İlişkileri görmek çok şeyi anlamamızı sağlar…
Şu Diyarbakır adını değiştirip Amed olarak telaffuz edenler bu şehrin Büyükortadoğu projesinin kalbi olacağını da ima ettiler.
Yugoslavyada olduğu gibi ilk adımlar müzikle sanatla futbolla atıldı. Birden bir spor klübü ortaya çıktı adı Amedspor oldu. Yöneticisi Narin Nadirova Kazakistan ve dünyada şubeleri olan Home Credit Bank CEOsu. Kendisini kürt ekonomist ve aktivist olarak tanıtıyor.
Babası ise Ermenistanda milletvekili..,
Bu ve benzer konuları kurcalamayı ihmal etmeyin…
BU MECLİSİN YENİ ANAYASA YAPMA YETKİSİ YOK!
Kimse kendi kendine gelin güvey olmasın!
Sistem tıkır tıkır işliyor, planlar perde arkasından yürütülüyor olabilir... Ama unuttukları, halktan gizledikleri devasa bir HUKUKİ DUVAR var!
Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’ndan, Yeni Anayasa ve Başkanlık heveslilerine sarayları titretecek, ezber bozan tarihi uyarı geldi!
"Eğer Cumhurbaşkanı 'gözlerimi kaparım, işimi yaparım' dese bile; SEÇSİS ile her şey kurgulansa bile... BU MECLİS YENİ ANAYASA YAPAMAZ!"
İŞTE SİSTEMİ KİLİTLEYEN 3 BÜYÜK GERÇEK!
Mevcut parlamento istese de, zorlasa da hukuken sıfır noktasındadır. Neden mi?
📍YETKİ SINIRLI: Bu meclis, halktan sadece 5 yıl boyunca yasama (kanun yapma) yetkisi almıştır; devleti sıfırdan kurma yetkisi değil!
📍NAMUS YEMİNİ: Meclisteki her bir milletvekili, mevcut anayasaya sadakat yemini ederek o koltuğa oturdu.
Kendi namus yeminini çiğneyerek anayasa değiştiremezsin!
📍YETKİSİZLİK: Yukarıdaki iki somut nedenden dolayı, mevcut meclisin yeni bir anayasa yapma HUKUKİ YETKİSİ YOKTUR! Hukuken hükümsüzdür!
GERÇEK BİR ANAYASA İÇİN GEÇİLMESİ İMKANSIZ OLAN O
3 AŞAMA:
Eğer gerçekten yeni bir anayasa yapılmak isteniyorsa, o gizli planlar değil, şu "Kırmızı Çizgiler" uygulanmak zorundadır:
👉1. ADIM: Önce halka sorulacak! Halk yeni bir anayasa istiyor mu, istemiyor mu? Referandum şart!
👉2. ADIM: Halk "Evet" derse; barajsız, tam demokratik bir seçimle sadece bu iş için bir "KURUCU MECLİS" kurulacak!
👉3. ADIM: Kurucu Meclis'in hazırladığı o taslak, tekrar halkın onayına (ikinci referanduma) sunulacak!
Bunların dışındaki her yol, hukukun katledilmesidir!
VATANINI SEVEN HERKESE AÇIK ÇAĞRIDIR!
@Yarın Kendi Elinle İdam Fermanı Yetkisini Verecekmisiniz?
Bu hukuki gerçekler kulaktan kulağa yayılmasın diye sansürleniyor, üzeri örtülüyor!
Eğer ülkenin geleceğini, Cumhuriyet'i ve haklarını korumak istiyorsan... Bu gerçeğe kör kalma!
ŞİMDİ PAYLAŞ, HERKESİ UYANDIR, OYUNU BOZ!
SABİH KANADOĞLU IŞIKLARDA YAT DEVRİN DAİM OLSUN SAYGI VE ŞÜKRANLA YAD EDİYORUM..🇹🇷🇹🇷🇹🇷🙏🙏🙏😢😢
Şu aşağıda gördüğünüz "Lider", Cumhurbaşkanı seçildikten 6 yıl sonra dünya çapında tarihin gördüğü en büyük ekonomik kriz yaşandı.
Yani (1929) Büyük Buhran.
Kriz Amerika ve Avrupa'da başladı...
★Milyonlarca insan işsiz ve evsiz kaldı.
Almanlar bile ısınmak için karşılıksız bastıkları paraları yakmak zorunda kalmıştı.
(ABD elinden tutmuştur Almanya'nın)
Sanayi ülkeleri, tarım ülkelerine muhtaç oldu...
★Mustafa Kemal Atatürk ne mi yaptı?
682 nolu (1925) kanunla (682 Her Nevi Fidan ve Tohumların Meccanen Tevzi ve Devlet Uhdesinde Bulunan Arazinin Fidanlık İhdası İçin Ziraat Vekaletine ve İdarei Hususiyelere Bilabedel Teffizi Hakkında Kanun) vatanın, bir zamanlar padişahların kişisel malı olan tüm ekilebilir arazilerini, öküzüyle beraber çiftçiye bedava dağıttı.
Osmanlı döneminde ekenden ekmeyenden, evlenenden bekar kalandan ya da hayvanını kaybedenden bile vergi alınırdı...
★Atatürk tüm bu lüzumsuz vergileri kaldırdı..
Ekildi, biçildi.
Verimli üretim için çağdaş tarım okulları açtı.
Okuma bilmeyeni millet mektebine çağırdı.
Bir an evvel okuma öğrenilsin diye yeni alfabeyi getirdi..
★Sonunda Avrupa'ya döndü ve "Malımı alanın, malını alırım." dedi. (Kliring Sistemi: Kliring, ülkeler arasındaki iki yanlı ticaret anlaşmalarının temelde malla ödemeyi öngören bir türü. Kliringde anlaşmalı ülkeler arasında ithalat ve ihracat işlemleri döviz kullanılmadan mahsup ve takas yoluyla ve kliring kurumları aracılığıyla gerçekleştirilir...)
Sanayi ülkelerine yüksek fiyattan tarım ürünü sattı.
Kazandığı her kuruş parayla da bir başka fabrika açtı.
Bir yandan da sanayiye yatırım yaptı.
★"Atatürk hiç borç almadı." derler. Bu bilgi tam olarak gerçeği yansıtmıyor.
Doğrusu ise, Atatürk'e kimse borç vermek istememiştir.
Nitekim bulduğu parayla fabrika açıyordu.
Mesela Rusya'dan alınan borç ile Karabük Demir Çeliği açmıştır...
★Bu "Yüce Adam"ın ülkesi, tarihin gördüğü en sert küresel buhrandan yara almadan çıktı.
Hem de iktisatçısı yokken!
Okuma yazma bilmeyen çiftçisiyle yaptı bunu.
Bu başarıyı incelemek için İngiltere'den maliyeciler gelmiştir...
★Çobandan pilot, kağnıdan uçak çıkaran "Adam"dır
GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
Nusret Öker
@TOPRAK_2_ Ben Rus değilim ama , anlatılan tecrübeleri ben de çok sık gözlemliyorum ve bu yüzden gittikçe yalnızlaşıyorum. Ama , tercihim bu.. Kendi doğrularım benimle ..
Rus kadın çok haklı.. Hep negatif’e odaklı bir toplumuz ne yazık ki..
Ama bu durum , çook eskilere dayanan bir algı ..
*Hala hakkında yeni şeyler öğreniyorum, hayretim ve hayranlığım arttıkça artıyor..*
**
Dünya tarihi bir sıfatın sadece Mustafa Kemal’e verildiğini yazar..
Dünyada O'ndan başka hiçbir liderin alamadığı bir sıfattır bu..
Hangi sıfat mı?
Bir insan doğumundan ölümüne kadar ya bir askerdir, ya bir devlet adamıdır, ya çevrecidir, ya tiyatrocudur, ya sanatçıdır, ya arkeologdur, bir şeydir. Ama bunların hepsi birden olabilen dünyadaki tek lider Mustafa Kemal ATATÜRK olduğu için dünyada; “KÜLTÜR ANTROPOLOĞU” sıfatı verilebilen tek lider de Mustafa Kemal’dir.
'KÜLTÜR ANTROPOLOĞU nedir, ne değildir?Uzun uzun başınızı ağrıtmayacağım. Hadi gelin 5 Mayıs 1935, Ahlatlıbel’e gidelim.
Ahlatlıbel Ankara yakınlarındaki kazıların başladığı yer biliyorsunuz. Bütün arkeoloji kazılarının yapılma emrini veren Mustafa Kemal, müzelerin açılma emrini veren de Mustafa Kemal. Ama bugünkülerde olduğu gibi açın, kazın, imza, öyle değil. Nasıl yetişmiş inanın, 25 yıllık araştırmacıyım hiç anlamadım..😞
Bakıyorsunuz Efes kazıları başlıyor iki kere gidiyor. Konya‘da Asar kazıları başlıyor başında. Bir de bakıyorsunuz Ahlatlıbel kazıları başlamış başında. Toprak alıyor, ölçüyor, biçiyor. “Ya, ne yapıyor Mustafa Kemal?” diyorlar. Çankaya’ya gidiyor, Çankaya’da üç gün üç gece hiç uyumadan; uyumamak için alnına ıslak bezler koydurmuş, birilerini çağırıyor, telefonlar ediyor, bir heyecan, bir telaş...
Üç gün sonra; “Gelin, diyor Ahlatlıbel’e gidiyoruz”. Hemen geliyor, diyor ki; “arkeologlar toplanın..”
Biliyorsunuz başlarında büyük arkeoloğumuz Zübeyir KOŞAY var. Bu Zübeyir KOŞAY’ın bire bir anısıdır. Toplanıyorlar. Mustafa Kemal heyecanla;
“Kazdığınız yer yanlış, şurayı kazmanız gerekir” diyor.
Yabancı arkeologlar; “El insaf paşam. Anladık iyi askersin, iyi devlet adamısın ama yani bu iş de bizim işimiz, niye karışıyorsun” der gibi aralarında birkaç şey oluyor ama emir büyük yerden..
Başlıyorlar Mustafa Kemal’in gösterdiği yeri kazmaya. Sonuç mu?
Bütün bulgular oradan çıkar..
İnat uğruna, ceplerinden ödeyip kendi dedikleri yeri kazarlar hiçbir bulguya rastlanamaz.
Bunun üç gün sonrası, ATATÜRK Galip ARCAN’ın yazdığı “Sırat Köprüsü” adlı piyese davetlidir. Piyesin başında mutludur, biraz sonra sinirlenmeye başlar, bir müddet sonra bitince;
“Bana Galip ARCAN’ı çağırın!” der.
Galip ARCAN gelince;
"Bu piyesi siz mi yazdınız?" der. “
" Evet paşam, ben yazdım”.
" Hayır, bu bir "Bolunun Flor Doranj" adlı Boldvilin'in aynen çevirisi. Neden bunu belirtmediniz? Hakkınızda soruşturma açtırıyorum” diyecektir.
Buna benzer pek çok anıyı da okuyunca ne dedim biliyor musunuz? Samimi konuşacağım inanın sizlerle. Dedim ki;
“A be Atam, Boldvilin’e varıncaya kadar ne zaman okursun?
Ne zaman kafanda tutarsın?”
Ve o sırada ne yaptım biliyor musunuz? Yirmi yıllık araştırmacıydım, ATATÜRK’le iddiaya girmek gibi, dedim ki; “Senin başında durmadığın, ilerletmeye çalışmadığın bir alan bulmak benim boynumun borcu olsun..”
O sırada da “Sanat ve ATATÜRK” adlı araştırmamı yapıyorum. Baktım resimde Türk tarihinde ilk resim sergisini o açıyor, heykelde dinin etkisini kaldırıyor!!!
Ama karşıma yedinci sanat dalı geldi. Ne? Sinema. Dedim; “herhalde burda iddiayı kazandım”.
Heyhat, baş yönetmen Cezmi AR, başrolde Mustafa Kemal, film çekiyorlar. Ve Cezmi Ar Mustafa Kemal’e tabi Cumhurbaşkanı ya, diyemiyor; şöyle dur, böyle dur, diye. Diğer oyunculara şiddetle bağırıyor. Atatürk; “Gel Cezmi gel, diyor. Burda başkomutan sensin, ben bu işi bilmem. Önemli olan işin iyi çıkması. Bana da aynı şiddet ve hiddetle bağıracaksın..”
Cezmi AR hayatının son günlerinde “Ben bir daha asla öyle bir oyuncuyla çalışmadım..” diyecektir.
Prof. İlknur GÜNTÜRKÜN KALIPÇI
İspanya Başbakanı Sánchez:
"İspanya’nın yalnız kaldığını duymuş olabilirsiniz. Biz yalnız değiliz, biz bir öncüyüz.
Asıl yalnız kalacak olanlar, savunulması mümkün olmayan zulmü savunmaya devam edenlerdir."
“Bu öğrenci, mezuniyet törenine kedisini de yanında götürmüş, teşekkür ve minnettarlık olarak, çünkü sınav günlerinde onunla sabaha kadar uyanık kalıyormuş.
Ben bu ince duygulara sahip insanlar vicdan ve merhametleri ile örnek insanlardır.”
Kemal Kılıçdaroğlu'nun ihaneti ile alakalı en muhteşem paylaşımı Cem Seymen yapmış
*Öfkeliyiz. Çevremdeki herkes çok kızgın. Kimse Kemal Kılıçdaroğlu ismine tahammül bile edemiyor şu anda
*Televizyonlara çıkıyor mağdur edebiyatı yapıyor bir de. Kayyumluğu kabul etmeseymiş kaymakamlar mı yönetseymiş CHP'yi. Böyle diyor
*Kendi seçmenine gerizekalı muamelesi yapıyor, alemi aptal yerine koyuyor. Hiç sıkılmadan. Zerre umursamadan. İnsanların öfkesi biraz da buna
*Kemal Kılıçdaroğlu'nun son kurultay süreci ve sonrasındaki konumunu bu gözle okuyabilir miyiz?
*Bence evet. Neden mi?
Bakın, yıllarca bu ülkede 'sarayın yargısı', 'talimatla çalışan mahkemeler' diyerek adaletsizliğe karşı yürüyen, meşruiyetini bu eleştiri üzerine kuran bir lider düşünün
*Sonra bir gün bir kurultay yaşanıyor ve aynı lider, koltuğu geri almak uğruna, tam da hayatı boyunca eleştirdiği o yargı mekanizmasının sunduğu bir can simidine sarılıyor: Mutlak butlan kararı
*İşte kırılma noktası tam olarak burası. Bu durum, 'Partiyi kayyıma bırakamazdım' ya da 'Hukuki haklarımı kullandım' gibi rasyonalize edilmiş kılıflarla açıklanamaz
*Eğer iktidarın tek taraflı güç dinamiklerinin aparatı haline gelmiş bir yapıdan medet umuyorsanız, şeytanın temsilcisiyle masaya oturmuşsunuz demektir
Gençlik “nereye gidiyor?” değil, biz neyi gözden kaçırıyoruz?
Sorun gençlerde değil;
📍ailede başlar
📍okulda şekillenir
📍toplum ve medyada büyür
Çocuklar sonuçtur, sebep değil.
Anlayış+sınır = sağlıklı gelişim.
Disiplin bazen zorlanmaktır.
Ve o zorlanma, gelişimin ta kendisidir