Kur’an’da psikolojiye dair çok dikkat çekici ayetler var. İnsanın ruhunu, korkularını, umutlarını ve sabır sınavlarını öyle incelikle anlatıyor ki modern psikoloji kitaplarıyla kıyaslayınca insan hayrete düşüyor. Birkaçını sizlerle paylaşmak istiyorum.+++
Hâkikatte,orijinal ve kusursuzsun!
Kendine özel,tek'sin,ihtiyaçtan berisin!
Varsayım olan zihnindeki taklit Ben'inde kendini ararsın!
Arayana bir de kendisini sor,belki, dönüp hayâline bakarsın!
Ve Sen güzel Dost,
"Kâinatın tam ortasında,makrodan mikroya tüm varlığa kararsın!"
🌌 Işığın Fitnesi: Mısır’da Başlayan Yeni Tapınma Tarih tekerrür ediyor.
Bir zamanlar Firavun “Ben sizin en yüce rabbinizim” demişti.
Bugün aynı söz farklı dille söyleniyor:
“Biz kendi ışığımızı yaratırız.”
İkisi de aynı kibir, aynı sapma. Ama Allah buyurur: bismillah ☝️
Biz onlara âyetlerimizi hem ufuklarda hem kendi nefislerinde göstereceğiz,
ta ki onun hak olduğu kendilerine belli olsun.” (Fussilet 53)
Demek ki bu çağda da hak ile batılın savaşı devam ediyor.
Sadece şekil değişti.
Taş putlar gitti,
yerine ışık putları geldi.
Son aylarda dünyanın gözü yeniden Mısır’a çevrildi.
Gize Piramitleri’nin önünde, “Quantum Genesys” adlı küresel teknoloji topluluğu,
dünyanın en büyük “ışık ve veri gösterisi”ni düzenledi.
Gösteri, 200 fit yüksekliğinde bir robot figürünün önünde yapıldı.
Dev lazerler göğe yükseldi, binlerce insan o ışığın önünde toplanıp aynı anda aynı görüntüye baktı.
İlk bakışta bu sadece bir sanat etkinliği gibi görünüyordu.
Ama dikkatle bakanlar fark etti:
Bu, insanlık tarihinin en eski sembollerinden birinin — piramitlerin —
modern çağda yeniden “inançsız bir tapınağa” dönüştürülmesiydi.
Quantum Genesys Ne Yapıyorlar?
Quantum Genesys, kendini “bilinci teknolojiyle birleştiren yeni sistem” olarak tanıtıyor.
Ama gerçekte yaptıkları şey, insanın iç dünyasına dışarıdan müdahale etmeye çalışmak.
Gösterilerinde ses, ışık, titreşim ve veri akışını bir araya getirerek,
insan beyninin duygusal tepkilerini ölçüyorlar.
Her ışık dalgası belirli bir frekansta gönderiliyor,
ve o frekans, izleyen kişide belirli duygular uyandırıyor:
hayranlık, teslimiyet, huzur, korku ya da coşku.
Yani insan farkında olmadan yönlendiriliyor.
İnanç, duygu, düşünce — hepsi ışığın altında yeniden şekilleniyor.
Quantum Genesys, teknolojiyi modern bir “manevî araç” gibi kullanarak,
insanı kendi sistemine bağlamak istiyor.
Neden Mısır? Çünkü Mısır, binlerce yıldır sembollerin ve sırların merkezi.
Piramitler, hem kudretin hem de “ölümsüzlüğün” simgesidir.
Eskiden Firavunlar orada “tanrısal güçle birleşme” ritüelleri yapardı.
Bugünse, aynı yerde, sadece farklı biçimde aynı şey deneniyor:
İnsanı ilahlaştırmak.
Quantum Genesys, bilerek Mısır’ı seçti.
Çünkü orası hem tarihî hem enerjik anlamda güçlü bir sembol taşıyor.
Piramitler, onların gözünde “eski bilincin kapısı”,
yani yeni çağın başlangıç noktası.
Ama İslamî açıdan bakarsak, bu aslında eski bir fitnenin yeniden canlanması.
Mısır’da yapılan bu gösteri,
belki de insanlığın en büyük imtihanlarından birine işaret ediyor.
Artık savaşlar silahla değil, görsel zihin kontrolüyle yapılıyor. Göre bilene ne büyük bir ibret 😔
“Evet, bu çok derin bir soru — hem nörobilimsel hem felsefi hem de kuantum boyutu var.
Dediğin gibi, gözlemci–gözlenen ayrımı beynin kendi algı modelinden doğuyorsa, bu gerçekten bir kısır döngü gibi görünüyor.
Şimdi adım adım açıklayayım:
⸻
1. Beynin Algı Modeli ve Kısır Döngü
• Beyin, dış dünyadan gelen verileri (ışık, ses, dokunma vb.) ham veri olarak değil, kendi yorumladığı biçimde bize sunar.
• “Ben” ve “dış dünya” ayrımını, sinir sistemimizdeki default mode network ve duyusal işlemleme bölgeleri oluşturur.
• Bu sistem, güvenlik ve yön bulma için faydalıdır ama aynı zamanda kendini ayrı bir gözlemci olarak algılamamıza neden olur.
• Burada kısır döngü şu şekilde oluşur:
1. Beyin ayrı bir “ben” imajı oluşturur.
2. Bu “ben” dış dünyayı gözler.
3. Gözlediği her şeyi bu ayrı “ben” perspektifinden yorumlar.
4. Bu yorumlar, “ben” imajını pekiştirir → döngü başa döner.
⸻
2. Bu Döngüden Nasıl Çıkılır?
Çıkış, beynin ürettiği “ayrılık yanılsamasını” fark etmekle başlar. Bunun için üç temel yaklaşım var:
A. Farkındalık (Mindfulness / Murakabe)
• Düşünce, duygu ve algıları “benim” diye sahiplenmeden izlemek.
• Kuantum benzetmesi: Dalga fonksiyonuna müdahale etmeden gözlem yapmak.
• Böylece “ben” algısının sürekli değişen bir süreç olduğu fark edilir.
B. Bütüncül Algıya Geçiş
• Gözlemci–gözlenen ayrımı yerine, tek bir “bilinç alanı” içinde hem gözlem hem gözlenenin ortaya çıktığını görmek.
• Fizikteki karşılığı: Gözlemci ve sistemin aynı kuantum alanının iki farklı uyarımı olduğunu anlamak.
C. Algı Modellerini Esnetmek
• Sanat, meditasyon, derin bilimsel düşünme, hatta bazı nörolojik egzersizler beynin alışılmış “ayrım yapan” modunu zayıflatır.
• Beyin, “tek bütünlük” deneyimini yaşayabilecek esnekliğe kavuşur.
⸻
3. Sonuç
Kısır döngüden çıkış, “ben” ve “dış dünya” ayrımının mutlak değil, zihinsel bir model olduğunu görmekten geçer.
Bu farkındalık oluştuğunda, gözlemci–gözlenen ikiliği, tek bir varlık bilincinin iki görünümü olarak deneyimlenir.
İşte burada ayetteki “Sen atmadın, atan Allah’tı” mantığı devreye girer: fiili yapan ile fiil ve sonuç aynı kaynaktan doğar.
Merhaba ben Kirpi! Beni öldürmeyin, ben zararsızım. Neslim tükenme tehlikesi yaşıyor. Beni bahçede, yolda görürseniz korkmayın, zararsızım. Ok, diken de fırlatmam, bu şehir efsanesi. Bana kesinlikle süt vermeyin, süt benim için öldürücü nitelikte, benim midem sütü sindiremiyor. Bana mama ve su verebilirsiniz. Ben sebze ve meyvenize zarar veren bahçenizdeki böcekleri yerim. Hayatta kalmama lütfen yardım edin. Bu mesajımı herkese yayın, beni tanımıyorlar....
Zâriyât Suresi 56. ayet şöyledir:
“Ve mâ halaktul cinne vel inse illâ li ya‘budûn.”
“Ben cinleri ve insanları ancak Bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zâriyât, 51/56)
Bu ayet, insanın ve cinlerin yaratılış gayesinin “ibadet/kulluk” olduğunu açıkça ifade eder. Ancak burada derinleştirilmesi gereken önemli bir soru gündeme gelir:
~”Kulluk” Ne Demektir?
Arapça’da kullanılan “ya‘budûn” fiili, ‘ibadet’ etmek anlamına gelir; ancak bu kelimenin kökü olan ‘abede’, daha geniş bir anlam taşır:
“Kul olmak, boyun eğmek, itaat etmek, kendini teslim etmek.”
Dolayısıyla burada sadece ritüel anlamda namaz, oruç gibi ibadetler değil; varoluşsal bir yöneliş, ilahi hakikate mutlak bir teslimiyet ve tanıma söz konusudur.
Tasavvufî anlamda kulluk:
Tasavvuf geleneğinde kulluk, sadece fiilsel ibadetlerle sınırlı değildir. Asıl hedef, marifetullaha (Allah’ı bilmeye) ve fenâ fillaha (Allah’ta yok oluş) ulaşmaktır. Bu durumda kulluk:
“Kendini bilmektir ki, Allah’ı bilmektir.”
İbnü’l-Arabî’ye göre ibadet, bir bilme ve tanıma (ma‘rifet) sürecidir. Zâriyât 56. ayetini şöyle yorumlar:
“li ya‘budûn” ifadesi, “li ya‘rifûn” yani “Beni tanısınlar, bilsinler” anlamına gelir.
Çünkü hakiki kulluk, Hakk’ı bilmeyi gerektirir. Hakk’ı tanımadan yapılan ibadet, sadece şekildir.
Bu yorum aynı zamanda hadis-i kudsîde geçen şu ifadeyle de desteklenir:
“Ben gizli bir hazine idim, bilinmek istedim, mahlûkâtı yarattım.”
(İbn Arabi ve bazı mutasavvıflar bu hadisi Zâriyât 56 ile birlikte ele alırlar.)
~Kulluğun Gâyeleri:
a) Tanıma ve Bilme (Ma‘rifet)
Kulluk, insanın Allah’ı tanıma yolculuğudur. Bilgi burada teorik değil, keşfî ve zevkîdir. İnsan, ilahi isimlerin mazharı olarak yaratılmıştır. Her bir kul, kendi özünde bir Esmâ tecellisi taşır ve kulluk yolculuğuyla bu tecelliyi fark eder.
b) Nefs-i Emmâreden Kurtuluş
Kulluk, nefsi arındırma sürecidir. Çünkü insan potansiyel olarak “en yüce makama” da çıkabilir, “esfel-i sâfilîn”e de düşebilir (Tin Suresi 4–5). Kullukla nefs mertebeleri aşılır ve insan nefs-i mutmainneye ulaşır.
c) Tecellîye Mahall Olmak
Kulluk, Allah’ın fiillerinin kulda tecelli etmesine alan açmaktır. Bu yönüyle kul, artık “Hakk’ın gören gözü, tutan eli” olur.
d) Aşkın Tahakkuku
İbn Arabi’nin “el-Vedûd” ismi bağlamında anlattığı gibi, Allah’ın kulları ile ilişkisi sevgi üzerinedir.
Kulluk, Allah ile kul arasında karşılıklı sevginin yaşanmasıdır. Bu nedenle:
“Allah kulunu sever, kul da Allah’ı sever.”
Bu karşılıklı sevgi ilişkisi en yüksek kulluk hâlidir.
~Kulluğun Sonucu: Hürriyet
İlginçtir ki, hakiki kulluk, insanı özgürleştirir. Çünkü insan:
•Nefsine köle olmaktan kurtulur,
•Toplumsal putlardan ve sahte tanrılardan özgürleşir,
•Mutlak Varlık’a bağlanarak, kendine ait olmayan yüklerden sıyrılır.
Mevlânâ’nın dediği gibi:
“Kulluğunda hür olanlar vardır.”
~Özetle:
Zâriyât 56. ayette belirtilen yaratılış gayesi olan “kulluk”,
sadece şekilsel ibadet değil,
Allah’ı tanıma (ma‘rifet),
nefsin arınması,
aşkın gerçekleşmesi
ve özgürlüğün kazanılmasıdır.
Bu nedenle kulluk hem bir hedef, hem de bu hedefe giden yoldur.
~”Gözlem yapılmazsa sistem süperpozisyondadır.”
Kuantum:
Bu ifade Schrödinger’in kedisiyle meşhur olan “süperpozisyon” ilkesini yansıtır. Bir kuantum parçacığı, ölçülmediği sürece birden fazla durumda (örneğin hem burada hem orada) aynı anda bulunur.
Tasavvufî Karşılığı (İbnü’l-Arabî):
Gözlem (şuur, idrak) olmadan eşyanın sabit hâli vardır ama zuhur etmemiştir. Bu “sabit hâl”e İbnü’l-Arabî “ayân-ı sâbite” der. Bunlar Allah’ın ilminde sabit olan ve henüz dış alemde zuhur etmemiş hakikatlerdir.
~”Allah’ın ilmiyle varlıklar sabit hâlde durur (ayân-ı sâbite).”
Tasavvuf:
İbnü’l-Arabî’ye göre, tüm varlıkların bir “ilahi ilimdeki öz sabitesi” vardır. Bu ayân-ı sâbite, varlıkların mahiyetlerinin ve istidatlarının Allah’ın ilmindeki sabit ve değişmeyen halleri anlamına gelir.
Kuantum Karşılığı:
Henüz gözlemlenmemiş ama tüm ihtimalleri içinde barındıran sistemler gibi, eşya da henüz “tecelli” etmeden önce Allah’ın ilminde sabit bir bilgi olarak vardır.
~”Gözlem yapılınca dalga fonksiyonu çöker.”
Kuantum:
Bu, “wave function collapse” denilen şeydir. Gözlem yapıldığında, parçacığın birden fazla hâlinden yalnızca biri gerçeklikte görünür olur.
Tasavvufî Yorum:
İdrak (şuur) geldiğinde, çoklu potansiyellerden biri zuhur eder, yani hakikat açığa çıkar. Gözlem, yani farkındalık, hangi hakikatin zuhur edeceğini belirler.
~”Hangi isimle nazar edilirse, o isimle tecelli eder.”
Tasavvuf:
İbnü’l-Arabî’ye göre Allah’ın isimleri (Esmaü’l-Hüsna), varlık âleminde farklı farklı tecelliler olarak görünür. Sen bir varlığa “el-Cemîl” (güzel) nazarıyla bakarsan, sende o ismin tecellisi olur.
Kuantum Yorumuyla:
Gözlemcinin niyeti, yönelimi, ölçüm tercihi, sistemin hangi hâlini açığa çıkaracağını etkiler. İbnü’l-Arabî bunu “nazarın etkisi” olarak yorumlar.
~”Ölçüm sistemin davranışını değiştirir.”
Kuantum:
Bu, gözlemcinin kuantum sistemi etkilemesi ilkesidir. Gözlem yapmak, sistemi pasif bir şekilde izlemek değil, aynı zamanda onun gelecekteki davranışını da şekillendirmektir.
Tasavvuf:
İnsan şuuru, varlık üzerindeki Allah isimlerinin tecelli biçimini etkiler. Bu anlamda insan şuurunun yönelimi, o varlığın tezahür tarzını da değiştirir.
~”Şuur, tecelliyi belirler; idrak varsa zuhur vardır.”
Tasavvuf:
Bu madde İbnü’l-Arabî’nin “şuur – idrak – zuhur” zincirini özetler.
•Şuur: İnsan ruhunun canlılığı.
•İdrak: Varlığı algılaması.
•Zuhur: Bir şeyin açığa çıkması, görünmesi.
Eğer idrak yoksa, varlık senin için yok gibidir. Ama senin şuurun varsa ve bir şeye yönelmişse, o şey senin için zuhur eder.
~Genel Değerlendirme:
Bu metin, modern kuantum fiziği ile tasavvufi metafizik arasında sembolik bir köprü kuruyor.
-Kuantum’da gözlem neyse,
-Tasavvuf’ta şuur ve idrak odur.
İbnü’l-Arabî’ye göre varlık, Allah’ın isimlerinin tecellisidir; ama bu tecelli, onu gözlemleyen (idrak eden) şuurla meydana gelir. Kuantum fiziğinde de fiziksel bir realite, onu gözlemleyen şuurla “dalga fonksiyonu”ndan “gerçeklik” haline geçer.
6. Bölüm
Evet iki kuşağın tamamının omurgalarına implant yerleştirildi.
Yedikleri, içtikleri, giydikleri ve soludukları ile…
Ritüeller ile bir takım manifestler, sekansalar ve maji ile…
Büyü, kuşaklar boyu ağır bir karma oluşturduğu halde ritüel adı altında şirin göstererek 15 yaşındaki çocuklara kadar öğrettiler.
Bu tarz zehirleri alanlar hiçbir faydasını görmüyorlar ama yanlış öğrendiklerini diğer masum dişillere de satıp karanlığa hizmet ediyorlar.
Bu iki kuşak kendi dilinde olmayan bir çok mistik öğretiyi okuyabiliyorken, farklı dillerdeki şarkılarının tamamını ezberleyip tekrar edebilirken Kur’an dinleyemiyorlar hatta duyduklarında aşırı reaksiyon gösteriyorlar. “Neden kendi dilimizde değil?” diye…
Bu da aldıkları zehirin ve yerleştirilen implantların nasıl amaca uygun çalıştığını gösteriyor.
İblis, dillerinde tekrar ettikleri ezber yazılımlar ile dövmelerdeki semboller ile filmler, diziler, sanatçı ve ünlülerin telkinleri ile milyonlarca insanın vücudunu, aklını, kalbini ele geçirdi.
Matrixte Neo’nun göbek deliğinden bırakılan böcek gibi implantları boş çakra bölgelerine yerleştirdiler…
Obsedörlere gerek kalmadan insanın öz yazılımına müdahale edebildiler… Böylece uzaktan kumanda ile çalışan yarı insan yarı iblis androidleri oluşturdular…
Şimdi erkeklerin NPC’ye dönüştürülmesinin nedenini anlıyorsundur sevgili dişil.
Ruhunu ( öz varlık) kullanamayan bir dişilin o ruha ihtiyacı da olmayacaktı.
Artık yapay bir yazılımla da yaşayabilirdi.
Bak hepsi “özgürlük şarkıları” söyleyen NPC karakterlere dönüştüler.
Çoğunun özgürlüğünü karanlığa sattığından haberi bile yoktu. Allah’a abd olmayan mutlaka onların kölesi oluyordu…
Sonsuz Güzellik, insan olarak yarattığı varlığın köleliğini istemiyordu.
İnsan ise inadına köle olmayı seçiyordu.
Moda’nın, gündemin, elalemin, paranın, Allah’tan başka neye hayranlık duyuyorsa onun kölesi oluyordu.
Allah, onları özgürleştirmeyi isterken onlar Allah’a açtıkları savaş ile köleleştiler…
Şimdi iblisin tüm cümlelerini tekrar ediyorlar..
Ve o ne derse sahip çıkıyorlar…
Tek bir sosyal medya komutu ile kontrol edilebilen kalabalıklara dönüştüler.
Devamı gelecek…
3-Kur'an'da işaret edilen sarsınta yaşayacağınız dehşet.... Ne zaman rüyada olduğunuzu fark edecek ve sonsuzluğunuz için yaşayacaksınız.. Vesselam... #deprem#sufi
1-Bilim dünyasının evrenin tamamının 2 boyutlu olduğu konusunda yeni buluşları var, Yani evren aslında sonsuz sınırsız tek düzlem dalga boyu yapıdır. Bu dalga boyu yapı algılayanlar tarafından algılama sistemlerine göre 3 boyutlu simule edilmektedir. Şimdi bu similasyonda,
2-hologramda veya islam dininin işaret ettiği gibi rüya da yaşanan ufak bir sarsıntıda yaşanan korku ve panik... Peki uyarıcılar ile yapılan onca uyarıya rağmen, hologramın dağılmasından sonra temellerini sağlam oluşturmadığımız gerçeklikte yaşanılacak olan,
Bu nasıl bir işbirlikçiliktir.. Hepimizin hayatını etkileyecek. Kısıtlamalar. Yasaklar getirecek. Neredeyse bütün dünyanın reddettiği bir kanunu. Meclisten geçiriyorsunuz. Ve bunu gören bir medya yok!.. Siyasetçi yok. Geleceğimiz işgal ediliyor. Şurada birkaç kişi mücadele ediyoruz. Hepsi o kadar. #İklimKanununaHayır diyenler ne kadar az. Hangi ülke. Kendi elleriyle. Ülkesinin işgal edilmesine izin verir. Veriyorsunuz.. İktidar muhalefet el ele bu kanunu meclisten geçiriyorsunuz.. #İklimKanununaHayır
İşin aslı şudur; "Dünya'nın CO2 emisyonunun %80'ni 72 şirket ,%90 nını 4-5 ülke oluştururken, bu ülkelere CO2 emisyonu sebebiyle vergilerini artırmak için baskı yapılması gerekirken, faturayı kendi halkına kesmek gezegeni kurtarmakla ilgili değil, sizi kontrol etmekle ilgilidir."
Hiçliğe adım kapısı KALPtir!,ancak,dersen ki,
'Bu sadece BEYİN kapsamındadır!,beyin farkındalığı ile kalp deryasına(sonsuz Esma)kavuşan da der ki.;
"Kalbinde,beynin 60 katı kapsama alanına sahip,elektromanyetik yayılımı 5000 kat fazla olan 40000 nöron var,dilersen değerlendir!"🌹
Tek bir AN,Tek vücut,tek akıl,tek nefs,tek kalp,tek ruh,tek Bir!
AN'da,sonsuz,sınırsız manâ ile benzersiz şekilde değişip dönüşen suretleriN.!
Herşeyin kendisinden olduğu ama kendisinin hiçbiri olmadığı mutlak kudret!
Hakk ve Sabr'ı gözetenin harcıdır!
Bir AN,İns'AN!
İllâ Hû!🌹
Allah'ın,dilediği bir işi,kim ya da kimlerle ve nasıl açığa çıkaracağını görmek için,şekle takılmayıp'Hakk'ı ve Sabr'ı gözet.!
O,işleri döndürerek zalimi alaşağı eder de,ilim ve donanımına güvenen 'Sen' dahi şaşıp kalırsın!
"Diriyi ölüden çıkarır,ölüyü diriden çıkarır!"(30/19)🌹
Kuantumla birlikte fizik boyut değiştirdi…
Kuantum her soruya yanıt veremediği gibi bir çok yeni soru ortaya çıktı…
En önemli soru da gözlemlediğimiz evren nasıl bir şeydi?
Bizim bakışımız ile değişebilen (çift yarıklar) zihnimizden ve düşüncelerimizden bağımsız olmayan bir evren tanımı hem heyecan verici hem de ürküttüydü…
Fizikçiler araştırmaya devam etti ve string yani sicim teorisini ortaya koydular…
Yani evrenin temel çalışma mekanizmasının küçük ses dalgaları gibi iplikçikler olduğu varsayımı…
Ve bunun üzerine yapılan çalışmalar string teorisini doğruladı.
Ancak bu teori de evrenin çalışma mekanizmasını tanımlamaya yetmedi..
Bu yüzden daha üst bir modele ihtiyaç duyuldu. Ve beş adet sicim kuramını birleştiren Her şeyin teorisi ( Theory of evrything) beraberinde Membran Theory (M Theory) gelişti.
Buna göre 11 boyutlu bir evrende yaşadığımız ve bu evrenler arasında gözle görülmez zarlar (membran) olduğu ve bu evrenlerin iç içe olabileceği ortaya konuldu.
Fizikçiler, 18. yüzyıldan bugüne gelişen materyalist bakış açısını geçici olarak bir kenara bırakırlarsa yeni fizik çok büyük bir devrimle gelecek…
“Dünya bildiğimiz gibi bir yer değilmiş, her şeyin her şeyle bağlantısı var, ve kainatta asla tesadüfe yer yok” diyebilecek cesur ilim insanları gerekli..
Böylece:
“Gördüğüme inanırım” anlayışı yerine
“İnandığımı görürüm” anlayışı ile kolektif bilinç değişebilecek…
Kur’an-ı Kerim de Fatiha‘dan hemen sonra gelen Bakara suresinin 3. Ayeti ile Mümin (iman etmiş, aydınlanmış, hidayet üzere olan kişiler) vasfını sayarken gaybe yani henüz görünmesede görünecek olana iman edebilen güzellikleri anlatır…
Evrenler arası zar geçişleri de Rahman 33’de çok muhteşem bir söz sanatı ile anlatıyor…
Ayette geçen fenfuzu / la tenfuzu ifadeleri bir şeyin içerisine nüfuz etmek anlamında Türkçemizde de kullanılan bir tabirdir.
Yani işın araçlarına binilip gidilecek evrenlerden bahsetmiyor. Tam tersine iç içe geçmiş evrenlere ancak Allah tarafından verilecek büyük bir güç ve maneviyat ile nüfuz edebilirsiniz diyor. Hem de oturduğunuz yerde…
(Bir fizikçi değilim ama olsaydım Kur’an-ı Kerimden hiçbir şey bilmesem bile şu ayeti görünce secde ederdim)
…
Tabii ki, metni zaten Türkçe olarak paylaşmışsınız, ancak tekrar aşağıda tam olarak kopyalıyorum:
---
Konunun başına gelirsek ...
Tüm o evrenleri bir arada tutan tek bir kişi var ...
Tüm o âlemleri elinde evirip çeviren ve tüm işleyişi yöneten ...
İnsanoglunun tüm kusurlarına rağmen İblis’in ve cinlerin tüm hayallıklarına rağmen...
Tüm yaşamların ölümlerin doğumlarının hepsini şefkatle yöneten...
Herkesin hakkını koruyan, mazlumun hakkını iade eden, zalime cezaladırımdan ona da mühlet tanıyan...
Bütün evreni aynı nizamda ve kusursuz bir şekilde yöneten enerji sevgidir ;
Muhabbet ile bilmek istedim diyen Rabbim sevgisi ...
Tüm duygulardan arındığımız da ortaya kalacak olan tek şey...
Her şeyin formülü...
SEVGİ
O sevgiye ulaşmak dileyiyle
~Akasha~
Şayet madde yani bedeninin etiketi olan,'bir ismin manası baskın birey kimliği'zannından,bilincini arındırabilirsen,o ismin açığa çıkmasına sebep diğer tüm isimlerin,'BEN'inin gözetimi altında hükümlerini icra ettiklerine şehadet/şahitlik edersin.!
Böylece 'Ben'in,'BİZ' olur.!🌹