yeni şarkım “durma”nın akustik performansı, canım @SirAkincanEldes ve biriciğim utku savari gitarlarıyla tüm dijital platformlarda, klibi de youtube’da: https://t.co/PLzBFCcuuA
Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan da Çorlu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde.
Mahkemedeki beyanında ‘kuyu tipi hapishane’yi şöyle anlatmıştı:
“‘Kuyu tipi hapishane' deniyor ya hiç duydunuz mu kuyu tipi hapishaneyi Sayın Başkan? Beş metrekare avlusunu 13 metre çevreleyen yükseklikte duvarlar var. Yani güneş en dik zamanda, temmuz ayında bile avluda zemine düşmüyor, sadece duvara yaslanıyor. Etrafındaki o uzun duvarlar nedeniyle kendinizi hep kuyunun dibinde hissediyorsunuz. Akşam olduğunda da o kuyunun kapağı kapatılmış gibi hissediyorsunuz. Yani güneşten yararlanma imkanınız, güneşin en çok ve en dik açıyla geldiği yerde bile yalnızca duvardan nasiplenerek günde sadece bir saat Sayın Başkan. O etki size kuyu hissiyatı verdiği için oraya da kuyu tipi hapishane deniyor. Ben orada kalıyorum. Bu salonda orada kalan, kuyu tipi hapishanede kalan dört tutukluyuz, ben, Murat Ongun, Elçin Karaloğlu ve Hüseyin Köksal. Ben öyle bir yerden geliyorum”
Şimdi Deniz Göktaş da orada!
#DenizGöktaşYalnızDeğildir
#MizahıHapsedemezsiniz
Deniz Göktaş'ın gösterisinde en sevdiğim kısmı dalgıçları eleştirirken "denizin altın Suriyeli dolmuş..." dediği yer. Zaten gösterinin sonunda gösteriyi İrfan abiye ithaf ettiğini görüyoruz. Şu eserine ithafen tabi. İrfan abi...
https://t.co/t2n0fwc9AU
ben çok öfkeliyim. bu mesleğin bu kadar ayaklar altına düşürülmesine ve bu kadar korunmasız hissetmeye çok öfkeliyim. ne emeklerle geldik buralara. ne binlerce sayfalar okuduğumuz uykusuz okul geceleri, ne üç kuruş paralarla modern kölelik yaptığımız stajlar. avukatlık bu değil.
iki günde iki okul saldırısı. dün Şanlıurfa, bugün Kahramanmaraş. çocuklar okulda güvende değil. öğretmenler güvende değil. hiçbirimiz güvende değiliz.
aylardır burada da söylemeye çalışıyorum: şiddet bir anda ortaya çıkmıyor. şiddet, tolere edilen her "küçük" ihlalden, sessiz kalınan her sınır aşımından, normalleştirilen her agresyondan besleniyor. sonra bir gün 16 yaşında bir çocuk 5 silahla okula giriyor ve biz "nasıl oldu bu?" diye soruyoruz.
nasıl oldu? şiddeti öven, meşrulaştıran, romantize eden içeriklere göz yumularak oldu. silaha erişimin bu kadar kolay olmasıyla oldu. çocukların ruh sağlığının sistematik olarak ihmal edilmesiyle oldu. ama sadece bireysel bir "akıl sağlığı problemi" deyip geçmek de durumun toplumsal boyutunu gözden kaçırmak demek.
bir çocuğun bu noktaya gelmesi sadece o çocuğun hikayesi değil, o çocuğu fark edemeyen, ona ulaşamayan, onu tutamayan bir sistemin hikayesi. aile, okul, toplum, devlet… her katmanda bir şey kırılmış ki buraya geldik.
şiddet şiddeti getirir, şiddet şiddeti besler. bu döngüyü kırmak için her seviyede — evde, okulda, sokakta, sosyal medyada — şiddete sıfır tolerans gösteren bir toplumsal duruş lazım. kanun yapıcıların sessiz kaldığı, kurumların "riskli değil" deyip geçtiği yerde güvenlik olmaz.
çok üzgünüm. tüm ailelerin, öğretmenlerin, çocukların başı sağolsun.
Gerçekten onca şey okuduktan sonra, ceza hukuku hakkındaki görüşümün "sallandıracaksın 3-5 tanesini Taksimde, bak bir daha yapıyorlar mı" noktasına gelmesi beni de çok üzüyor ama napalım, yaşlandıkça böyle oluyor insan.
Kayınvalidem kullanır bunu.
Kadın kızım, kadın evim, yemek çok kadın olmuş gibi kullanımları var.
En çok da erkekleri överken kullanılmasına şaşırmıştım.
'Kadın oğlum' kalıbı becerikli, yakışıklı, sevilen anlamında kullanılıyor meselâ.
Organik Anadolu feminizmi ❤️