ÖZGÜRLÜK SOKAKTA!
Bütün varlıklarını, yoksulluğumuzun ve yok oluşumuzun üzerine kuranlar örgütlüler. O halde bizden çaldıklarını geri almak için tek yolumuz örgütlü mücadele!
Bu düzenin bize yoksulluktan, sömürüden, baskıdan ve ölümden başka bir şey getirmediği ortadadır. Geleceğimize ipotek koymuş, özgürlüğümüzü dört duvar arasına almış bu düzenden kurtuluş sandıkta değil sokaktadır.
Kendisine biat etmeyen gençliği sefaletle ve yasaklarla terbiye etmeye çalışan AKP-MHP iktidarının ördüğü dinci kuşatmayı, bilimsel-laik eğitim mücadelemizle kampüslerde, özgür ve eşit bir yaşam kavgamızla da sokaklarda parçalayacağız!
Özgürlüğümüzü ve geleceğimizi kazanmak için kavgaya omuz vermeye, örgütlü mücadeleye çağırıyoruz!
Formu doldur, bize katıl!⤵️
https://t.co/Ps2xkAvQQO
16 yaşındaki Tunahan Kaya, Ağrı Merkez'de çalıştığı inşaatta yüksekten düşerek yaşamını yitirdi!
Ders sıralarında olması gereken bir çocuğun şantiyede ölmesi; yoksulluğun, güvencesizliğin ve çocuk emeği sömürüsünün sonucudur.
Sermaye düzeni çocukları eğitimden koparıp çalışma yaşamının içine itmiş, denetimsizlik ve iş güvenliği önlemlerinin alınmaması, patronların kâr hırsı yeni ölümlerin önünü açmıştır. Tunahan'ın ölümü, çocukları çalışmak zorunda bırakan politikaların ve emekçilerin yaşamını hiçe sayan sömürü düzeninin bir sonucudur.
Çocukların çalışırken değil, öğrenirken var olması gereken bir ülkede her çocuk işçi ölümü için sorumlular hesap vermelidir!
Bileşeni olduğumuz NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Gençlik Birliği olarak Ege Üniversitesi kampüsünde, terör örgütü NATO'nun katliamlarını sergileyip bildirilerimizi dağıttık.
7-8 Temmuz'da Ankara'da yapılacak olan NATO zirvesine karşı bütün öğrencileri mücadeleye çağırıyoruz!
Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi öğrencisi Zehra Kaçar, kaldığı KYK yurdunda 6. kattan düşerek hayatını kaybetti.
Kırklareli Üniversitesi'nde okuyan mühendislik öğrencisi Halil İbrahim Gökşen mezuniyet gününde odasında hayatına son verdi.
Dün gece ise Ege Üniversitesi Eczacılık öğrencisi Zeynep D.Ç. kaldığı KYK odasında içtiği ilaçlarla yaşamına son verdi.
Arka arkaya yaşanan bu ölümler, gençliğin içinde bulunduğu koşulları bir kez daha gözler önüne seriyor. Geleceksizlik, ekonomik kriz, barınma sorunları, artan yaşam maliyetleri ve öğrencileri yalnızlığa iten politikalar karşısında yetkililer sessizliğini korumaya devam ediyor.
Öğrencilerin güvenli, sağlıklı ve insanca yaşayabileceği koşulları sağlamak da kamusal sorumluluğun bir parçasıdır. Gençlerin yaşamlarını kuşatan sorunlar görmezden gelindikçe, yaşanan her acı olayın ardından yapılan rutin açıklamalar toplumun vicdanını rahatlatmaya yetmeyecektir.
Bu ölümlerin tüm yönleriyle aydınlatılması, gerekli soruşturmaların şeffaf biçimde yürütülmesi ve öğrencileri bu koşullara mahkum eden politikaların sorgulanması gerekiyor. Gençliğin yaşam hakkı, geleceği ve güvenliği için sorumlular derhal hesap vermelidir.
“Düşmanı yenecek işçi sınıfımıza selâm!
Paranın padişahlığını,
karanlığını yobazın
ve yabancının roketini yenecek işçi sınıfına selâm!”
63 yıl önce bugün komünist şair Nazım Hikmet ölümsüzleşti. Ömrü sürgünlerde ve tutsaklıklarda geçen Nazım’ın tarafı her zaman belliydi: işçi sınıfının, emekçilerin ve ezilenlerden yanaydı.
Onun şiirlerini yasaklayanların adı bugün hatırlanmazken, Nazım’ın dizeleri hâlâ dilden dile dolaşıyor; meydanlarda, sokaklarda ve eylemlerde gençliğin dilinde marş olup yankılanıyor.
Memleket hasretiyle ölen Nazım, bugün memleketinin dört bir yanında devrimcilerin büyüttüğü kavganın, meydanlarda yükselttiği bayrağın ve özgürlüğün sesi olmaya devam ediyor.
13 yıl önce Ali İsmail bu ara sokakta polisler ve esnaflar tarafından dövülmüş, doktor ise Ali İsmail’i tedavi etmeyerek katledilmesine ortak olmuştu. Katilleri tanıyoruz; Ali İsmail’in ve tüm Gezi şehitlerinin hesabını soracağız.
Gezi Şehitleri Onurumuzdur!
13 yıl önce Gezi Direnişi sırasında polis tarafından katledilen Ethem Sarısülük anmasına polis saldırdı.
Barikatlarınız, polisleriniz, biber gazınız bizi yıldıramaz! Gezi’nin isyanını kuşanarak Gezi’de düşenleri anmaya devam edeceğiz.
Ethem için, Ali İsmail için, Berkin için yine geleceğiz. Onların düşünü gerçekleştirmek için geleceğiz!
Gezi biziz, yine geleceğiz!
Şimdi senin uzanıp yattığın otlarda
Yarın yeni bir yeşillik büyüyecek
1 Haziran 1971’de İstanbul Maltepe’de Mahir Çayan'la birlikte kuşatıldıkları evde direnerek ölümsüzleşen Hüseyin Cevahir’i anıyoruz.
Onun ismi, gençlik hareketinin her döneminde "Mahir, Hüseyin, Ulaş Kurtuluşa Kadar Savaş" sloganıyla meydanlarda haykırıldı.
Türkiye’de işçi sınıfının kurtuluşu için mücadele eden 68 kuşağı devrimcileri; emperyalizme ve sömürüye karşı, halkın kendi iradesiyle kuracağı eşit ve özgür bir toplumu hedeflediler.
68 kuşağının mücadelesi bugün de sokaklarda, kampüslerde ve direniş alanlarında yankılanmaya devam ediyor. Cevahir’in sesi ve mücadelesi, gençlik hareketinin içinde yaşamayı sürdürüyor.
Mahir, Hüseyin, Ulaş
Kurtuluşa Kadar Savaş!
Gezi Direnişi’nin 13. yılında alana giderken gözaltına alınan aralarında iki yoldaşımızın da bulunduğu tüm arkadaşlarımız serbest bırakıldı.
Gezi şehitlerinin isimlerini sokaklarda haykırmaya devam edecek, mücadeleyi büyüteceğiz.
Gezi biziz, yine geleceğiz!
Gezi Direnişi'nin 13. Yılında, Gezi'yi ve Gezi şehitlerini anmak için Taksim'de 2 yoldaşımız gözaltına alındı.
Gezi'yi anmak suç değildir: Gezi şehitlerini sokaklarda haykırmaya devam edeceğiz!
Gezi Biziz Yine Geleceğiz!
Gezi Direnişi'nin 13. Yılında, Gezi'yi ve Gezi şehitlerini anmak için Taksim'de 2 yoldaşımız gözaltına alındı.
Gezi'yi anmak suç değildir: Gezi şehitlerini sokaklarda haykırmaya devam edeceğiz!
Gezi Biziz Yine Geleceğiz!
"Türkiye'yi küresel bir cazibe merkezi haline getirme" planı tıkır tıkır işliyor.
Geçtiğimiz aylarda BlackRock CEO’suyla görüşmesinin hemen ardından Erdoğan’ın dile getirdiği bu sözler, yaklaşan NATO Zirvesi ile birlikte Türkiye’nin merkez kapitalist ülkelerle ilişkilerinin daha da pekiştiğini görmekteyiz.
Sermaye egemenliğini kalıcı hale getirmek yalnızca ekonomik alanda değil, sömürgeci ülkelerin bir eğilimi olarak kültürel alanda da kendisini göstermektedir. ABD emperyalizminin de Türkiye’yi yalnızca ekonomik ve siyasi açıdan bağımlı kılmakla kalmayıp kültürel olarak da kendi pazarlarına entegre etmeye çalıştıkları görünür hale gelmektedir. Nitekim ırkçı, homofobik ve kadın düşmanı söylemleriyle bilinen, bu nedenle kendi ülkesinde ciddi tepkilerle karşılaşan Kanye West'in Türkiye’de yapılacak bir konseri, her iki taraf için de isabetli olmuştur.
Bu konserin ortaya koyduğu bir diğer gerçek ise, yıllardır burjuva akademisyenleri ve liberal iktisatçıları tarafından dile getirilen "Demokrasi ve özgürlük olmadan yatırım gelmez!" tezlerinin çökmüş olmasıdır. Burjuva anlamda dahi giderek daraltılmış bir demokrasi ve baskı politikalarının yoğunlaştığı dönemde NATO Zirvesi'nin Türkiye'de yapılması ve BlackRock CEO'sunun Erdoğan'la görüşmesi, sermayenin önceliğinin istikrar ve kârlılık olduğunu yeniden gözler önüne sermektedir.
Tabii ki bu yorumu sadece tek bir konser üzerinden yapmıyoruz. Türkiye tarihsel olarak NATO'ya girdiğinden bu yana ABD emperyalizminin bölgedeki ileri karakollarından birisi olmuş, hem siyasal hem ekonomik hem de kültürel olarak merkez kapitalist ülkelerle uyumlu ilişkiler geliştirmiştir.
Bir diğer yandan şiddet faili ve Trump yanlısı olarak bildiğimiz Kanye West'in bu kadar ilgi görmesi de, Türkiye'de 19 Mart sonrası depolitize edilmiş gençlik hareketinin bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Gençliğin muhalefet alanlarının giderek alternatifsiz bırakılmasından ötürü politikleşmeden kaçınma hali önümüze çıkıyor. İktidarın türlü baskı ve sindirme politikalarıyla daraltmaya çalıştığı siyasal alan, gençlerin örgütlü mücadele kanallarına erişimini zorlaştırırken ortaya çıkan boşluk, popüler kültür figürleriyle dolduruluyor.
Onlara Sözümüz Devrim Olacak!
Bugün bileşeni olduğumuz Nato ve Emperyalist Savaş Karşıtı Gençlik Birliği ile birlikte Nurhak Dağları'nda şehit düşen, öğrenci hareketinin öncülerinden Sinan Cemgil, Kadir Manga ve Alparslan Özdağ'ı andık.
Onların yüreklerinde diri tuttukları umudu biz kendi yüreklerimizde besliyor, kavgamızı devrimci şehitlerin anılarından güç alarak sürdürüyoruz. Devrimci mücadelemiz sürecek!
Gezi Ruhu Yaşıyor!
13 yıl önce bugün, Taksim Gezi Direnişi başladı. Parkın yıkımına karşı başlayan eylemler kısa sürede memleketin dört bir yanına yayılan büyük bir halk isyanına dönüştü. Gezi’de halk yıllardır iktidarda olan AKP’ye ve politikalarına karşı özgürlüğü, eşitliği ve insanca yaşamı savunmuşlardı.
Günler boyunca sokaklar, meydanlar ve kampüsler direnişle örüldü. Taksim’de kurulan barikatlar sayesinde park 2 haftaya yakın direnişçilerin elinde tutulmuş,
halkın ortak yaşam alanı, dayanışmanın simgesi haline gelmişti.
Eylemler sırasında devlet de direnişe şiddetle saldırmış, polis kurşunlarıyla, gaz fişekleriyle, işkenceyle onlarca insan yaralanmıştı; birçok mücadele arkadaşlarımız katledilmişti. Ali İsmail’den Berkin’e, Abdullah Cömert’ten Medeni Yıldırım’a kadar nice insan ölümsüzleşti. Yüzlerce devrimci gözaltına alındı, tutuklandı; ama Gezi’nin isyanı susturulamadı.
AKP-MHP iktidarı bugün de baskıyla, yasaklarla ve gözaltılarla ayakta kalmaya çalışıyor. Muhalefeti susturmak için parti başkanları tutuklanıyor, halkın oylarıyla kazanılmış belediyelere, muhalefet partilerinin başkanlıklarına kayyımlar atanıyor; üniversiteler bir gecede alınan kararlarla kapatılıyor. Halkın iradesini savunanlara ise yine polis şiddeti, yargı ve cezasızlık dayatılıyor.
Gezi’den 19 Mart direnişine uzanan mücadele geleneği hâlâ sokaklarda, kampüslerde ve meydanlarda yaşamaya devam ediyor. Bugün gençlik, Gezi’nin isyanını ve dayanışmasını büyütüyor; Ali İsmail’in adını kampüslerde, Berkin’i sokaklarda yaşatıyor.
Gezi Şehitleri Onurumuzdur!
Bilgi Üniversitesi’nden mücadele arkadaşımız Hafize okulun kapatılmasına karşı okulunu savunduğu için, iktidarın “halka yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla dün gece evinden gözaltına alındı.
Tek kararınızla kapatılan üniversiteleri savunmak suç değildir,
Hafize Derhal Serbest Bırakılsın!
Yoldaşımız Hafize, Bilgi Üniversitesi’ne sahip çıktığı için gözaltına alındı!
Bilgi Üniversitesi öğrencisi yoldaşımız bir gece yarısı kararnamesiyle kapatılan üniversitesini savunduğu için ‘Halkı Yanıltıcı Bilgiyi Alenen Yayma’ suçlamasıyla az önce evinden gözaltına alındı.
Bilgi Üniversitesi öğrencileri ve öğretmenlerinin gösterdiği üniversitelerini yönetme iradesi, bugün parlamentodaki rakibini kendi atayacak acziyetteki AKP iktidarının karşısında kurtuluşun tek yoludur.
Bu gücün sarsılmazlığını garanti altına alan halk kitlelerinin iktidarı gözüne kestirmiş kolektif mücadelesidir.
İktidarın direnişlerin taleplerini karşılamak zorunda kalıp öbür yandan direnişi yürütenlere ceza kesmeye dayalı politikası, devrimcileri kriminalize etme çabasından ibarettir.
Gözaltı saldırıları tarihin sorduğu soruyu ertelemeyecek.
Yoldaşımız derhal serbest bırakılsın!
3 gün önce keyfi bir kararla kapatılan Bilgi Üniversitesi, öğrencilerin gösterdiği direnişin ardından yeniden açıldı.
İktidar yanlısı medyada adeta "Erdoğan'ın lütfuyla, öğrencilerin mağdur olmaması için yeniden açıldı." şeklinde açıklanan bu karar, öğrenci iradesinin sokakta boy gösterdiği her yerde iktidara geri adım attırabileceğini göstermiştir.
Yaşasın Öğrenci Dayanışması!