Yardım faaliyetlerinin ve kurumlarının bile iktidar-muhalefet kampları arasında kutuplaştığı şu ortamda her iki tarafa da yaranamayan bir garip dava var 90’lı yıllardan kalan, akılda kalması kolay bir isim olduğu için çoğu kişi hatırlar ve fikir sahibi olduğunu düşünür ancak gerçekten bilgi sahibi olan kişi sayısı çok azdır. Muhalifler, sanıklar eski yol arkadaşları olduğu için iktidarın bir ayıbı olarak sık sık öne sürer bu davayı, iktidar ise 90’lı yıllarda trafik cezası yiyen dindarlara bile iade-i itibar törenleri düzenlemesine rağmen bu olay adeta yaşanmamış gibi davranır, hükmedilen rekor adli para cezasının adını anmaz, elindeki olağanüstü medya gücüne rağmen olayın faillerini aklamak şöyle dursun, konuyu gündeme taşımaktan bile imtina eder. Aslında benim boynuma da vazife değil bunları yazmak, kabuk bağlayarak kapanan bir yarayı açarak iyi mi ediyorum, onu da bilmiyorum ama dava dosyasına giren bazı evrakları gören ve yaşananları başından itibaren takip eden biri olarak vicdanıma ağır geliyor ismi her anıldığında “Bosna’ya toplanan yardım paralarına çöken kişi” olarak tahkir edilen bu kişi hakkında bildiklerimi içime atmak. Hazır NATO gündemi soğumamışken İslamcı camianın 30 yılda geçirdiği dönüşüme de ışık tutar belki anlatacaklarım.
Sevgili Mauro,
Bugün ayrılıktan değil, mirastan söz ediyoruz.
Artık Galatasaray formasını giymiyor olman, kalbimizdeki yerini değiştirmeyecek. Çünkü sen, 7’den 70’e her Galatasaraylının gönlünde taht kurdun.
Attığın goller, yaşadığın gol krallıkları, kırdığın rekorlar ve kaldırdığın kupalar bir yana; Galatasaray tutkusunu yaşadın ve milyonlara yaşattın.
Sen artık yalnızca kulüp tarihine adını altın harflerle yazdıran değil, Galatasaray’ın unutulmaz efsaneleri arasında sonsuza dek yaşayacak bir değersin.
Bir nesli Galatasaraylı yapan sevgili kaptan, bugün çocuklar “Galatasaraylıyım.” demekten gurur duyuyorsa bunda senin de büyük payın var.
Tüm Galatasaraylılar biliyor…
Böyle bir aşk unutulmaz.
🇹🇷 Ülkemizin bütünlüğünü bölmeye yönelik hain darbe girişiminin 10. yılında şehitlerimizi saygı ve rahmetle anıyoruz.
#15TemmuzDemokrasiveMilliBirlikGünü
Ümraniye’de saat 11’den sonra köprüye çıkan yollar, ana caddeler hınça hınç dolu iken, hareket edilemez durumdayken; iki adım ötesindeki Ataşehir emniyet önünde 3-5 kişi sabah kadar nöbet tuttuk.
Allah korudu fakat girişim başarılı olsa sokağa alkışlamaya çıkacak olan çoktu.
Anadolu Ajansı olarak ulaştığımız görüntüler, 15 Temmuz gecesi hastane koridorlarında verilen zamana karşı yaşam mücadelesini yeniden hatırlatıyor.
O gece sağlık çalışanları, yaralıları hayata bağlayabilmek için zamanla yarıştı. O fedakarlık hafızalardan silinmeyecek.
Kurmay Albay Sait Ertürk 15 Temmuz’da yanına aldığı üç uzman çavuş ve üç polisle eski görev yeri olan 66. Zırhlı Tugay'a gidip, tankların ve mühimmatların çıkışını engelleyerek Şehit oldu.
Her kahraman kendi tarihini yazar.
Bu akşamki yemekler aziz hatırası adınadır.
Rahmet olsun.
#EvvelceGidenlereSelamOlsun
Hayırseverler olarak insani yardıma devam edeceğiz elbette, iyilik için güvenilir yolları mutlaka buluruz. Pireye kızıp yorgan mı yakılır?
📌Bir kıssa:
Bir gün yaralı bir kuş, Kadı’ya gelerek derviş hırkalı birinin kanadını kırdığını söyleyip şikâyetçi olur.
Kadı, adamı huzuruna çağırır. Adam kendini savunur: "Kadı hazretleri, kuş benden kaçmadı, ben de teslim olacağını sanıp yakalamak istedim, o esnada kanadı kırıldı."
Kadı kuşa döner: "Kuş, o sana sinsice yaklaşmamış, neden kaçmadın?"
Kuş:
"Efendim, üzerinde derviş hırkası gördüğüm için kaçmadım. Hırkasına güvendim, 'Allah'tan korkar, bana zarar vermez' dedim. Avcı olduğunu bilseydim hemen uzaklaşırdım."
Kadı kuşu haklı bulur ve tam adama kısas hükmü verecekken kuş araya girer:
"Aman efendim, sakın kolunu kırdırmayın! Kolu iyileşince yine aynı şeyi yapacaktır. Siz asıl üzerindeki derviş hırkasını çıkartın. Çıkartın ki; benim gibi o kıyafete aldanıp başkaları mağdur olmasın."