ÖZGÜRLÜK SOKAKTA!
Bütün varlıklarını, yoksulluğumuzun ve yok oluşumuzun üzerine kuranlar örgütlüler. O halde bizden çaldıklarını geri almak için tek yolumuz örgütlü mücadele!
Bu düzenin bize yoksulluktan, sömürüden, baskıdan ve ölümden başka bir şey getirmediği ortadadır. Geleceğimize ipotek koymuş, özgürlüğümüzü dört duvar arasına almış bu düzenden kurtuluş sandıkta değil sokaktadır.
Kendisine biat etmeyen gençliği sefaletle ve yasaklarla terbiye etmeye çalışan AKP-MHP iktidarının ördüğü dinci kuşatmayı, bilimsel-laik eğitim mücadelemizle kampüslerde, özgür ve eşit bir yaşam kavgamızla da sokaklarda parçalayacağız!
Özgürlüğümüzü ve geleceğimizi kazanmak için kavgaya omuz vermeye, örgütlü mücadeleye çağırıyoruz!
Formu doldur, bize katıl!⤵️
https://t.co/Ps2xkAvQQO
Üniversiteler Bizimdir, Bizimle Özgürleşecek!
Sermaye, ODTÜ'de önüne dikilen ve ranta geçit vermeyen öğrencileri iş makineleriyle ezmeye çalışarak üniversitelerimizi işgal ediyor.
Üniversiteleri sermayeye yem etmeyecek, ceplerini doldurup cüzdanlarını şişirmek için her yolu deneyenlere yol vermeyeceğiz.
Kampüslerimizi işgal edip ranta açanlardan hesap sorana dek gençlik iş makinelerinin de, sermayenin de önünde dikilmeye devam edecek.
Bilim İçin Değil, Sermaye İçin Üniversiteler!
Dün Kocaeli'de katıldığı programda konuşan YÖK Başkanı Erol Özvar, üniversitelerdeki mesleki eğitimin iş dünyasının ihtiyaçlarına göre şekillendirilmesi gerektiğini belirterek, müfredatların hazırlanmasında patronların ve özel sektörün daha fazla söz sahibi olmasını istedi.
Özvar, patronları müfredatın hazırlanmasına doğrudan dahil olmaya çağırarak, meslek yüksekokullarındaki müfredatın iş dünyasıyla birlikte belirlenmesini ve sektörün ihtiyaçlarının eğitim programlarına aktarılmasını istedi.
Üstelik bu yaklaşım meslek yüksekokullarıyla da sınırlı tutulmuyor. Özvar patronlarla meslek yüksekokullarının yanı sıra fakülte programlarının da birlikte tasarlanabileceğini söyledi.
YÖK'ün planladığı "İşletmede Mesleki Eğitim Modeli" kapsamında öğrencilerin eğitimleri sırasında işletmelerde daha uzun süreli "uygulamalı eğitim almaları" yani çalışmaları hedefleniyor.
YÖK bunu klasik stajın ötesine geçen, eğitimi doğrudan çalışma hayatıyla ilişkilendiren bir model olarak sunuyor.
Buradaki temel tartışma, “üniversite eğitimi kimin ihtiyaçlarına göre şekillenecek?” sorusunda düğümleniyor. Bu model üniversitelerin bilimsel ve akademik bilgi üreten kurumlar olmaktan çıkarılıp piyasanın ihtiyaçlarına daha sıkı bağlanması anlamına geliyor.
Özellikle Özvar'ın “müfredatı hep birlikte belirleyelim” çağrısı önemli; çünkü burada özel sektör yalnızca mezunları istihdam eden bir taraf değil, eğitimin içeriğinin belirlenmesine katılan bir aktör haline getiriliyor.
Dolayısıyla öğrenci açısından mesele yalnızca “daha fazla staj” değil; üniversitelerde hangi derslerin okutulacağı, hangi becerilerin önceliklendirileceği ve eğitimin ne ölçüde işverenlerin ihtiyaçlarına göre şekilleneceği meselesi.
Bu çılgın projenin bir diğer ayağını liselerde MESEM’ler olarak gördük. Projenin baş mimarı Yusuf Tekin, her defasında MESEM’i överken, bu proje kapsamında çalışırken hayatını kaybeden çocukları görmezden geliyor. MESEM projesinde sermayenin ucuz iş gücü ihtiyacını karşılamak ne anlama geliyorsa, YÖK’ün başlattığı bu protokol de aynı anlama geliyor.
Üniversiteler; patronların hangi nitelikte işçiye ihtiyaç duyduğunu belirlediği, müfredatın şirketlerin taleplerine göre hazırlandığı kurumlar olamaz. Üniversitelerin görevi sermayenin kârını büyütmek değil, toplumun ihtiyaçları doğrultusunda bilimsel bilgi üretmek ve özgür düşüncenin gelişmesini sağlamaktır.
Bizler üniversiteleri sermayenin ihtiyaçlarına değil, toplumun ihtiyaçlarına göre yeniden kurmak istiyoruz. Bunun yolu ise üniversitelerin iktidarın ve sermayenin müdahalesinden arındırıldığı, öğrencilerin, akademisyenlerin ve üniversite emekçilerinin söz ve karar sahibi olduğu özerk ve demokratik üniversitelerden geçiyor.
Üniversiteleri patronların ihtiyaçlarına göre şekillendiren bu anlayışa karşı bizim sözümüz açık:
Üniversiteler Bizimdir, Bizim Kalacak!
Gökçek’ten Mansur’a ODTÜ Ormanı Saldırı Altında!
İlk kez Melih Gökçek döneminde Rant Yolu projesi olarak g��ndeme gelen ve planlanan Rant Yolu projesi, okulumuz ormanını Ankara belediye başkanlarının yıllardır hedefi halinde.
Melih Gökçek döneminde de ODTÜ Ormanı hedef haline getirilmişti. Mansur Yavaş da bu projeye sadık kalarak Ankara’nın ve okulumuzun değeri olan ormanımıza rant hırsıyla saldırıyor. Bugün de ODTÜ Rant Yolunda iş makineleri görülüyor.
Ankara’nın en önemli değerlerinden olan ormanımızın üç beş patron ve rant hırsı uğruna tahrip edilmesi kabul edilemez.
Gökçek döneminde gece yarısı iş makineleriyle saldırdığınız okulumuzu nasıl koruduysak, bugün de iş makinelerinizi def edeceğiz!
4000 TL İle Bakanlar Geçinsin!
Yeni bir öğretim dönemi başlarken birçok öğrenci barınma sorunlarıyla karşı karşıya kalırken, aylık 4 bin TL KYK bursuyla geçinmeye çalışan öğrenciler bir yandan da artan yemekhane ve yurt ücretleriyle mücadele ediyor.
Öğrencilere “uygun” ve “erişilebilir” olarak sunulan bu ücretler, aylık KYK bursu üzerinden değerlendirildiğinde dahi öğrencilerin temel ihtiyaçlarını karşılamaya yetmiyor.
Artan yaşam maliyetleri karşısında geçinemeyen öğrenciler, eğitimlerini sürdürebilmek için ek işlerde çalışmak zorunda bırakılıyor.
En temel haklarımız olan barınma ve beslenme hakkımıza yönelik bu saldırıları kabul etmiyoruz.
NATO ve savaş bütçeleri artarken üniversitelerin bütçelerinin kısılmasını kabul etmiyoruz.
Nitelikli, erişilebilir ve ücretsiz barınma ve beslenme hakkımızı derhal geri istiyoruz!
Devrimci Gençlik Dernekleri üyesi Mehmet Şimşek, NATO Zirvesi öncesinde tutuklandı ve “kuyu tipi” olarak bilinen Antalya S Tipi Hapishanesi’nde işkenceye maruz bırakıldı.
Hapishanede dayatılan ayakta sayım uygulamasına itiraz ettiği için gardiyanlar tarafından darp edilen Mehmet Şimşek’in kaburgası kırıldı.
NATO’yu en iyi şekilde ağırlamak için sokaklarda devrimcileri gözaltına alan, tutuklayan ve hapishanelere gönderen iktidar; “kuyu tipi” hapishaneleri ise baskının, tecridin ve işkencenin merkezlerine dönüştürüyor.
Devrimcilere yönelik baskı ve işkenceler ne kadar artırılırsa artırılsın, mücadelemizi ve dayanışmamızı sürdüreceğiz. İşkencenin, baskının ve keyfi tutuklamaların hesabını soracağız!
NATO'ya karşı mücadele ettiği için tutuklanan arkadaşımız Mehmet Şimşek'in kaburgaları kırıldı!
8 Temmuz'dan bu yana "kuyu tipi" olarak bilinen Antalya S Tipi Hapishanesi'nde tutuklu bulunan arkadaşımız Mehmet Şimşek, 13 Ağustos günü ayakta sayım dayatmasını kabul etmediği için gardiyanların saldırısına maruz kalmış ve iki kaburgası kırılmıştır.
Aradan geçen zamana rağmen Adalet Bakanlığı ve cezaevi yönetimi, sorumlular hakkında tek bir adli ya da idari soruşturma başlatmamıştır.
Soruşturma açmamak, işkenceyi ve failleri açıkça korumaktır. Sessizlik ve cezasızlık politikasıyla bu suçun üzerinin örtüleceğini, yanlarına kalacağını sananlar yanılıyor. Bizler buna müsade etmeyeceğiz.
İşkence yapmak suçtur ve zaman aşımı uygulanamaz!
Ülkesini ve halkını savunduğu için tutuklanan insanların hapishanelerde işkence görmesine göz yummayacağız.
Tüm ilerici kamuoyunu ve basını; baskıya, tecride ve işkenceye maruz kalan NATO karşıtı tutuklu gençlerle dayanışmaya çağırıyoruz.
Bakanların, milletvekillerinin ve bu düzenin ayrıcalıklı sahiplerinin kendi çocuklarını göndermediği kamusal alanlarda gençler ve çocuklar hayatlarını kaybediyor. Kendi çocuklarını her türlü tehlikeden uzak tutanlar, milyonlarca gencin ve çocuğun hayatını ise göz göre göre hiçe sayıyor.
Bu düzenin yarattığı adaletsizliğe, cezasızlığa ve sorumsuzluğa karşı susmayacağız. Gençlerin ve çocukların yaşamını hiçe sayanlardan, bu düzeni sürdürenlerden hesap soracağız!
Bunun gibi birçok alanda halkın çocukları sefalet içinde yaşarken, milletvekilleri ve siyasetçiler için barlar "tehlikeli" olabiliyor.
Çocuklarını özel okullarda okutan Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, halkın çocuklarını MESEM'lerde ölüme sürüklüyor.
Kamusal alanlarda dronlar uçurup insanların özgürlüğüne müdahale eden iktidar, okul saldırılarında çocukları koruyamıyor.
Gençler KYK yurtlarında zehirleniyor, kaza geçiriyor, tek odada 8 kişi kalıyor. Ancak iktidar NATO'yu ağırlamak için devasa bütçeler harcamayı tercih ediyor.
Distopya Değil, AKP İktidarı!
İktidar, dronlarla insanların içki içtiği alanlarda dolaşıp onları uyarıyor. AKP-MHP iktidarı halka sefaleti ve ölümü reva görürken, yalnızca halkın özgürlüğüne müdahale ediyor.
Komedyenlerin, senaristlerin ve insanların giyim kuşamının peşine düşen; topluma ahlak bekçiliği yapan iktidarın her hamlesi, özgürlüğümüze ve laikliğe yönelik bir saldırıdır.
Dronlarla dolaşıp insan tespiti yapan AKP, kendisinden olmayan kim varsa memleketi zindana çevirmeye yemin etmiş gibidir. Ülkeyi koca bir hapishaneye çevirmeye çalışmaktadır.
Dronlarla insan avlayan iktidar, halk yararına düşman politikalar ne varsa uygulamaktan başka bir şey yapmamaktadır.
Tüm bu hamlelere karşı AKP’nin karanlığına biat etmeyeceğiz!
Saraylarda Ziyafet, Yurtlarda Sefalet!
Aylık 1290 TL olan KYK yurt ücretleri, yeni zamla beraber 1590 TL yapıldı. Öğrencileri aylık 4000 TL bursla yaşamak zorunda bırakanlar, dönem başlarken bursa zam yapmadan yurt ücretlerine zam yapmayı tercih ediyor.
Bursuyla yurt ücretini ödeyen bir öğrencinin elinde kalan para günlük 88 TL’ye denk geliyor. Saraylarında yaşayanlar öğrencileri bu sefalete mahkûm ediyor.
Güvenli, nitelikli, ücretsiz yurt talebimizi tekrardan yineliyoruz. Yarattığınız bu sefalet düzenine biat etmeyeceğiz!
Hepimizin En Az Bir Sevdiği Tutuklu!
Memleketi açık cezaevine çeviren, özgürlüğümüze ve geleceğimize saldıran, yoksulluk ve sefalet dolu bir yaşamı bize reva gören AKP'ye karşı yürüyüşe geçtik.
AKP, kendisi gibi düşünmeyen herkese bu ülkeyi zindana çeviriyor. Komedyenler, müzik grupları, senaristler "müstehcenlik" suçlaması ile gözaltına alınıp tutuklanıyor. Birilerinin giyimi, kuşamı, dansı, söylemleri AKP'lilere "ahlaksızca" geldiği için insanlar özgürlüğünden ediliyor.
Bugün yüzlerce siyasetçi ve belediye başkanları, AKP'nin karşısında oldukları için tutuklular. Kendi saflarına geçmeyen belediye başkanlarını tutuklayan bu iktidarın hiçbir meşruluğu kalmamıştır.
Yüzlerce gazeteci AKP'yi eleştirdiği, kirli çamaşırlarını ortaya çıkardığı için tutuklu.
Yüzlerce devrimci genç, dünyanın en büyük terör örgütü NATO'nun Ankara'da kırmızı halılarla ağırlanmasına karşı durduğu için tutuklu.
Madenciler, öğretmenler ve öğrenciler sırf haklarını aradıkları için tutuklu.
Özgürlüğümüzü ve geleceğimizi elimizden alanlar, bizlere bu ülkeyi zindana çevirenler iyi bilsin ki bizler susmuyoruz. İktidarın yaratmak istediği korku ortamının kumdan bir kale olduğunu biliyoruz. Gençlik olarak sokaklarda olmaya devam edeceğiz. AKP'nin karanlığına karşı örgütlü mücadeleyi büyüteceğimizi buradan bir kez daha haykırıyoruz.
Tahtları sallanıyor, sallandıkça onlar daha da saldırganlaşıyor. Gençliğin mücadelesi, onları kabuslarından uyandırmaya devam edecek. AKP'nin sonu gençliğin elinden olacak.
Yaşasın örgütlü mücadelemiz!
Hakkında tahliye kararı verilen Deniz Göktaş, cezaevinin kapısından çıkamadan yeniden tutuklandı!
Bir komedyenin sahnedeki sözlerinden suç üretmek, aynı gösterinin içinden her seferinde yeni bir soruşturma çıkarmak, yetmediğinde tahliye kararının hemen ardından yeni bir tutuklama gerekçesi yaratmak iktidarın keyfi hukuk düzeninin ne tür boyutlara ulaştığını göstermektedir.
Bu ve bunun gibi yaşanan birçok süreç, baskı ve keyfilik düzeninin yalnızca bir başka örneğidir. İktidar, yargıdan kolluğa, bürokrasiden hapishanelere kadar devletin tüm mekanizmalarını kendi siyasal çıkarları doğrultusunda kullanırken; itiraz eden, eleştiren, güldüren ve sözünü sakınmayan herkes üzerinde bir korku ve sindirme politikası kurmaya çalışmaktadır. Üstelik bunu hiçbir çıkar ya da zorunluluk gözetmeden, tamamen keyfi biçimde yapmaktadır! Deniz Göktaş’ın yeniden tutuklanması da bu keyfilik düzeninin açık bir göstergesidir.
Mizahı susturmaya, eleştiriyi cezalandırmaya, insanların düşüncelerini ve sözlerini hapishanelerle terbiye etmeye çalışanlara açıkça söylüyoruz:
Bu memleket sizin korku düzeninizden ibaret değildir!
Emperyalizm Yenilecek, Direnen Halklar Kazanacak!
Bu toprakları emperyalistlere peşkeş çekmeye çalışanlara karşı mücadele ettikleri için tutuklanan mücadele dostlarımızın yanındayız. Baskılarınız, tutuklamalarınız emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı mücadelemizi durduramaz.
Yaşasın Devrimci Dayanışma!
📍Ankara