Bu iddia doğru mudur?
@adalet_bakanligi @TC_icisleri
22 Ekim’de Ankara Batı Adliyesi’nde Tolgahan Demirbaş’la bir görüşme gerçekleşti mi? Gerçekleştiyse, kimler katıldı ve hangi usulle izin verildi? Hukuk, kişilere ve siyasi kimliklere göre değişmektemidir yoksa?
#SinanAteş
FETÖ artığı bu kadının Türk ulusunun kurucusu ve değerleri hakkında bunca zaman bu kadar cesaretle konuşabilmesinin arkasında kim var?
Utanmadan “Türkiye zaten çok kutuplaştı” diyor bir de…
Sanki Türkiye Cumhuriyeti devletine “katil devlet”, Atatürk’e “diktatör” dememiş, Kemalist döneme “zalimlik” etiketi vurmamış, iftira atılan Ali Tatar canına kıyarken şerefli Türk Silahlı Kuvvetleri’nin askerlerinin eşlerine soyunmalarını önermemiş, olası bir iç savaşta arkasına bile bakmadan “ilk kaçacak” kesimin Sunni Türkler olduğunu söylememiş gibi!
Tüm bunlar provokasyon değil de nedir? !
“Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama Suçu” ile yargılanmasına engel olan nedir? @adalet_bakanlik
Doğrudan Türk milletini, kurucu vizyonunu ve değerlerini her fırsatta hedef alarak, büyük katkısının olduğu gerilimi tırmandırıyor.
#baro #seçim #istanbulbarosu
#mustafakemalinaskerleriyiz
#NeMutluTürkümDiyene
@Babaishakk Padişah VI.Mehmed'in onayı ve Şeyhülislam Mustafa Sabri'nin fetvası ile karar 10 Nisan 1919 saat 17.20'de infaz edildi.
Son sözü olarak mahkemede söylediği şu sözler kayda geçti:"Ben bir Türk memuruyum, aldığım emri yerine getirdim.Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar."
İdam edilen Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Beyin cenaze namazını imamlar ve müftüler İngiliz işgal Kuvvetleri ve Osmanlı Devletinden korkup camiye sokmayarak kılmayınca, Kadıköy Mecidiye Bektaşi Dergahınına götürülerek dergah postnişini Ahmed Münib Baba Erenler tarafından kaldırılarak Dergah yakınındaki Kadıköy Kuşdili Mahmut Baba Mezarlığına defnedilmiştir.
Kemal Beyin cenazesi Kadıköy Mecidiye Bektaşi Dergahından mezarlığa götürülürlen!🔻
Timur'la bu programda çok sayıda vali ve kaymakamın da fonlarda olduğunu anlatmıştık.
Timur, Muğla Valisi'ni bugün yazdı.
Sömürgeleştirilmediği müddetçe bir ülke böyle soyulamazdı. Bunu başardılar işte!
İsrail’de siyasi iktidar ile ordu arasında son derece ciddi bir kriz yaşanıyor.
İsrail’in Kanal 12 televizyonunun haberine göre, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Eyal Zamir, Başbakan Netanyahu’nun İran’a karşı yeni bir askerî harekât başlatılması yönündeki talimatına itiraz ederek kapsamlı değerlendirme ve yazılı yetkilendirme istedi. Netanyahu ise anlaşmazlık iddiasını reddediyor.
Bu gelişme, siyasi liderlerin kişisel çıkarları ile devletin güvenlik çıkarları çatıştığında, askerî kurumların gerektiğinde “hayır” diyebilmesinin önemini ortaya koyuyor.
Tarih boyunca ekonomik ve siyasi bakımdan sıkışan liderlerin savaşa başvurarak veya mevcut savaşları uzatarak iktidarlarını korumaya çalıştıklarını gördük. Netanyahu da bunun günümüzdeki en çarpıcı örneklerinden biri.
İsrail halkının sürekli savaş tehdidi ve çatışma ortamında yaşama iradesi giderek aşınıyor. Hakkında soykırım suçlaması nedeni ile ICC tarafından yurt dışında tutuklama kararı olan Netanyahu’nun ülkesini dört cephede çatışmaya sürüklemesinin askerî, ekonomik ve siyasi bedeli artık daha fazla sorgulanıyor.
Bu çerçevede 27 Ekim seçimleri öncesinde yapılan anketlerde 2015-2019 arasında Genelkurmay Başkanlığı yapan Yashar (Dürüst) Parti Başkanı General Gadi Eisenkot’un Netanyahu karşısında öne çıkması dikkat çekicidir. 2023 yılında bir çatışmada oğlunu kaybeden General Eisenkot’un yükselişi, yalnızca seçmenlerin değil, İsrail güvenlik çevrelerinin de Netanyahu siyasetinden uzaklaşmasının bir göstergesi olabilir.
Diğer yandan eski Genelkurmay Başkanı Benny Gantz’ın oyların bölünmesini önlemek amacıyla partisi Mavi Beyaz'ı seçimlerden çekmesi ve bu kararını savunurken ''Oyların bölünmesini istemiyorum. Netenyahu ülkeyi felakete sürüklüyor'' demeci de bu sürecin önemli bir parçası.
Bu yaşananlar gösteriyor ki bir ülkenin ordusu, iktidarını korumaya çalışan siyasetçinin kişisel savaş aracına dönüşmemelidir. Demokratik denetim, güçler ayrılığı, denetleme ve denge, siyasi liderin her kararına sorgusuz itaati öneleyen mekanizmalardır. Devlet yönetiminde kişisel hırs ve çıkarlar değil, hukuka, kurumsal sorumluluğa ve devletin uzun vadeli çıkarlarına bağlılık esastır.
İsrail’de yaşananlar, Netanyahu’nun savaş siyasetinin artık yalnızca toplumda değil, devletin güvenlik kurumlarında da sorgulandığını gösteriyor. Savaşla iktidarını korumaya çalışan bir liderin karşısına, sonunda kendi devletinin kurumları da çıkabiliyor.
NİHAT GENÇ’İ ANIYORUZ
Büyük yazar Nihat Genç’i anma etkinliğinde buluşuyoruz.
Belgesel gösterimi, konuşmalar ve Sabahat Akkiraz’ın müzik dinletisiyle Nihat Genç’i saygı ve özlemle anacağız.
Büyük Türk milletini bekliyoruz.
Atatürk tam da bu nedenle Cumhuriyeti vicdanında "milli bir sır" olarak sakladığını söylüyor.
Gerçek şu ki, cumhuriyet, özellikle de laik Cumhuriyet, Atatürk'ün eseridir, en büyük eseridir.
8️⃣ Vatanı kurtarmak için yan yana gelen silah arkadaşları Rauf Orbay, Refet Bele, Ali Fuat Cebesoy ile Atatürk'ün yolları işte böyle ayrıldı.
- Atatürk, saltanatı kaldırdı.
- Atatürk, hilafeti kaldırdı.
- Atatürk, Cumhuriyet'i kurdu ve bu arkadaşları karşı çıktı.
Meselenin özü şuydu:
Atatürk bir devrimciydi...
Bu silah arkadaşları ise reformcuydu...
Mevcut düzeni devirmeksizin, statükoyu geliştirerek politik ve sosyal değişimlere ulaşmaktı amaçları…
Osmanlı'nın da sonunu getiren Tanzimat kafasıydı bu! Ve devrimciler ile reformcular arasındaki mücadele 1839 yılında ilan edilen Tanzimat'tan beri sürüyordu!
Atatürk, Tanzimat reformuyla tam kurtuluşun sağlanamayacağını bilecek donanımda gerçekçi bir devlet adamıydı.
Savaşta kazandığını masada kaybetmek istemiyordu; hedefi tam bağımsız Türkiye idi…
Cumhuriyet ilanı, Türk tarihinin en büyük devrimi oldu. Tanzimat reformcuları yenildi.
Cumhuriyet devrimcileri kazandı...
🇹🇷🇹🇷🇹🇷
#YaşasınCumhuriyet #29Ekim #29Ekim1923 #CumhuriyetBayramı
7️⃣ Atatürk devam eder :
– "Peki, ne yapmamı istiyorsunuz?"
– "Yarın çık kürsüye denileni yap."
– "Verin bir kâğıt kalem..."
Ancak gece yarısı bağ evinde kâğıt bulamazlar. Mustafa Kemal cebinden çıkardığı sigara paketinin kağıdına şunları yazar:
"Günü geldiğinde Padişahımızla ilgili kararı, en yüce icrai organ olan Türkiye Büyük Millet Meclisi verecektir."
Yüksek sesle okudu ve sordu:
- "Bunu yarın çıkıp okursam, sizce Meclis tatmin olur mu?"
Rauf Bey rahatlamıştı;
- "Hah, işte bu olur. Bunu çık, yarın kürsüden oku."
O Meclisten padişah aleyhinde bir karar çıkmazdı. Masadaki komutanlar rahatladılar. Ama sofra, buz gibi olmuştu.
Ayrıldı Gazi....
Etlik sırtlarından yeni bir gün ışıyordu. O günden itibaren, bu arkadaşlarıyla yollarını ayırmak zorunda olduğunu görmüştü. Ertesi gün kürsüye çıktı ve yazdıklarını aynen okudu. Meclisle ve komutanlarla bir tartışmaya girmeden bu krizi atlatmalıydı.
Öyle de yaptı.
Kolay olmadı Cumhuriyeti kurmak.
Bu kararı, kardeşlerinden bile sakınmak zorundaydı Gazi...
6️⃣ Mustafa Kemal, bu sözlerden sonra karşısında oturan Refet Bele'ye döner bir de ona sorar;
– "Sen ne düşünüyorsun Refet?"
– "Ben de Rauf Bey'in düşünce ve görüşlerinin hepsine katılırım Paşam" der. "Gerçekten de bizde padişahlıktan ve halifelikten başka bir idare şekli söz konusu olamaz…"
Bu kez Atatürk Fuat Paşa'nın düşüncesini öğrenmek ister. Paşa Moskova'dan yeni döndüğünden durumu, halkın duygu ve düşüncelerini daha yeterince incelemeye vakit bulamadığından söz ederek, görüşülen konu üzerinde kesin bir düşünce ve görüş ileri süremeyeceğini bildirir ve özür diler...
5️⃣ Mustafa Kemal, Rauf Orbay'ın bu sözlerine karşılık olarak ona bir soru yöneltir;
– "Peki Rauf, sen ne düşünüyorsun Padişah hakkında?"
– "Bir defa ben Müslümanım, o da bir halife, o taraftan ona bağlıyım. Üstelik benim babam Padişahın Baş mabeyniydi.Padişahın ekmeği benim babamın boğazındaydı, o ekmek şimdi benim gırtlağımda... Kardeşim ben yediğim ekmeğe ihanet edemem ve etmem. Dolayısıyla ben elbette Padişahlığın rejim olarak devam etmesini isterim. Kemal, biz senin arkandan geldik. Sen vatanın kurtulması adına harekete geçtin, sana hemen destek verdik. Bizim rejimle ilgili bir sorunumuz yok. Biz de bu vatanın kurtulmasından yanayız ama Padişahtan kurtulmaya değil.
Bizde milleti ve kamuoyunu elde tutmak güçtür. Bunu ancak, herkesin erişemeyeceği kadar yüksek görülmeye alışılmış bir makam sağlayabilir. O da saltanat ve hilafet makamıdır. Bu makamı ortadan kaldırıp onun yerine başka nitelikte bir makam getirmeye çalışmak felakete ve büyük acılara yol açar. Bu da asla doğru olamaz…"
4️⃣ Ankara Hükümeti'nin meclisi çelişkiler içindeydi. Bir yandan vatanın kurtulması için çalışırlarken, diğer yandan Ankara'ya ilerleyen Yunan ordusunu, Mustafa Kemal'in kışkırttığını, eğer o olmasaydı Yunan ordusunun İzmir'de kalacağını düşünüyorlardı. Madem ki Mustafa Kemal yüzünden Yunan ordusu harekete geçti, o halde bu sorunu onun halletmesi gerekiyordu. Ancak öte yandan Başkomutanlığı Mustafa Kemal'e verirlerse Padişahlığa zarar gelmesinden korkuyorlardı.
3️⃣ Yıl 1922 ve henüz Cumhuriyet ilan edilmemişti. Mustafa Kemal ve dört arkadaşı Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele ve Rauf Orbay hep beraber Refet Bele'nin bağ evinde toplanmışlardı. Daha yemeğe başlamadan Rauf Orbay doğrudan söze girdi:
– "Kemal, bu yemeği biz veriyor gibi görünmesine rağmen aslında yemeği vermemizi bizden isteyen Meclistir; kardeşim, Meclis senden korkuyor."
– "Nasıl yani? Meclis benden neden korkuyor?"
– "Meclis, saltanat makamının belki de hilafetin ortadan kaldırılması görüşünün benimsenmiş olduğu endişesiyle üzgündür. Senin Cumhuriyeti kurmak istemenden korkuyor."
– "Ne demek o? Bu korku nereden geliyor?"
– "Orasını bilmem ama evlerde toplantı yapıyorlar. Bu toplantılarda ne kararlar alıyorlarsa ertesi gün mecliste gelip bunları konuşuyorlar. Sen sinirlisin diye sana hiç gelmiyorlar, ben Başbakan'ım diye gelip bana söylüyorlar. O yüzden benden seni yemeğe çağırmamı ve sana durumu anlatmamı istediler. Senden ve senin ileride benimseyeceğin tutumdan şüphe etmektedirler. Bu bakımdan Meclis'e ve dolayısıyla millet ve kamuoyuna güven vermen gerektiğine inanıyorum. Yarın senin Mecliste kürsüye çıkıp milletin huzurunda Cumhuriyeti kurmayacağına, Padişah'a dokunmayacağına dair söz vermeni istiyorlar. Bu sözleri vermezsen seni Başkomutan seçmeyecekler."
2️⃣ Yakın arkadaşlarının çoğu, onun gibi entelektüel olamadıkları için onun bu davranışlarını tuhaf karşılıyorlardı. Cumhuriyet, ağızlarda olan bir kelimeydi sadece... Hiçbir yönetim şekli saltanat ya da padişahın yerini alamazdı onlar için... Padişah kötü olabilirdi ama Padişahlık Sistemi ve Hilafetin dokunulamaz bir makam olduğunu düşünüyorlardı.
1️⃣ Mustafa Kemal, sık sık oyun haline getirdiği Cumhuriyetçiliği oynuyor gibiydi. Kendi kafasında değerlendirdiği arkadaşlarına görevler verip bakanlıklara tayin ediyordu. Bu oyunlarda bir arkadaşını Maliye Bakanı yaparken, diğerine Dış İşleri görevini veriyor, bir başkasını Başbakan yapıyordu. Bunu açık açık arkadaşlarına da söylemekten çekinmiyordu. Bu davranışlarını şaşkınlıkla izleyen arkadaşları ise;
– "Hadi bizler bakan olduk, peki sen ne olacaksın?" diye soruyorlardı.
Mustafa Kemal;
– "Sizleri o görevlere getiren kişi olacağım, yani Cumhurbaşkanı..."
diye cevapladığında sene 1908'di.
ATATÜRK'ÜN CUMHURİYET RÜYASINA GÖLGE DÜŞÜREN YAKIN ARKADAŞLARI
Mustafa Kemal, Cumhuriyet fikrine o kadar sarılmıştı ki, arkadaşları ile sohbet ettiği her fırsatta aynı konuyu gündeme getiriyordu. Bir keresinde arkadaşlarından biri;
- "Senin bu dediklerini yapabilmek için Padişah olmak gerek." dediğinde cevabı;
- "Yoo hayır, çok daha fazlası." olmuştu. 👇
Malum tiplerin Türklere "siz Anadolu'ya dün geldiniz, biz binlerce yıldır buradayız" demesi çok komik. Binlerce yıldır Anadolu'da olduğunu iddia edenlerin tek bir eseri yokken dün geldi dedikleri Türklerin Anadolu'nun her yerinde sayısız eseri çıkıyor.