezi o kadar derindir ki, değişim onların karakterine değil sadece maskelerine uğrar.
şükretmek çoğu zaman tahammül dayatması gibi görülüyor (beterin beteri var vs).
oysa şükretmek bu değildir; şükretmek, her şeyde O’nun izini sürebilmektir.
“çok güzel bir ilişkim var” = akıl sağlığı tam, işi gücü var, iyi niyetli bir insan.
yahu bu ilişki mi, sertifika mı? çerçevelet duvara as bari. psikoloji buna yoksunluktan kurulan bağ der; tasavvuf, ihtiyacın putlaşması. sevgi, onu boşluğu doldurma aleti yapınca manası solar.
doğru, eksildiğinde yalanlaşır.
eksik bilgiyle yanıltan, yalancıdan da beter bir iş yapar; karşı tarafın karar hakkını gizlice gasp eder.
bu yalancılıktan da öte karakterin sefaletidir, gönül fakirliğidir. koşarak uzaklaşılması tavsiye edilir.
insanın duyarsızlığı değil, seçici duyu üretmesi söz konusu. insan acıya dayanamaz ama başkasının acısına dayanıklı hale gelir. bu çifte standartlı "empati", merhameti içselleştiren değil, menfaatle şekillendiren bir duyu körlüğüdür. net.
denk geldim şimdi… nasıl güzel demiş.
''Benim için de Dua et'' diyorsun. Etmesine ederim de, ''Kendisi nerede?'' diye sorarsa; Ne diyeyim..? |Şems-i Tebrizi|
çok özel bir döneme giriş yaptık bugün itibariyle. mevlana celaleddin rumi’nin şu sözü recep ayının manevi atmosferini yansıtır:
"bu ay, yüreğini temizlemek için bir fırsattır. hangi yükle geldinse bırak; hangi karanlıkla doluysan boşalt."
"ne yaşadığının önemi yok, hangi yılda yaşadığının önemi yok. yaşarken nasıl davrandığın önemli" dedi. ne güzel dedi… (tasavvuf bakış açısıyla 2025’i dinliyorum)
hatta Dale Carnegie'nin "How to Stop Worrying and Start Living" (Endişeyi Bırak Yaşamaya Bak) kitabında yer alan "nankörlük de bekleyin" diye bir stres prensibi vardır. şahane detaylandırılmış yaklaşımlar var kitapta. en sevdiğim de, hayal kırıklığını azaltmak için olanı <3
birine iyilik yaparken beklentiye girmek, aslında egosal bir durumdur. karşılık görmeyince bunu 'nankörlük' olarak algılarsınız. oysa iyilik koşulsuz olsa, böyle bir duygu ortaya çıkmaz. şu soruyu sorun: "niye yardım ediyorum? güç kazanmak ya da değerli hissetmek için mi?" :)
iyiliği bir karşılık bekleyerek yapmak ya da etrafta dillendirmek yerine, tamamen saf bir niyetle yapmak, dönüşümün en güçlü şekilde gerçekleşmesini sağlar. bazen iyiliğin dönüşü görünmez, zaman alabilir, ama her zaman bir etkisi olur. saf bir niyet = evrenle pazarlığa girmemek.
sabahtan beri karşılaştığım istisnasız herkes (tanıdık, tanımadık) kibar, nazik, saygılı, güleryüzlü, mutlu. böyle günlerde nedense hep uzaylı istilasına uğradığımızı düşünüyorum…