"Sağlık kurulu raporuna rağmen ağır işlerde çalıştırıldı. Hakkını arayınca ise işten atıldı."❞
Bu yalnızca bir işçinin hikâyesi değil; iş sağlığı ve güvenliğini hiçe sayan, hak arayan emekçiyi cezalandıran düzenin gerçek yüzüdür.
OTİS (Tüm Otel Turizm İşçileri Sendikası), Afyon Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü önünde yaptığı eylemle hukuksuz işten çıkarmaya, işçi sağlığının yok sayılmasına ve sendikal hak ihlallerine tepki gösterdi. Sendikanın açıklamasında işçinin derhal işe iadesi ve güvenli çalışma koşullarının sağlanması talep edildi.
📢 Haberimizin tamamını okumak için aşağıdaki linke tıklayabilirsiniz.
🔗 https://t.co/8iabL48yDn
#OTİS #İşçiSınıfı #Sendika #İşçiSağlığı #İşGüvenliği #Afyon
NATO'ya karşı mücadele, kendi burjuva devletine karşı mücadeleden ayrı düşünülemez. Gerçek anti-emperyalizm, 'kendi' egemen sınıfına karşı işçi sınıfının enternasyonal mücadelesidir. ❞
Bugün savaş çığırtkanlığıyla emekçiler birbirine kırdırılırken, sermaye sınıfı kârlarına kâr katıyor.
NATO'ya karşı öfkeni başka halklara değil, seni sömüren kendi egemenlerine çevir!
📖 Yazımızda, emperyalist savaşlar karşısında devrimci Marksist tutumu, NATO'nun rolünü ve işçi sınıfının enternasyonalist görevlerini ele alıyoruz.
🔗 Yazının tamamı: https://t.co/N04bLtEiJH
#NATO #Emperyalizm #Enternasyonalizm #İşçiSınıfı
🇧🇴 Bolivya işçi köylüleri ayakta
Yakıt zamları, hayat pahalılığı, özelleştirmeler ve kemer sıkma saldırıları karşısında işçiler, madenciler, köylüler ve gençlik sokakları dolduruyor. Barikatlar kuruluyor, yollar kapanıyor, genel grevler örgütleniyor. Hükümet ise baskı ve gözaltılarla yanıt veriyor.
Ama Bolivya'da yaşananlar yalnızca bir ülkenin krizi değil. Bu, kapitalist krizin faturasını emekçilere ödetmek isteyenlere karşı yükselen sınıfsal öfkenin ifadesi.
Peki Bolivya'da neler yaşanıyor? İşçi hareketi hangi taleplerle mücadele ediyor? Kemer sıkma programına kar��ı direni�� nasıl büyüyor? Bu mücadele dünya işçi sınıfı açısından ne anlatıyor?
Avusturya seksiyonumuz @CoRePAustria yazısı yayında
🔥 Bolivya: İşçilerin Kemer Sıkma Politikalarına Karşı Ayaklanması
✊ Yazının tamamını okumak için: https://t.co/2haVe4DvfT
#Bolivya #GenelGrev #İşçiSınıfı #SınıfMücadelesi #KemerSıkma #LatinAmerika #PatronsuzDünya
“Mutlak butlan” yalnızca bir hukuk tartışması mı?
Yoksa Türkiye’de muhalefetin tasfiyesi, siyasal alanın yeniden dizaynı ve burjuva demokrasisinin çözülüşünün yeni bir aşaması mı?
“Bugün siyasal analiz yerini siyasal magazin diline bıraktı. Olayların tarihsel ve sınıfsal bağlamı parçalandı.”
Tam da bu yüzden herkes kişiler, klikler, kulisler ve seçim hesapları konuşurken; kimse rejimin neden böylesine saldırganlaştığını, neden muhalefetin etkisizleştiğini, neden toplumsal öfkenin sürekli soğutulduğunu tartışmıyor.
Bu yazı; • “mutlak butlan” krizinin sınıfsal arka planını, • düzen muhalefetinin tarihsel sınırlarını, • burjuva demokrasisinin neden çözülmekte olduğunu, • ve neden enternasyonalist devrimci bir hattın zorunlu hale geldiğini tartışıyor.
“Kapitalizmi hâlâ hayatta tutan yegâne unsur, emekçilerin devrimci önderlik krizidir.”
Muhalefetsizleştirilen bir ülkede mesele artık yalnızca seçim değildir. Mesele; örgütlenme, sınıf mücadelesi ve devrimci bir alternatif yaratabilmektir.
📌 Yazının tamamı: https://t.co/blQxoBk7n4
Hiçbir olay ve olgu, ait olduğu zaman ve mekandan ayrı değerlendirilemez. Taksim, tanık olduğu olay ve içinde bulunduğu zamanla birlikte “1 Mayıs Meydanı” niteliğini kazanmıştır. Türk-İş’in Edirne gibi nispeten 1 Mayıslarına çökmesi kolay olacak bir kenti, özellikle de İstanbul’a yakın sayılan bir kenti merkez olarak alması, hatta başkent ilan etmesi ve Edirne’nin önemini faşist saikler kullanarak yeniden kurgulaması, her kentten işçileri Edirne’ye taşıması ve İstanbul’u boşaltması da sermaye sınıfı ve temsilcileri tarafından Edirne’ye belki de “yeni bir nitelik” ve yeni bir görev kararlaştırıldığını gösterebilir.
Medyada hemen 1 Mayıs öncesi Edirne-İstanbul arası hızlı trenin artık test sürüşlerine başladığı yankı bulmuştur. Bu atmosferde sendika da merkez 1 Mayıs’ını Edirne’ye taşıyarak sınıf uzlaşmacı 1 Mayıslar adına İstanbul ve Taksim iradesinden uzak bir alan açmıştır. Bu alanın belki de korunup korunmayacağı, hızlı trenin bu uğurda üstleneceği rolü, hatta devrimciler adına Taksim’in alansal önemi gibi uzlaşmacılar adına da Edirne’ye yapay bir rol atanıp atanmadığını zaman gösterecektir. Yine de bunlar bugünden sorgulanmalıdır. Kesin olan tek şey varsa o da devrimcilerle uzlaşmacılar arasında safların giderek netleştiği; kimi işbirlikçi, kimi revizyonist, kimi de devrimci 1 Mayısların gelecekte de eşzamanlı olarak devam edeceğidir.
https://t.co/FGVTGRnzLj
Taksim 1 Mayıs’ı Üzerine Notlar |
https://t.co/dYwVVwHzA8
2026 1 Mayıs’ının diğer yıllardan ayırt edici yönleri şunlardır: Taksim çizgisi çok daha net bir şekilde ortaya konmuş, geniş örgütler tarafından işçi sınıfının her kesiminde karşılık bulmuştur. 1 Mayıs’ın nerede kutlanacağı tartışmalarından ziyade, düzen dışı işçi sınıfının bağımsız mücadele hattının nasıl öne çıkarılacağı, Taksim’in nasıl daha kitlesel hale getirileceği üzerine yoğunlaşılmıştır. 2025 yılında Taksim dışında duran bazı örgütler (TİP), bu yıl tabandan gelen basınçla Taksim iradesini sahiplenmek zorunda kalmıştır.
Yaklaşık 600 gözaltıya, polis terörüne, yolların ve toplu ulaşımların kapatılmasına rağmen kitleler tüm engellemelere rağmen Mecidiyeköy’de bir araya gelebilmiş ve kendi kürsüsünü kurabilmiştir. Taksim’i kuşatma konusunda ciddi eksiklikler olmasına rağmen militan bir mücadele hattı arayan azımsanmayacak bir işçi, emekçi ve gençlik kitlesi mevcuttur. 2026 1 Mayıs’ı bu gerçekliği açığa çıkarmıştır.
Taksim dışında İstanbul’da iki ayrı miting daha yapılmıştır. Kadıköy’de, DİSK, KESK, TMMOB ve TTB öncülüğünde düzenlenen miting; işçi sınıfını temsil etme gücünü giderek kaybeden, sermayenin ikincil aygıtına dönüşmüş bürokratik sendikalar ve onların parçası haline gelmiş sosyalist reformist teşkilatların hakimiyetinde gerçekleşmiştir. Kartal’da ise SİP/TKP tarafından düzenlenen miting, politik hat olarak ulusalcı ve örgütsel olarak ultra sekter bir çerçevede kalmış; kendi içine kapanmış, etkisiz ve cılız bir görünüm sergilemiştir. Bu çizgi, işçi sınıfının gerçek hareketinden kopuk olduğu için etkisizliğe mahkûmdur.
Dörtlü olarak bilinen DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’nin düzenlediği miting, kitlesellik gerekçesiyle Taksim’den kaçınılmasına rağmen kitlesel geçmemiş; sönük ve etkisiz kalmıştır. Politik olarak 1 Mayıs, işçi sınıfının kürsüsü olmaktan çıkarılıp CHP’nin arka bahçesine çevrilmiştir.
Taksim dışında yapılan 1 Mayıs’lar, Erdoğan’ın atadığı İstanbul Valisi tarafından adeta teşekkürle karşılanırken; Taksim 1 Mayıs’ı marjinal ilan edilerek kriminalize edilmeye çalışılmıştır. Bu durum, hangi çizginin düzen açısından “kabul edilebilir”, hangisinin ise “tehlikeli” olduğunu açıkça göstermektedir.
2026 1 Mayıs’ı şu görevlerin aciliyetini öne çıkarmaktadır. İşçi sınıfının bağımsız, militan ve devrimci hattını güçlendirmek temel görevdir. Iskartaya çıkmış DİSK ve sendikal bürokrasiye karşı, işçi sınıfının farklı sektörlerinde alternatif arayışlar hız kazanmaktadır. Son yıllarda işçilerin kendi inisiyatifleriyle kurduğu sendikaların sayısı artmaktadır. Proleter devrimcilerin görevi tam da burada başlamaktadır: işçi sınıfı içinde taban komiteleri, işyeri komiteleri ve işçi konseyleri gibi öz örgütlenmeleri geliştirmek için özel bir çaba içine girmek.
İşçi sınıfının ve ezilenler cephesinin en temel sorununun devrimci önderlik eksikliği olduğu gerçeğini açığa çıkarmak ve tüm faaliyetleri bu sorunun çözümüne tabi kılmak zorunludur. Enternasyonal devrimci güçlerin dağınıklığını ortadan kaldırmak, bu güçlerin birliğini sağlayacak zeminler ve platformlar oluşturmak en acil devrimci görevler arasındadır.
Taksim’i kazanacak olan bu hattır.
Özgürlük savaşan işçilerle gelecek!
Yaşasın Dünya Sosyalist Devrimi!
COREP ( Sürekli Devrim Kolektifi ) 1 Mayıs beyanamesi yayında
1 Mayıs 2026: Emperyalist Barbarlığa ve Üçüncü Dünya Savaşı’na karşı – Dünya sosyalist devrimi için İleri! |
https://t.co/eQK11st5lp
CoReP ( Sürekli Devrim Kolektifi)
dünya çapındaki devrimci grup, örgüt ve fraksiyonları — siyasal kökenleri ve dilleri ne olursa olsun — derhal birleşmeye çağırıyor: Bir dünya savaşını durdurmak için birleşelim!
Tüm emperyalist savaşlara hayır! Esas düşman kendi yurdunda!
Devrimci Yenilgicilik!
Ezilen ülkelerin kendini savunma hakkı!
Ulusal azınlıkların kendi kaderlerini tayin hakkı!
İşçiler ve ezilenler mücadeleye çağrılmaya ihtiyaç duymaz; zaten mücadele ediyorlar. Onların ihtiyacı, zafere götüren, toplumsal devrimlere dönüşen, burjuvazinin iktidarını elinden alan mücadelelerdir. Bir programa ve bir enternasyonal partiye ihtiyaçları vardır. Bu program, Komünist Enternasyonal ve Dördüncü Enternasyonal’in programıdır.
Küba ve İran’a yönelik ablukanın kaldırılması!
ABD, Fransa, Britanya ve Rusya’nın tüm birlikleri ile donanma ve hava güçlerinin Akdeniz’den, Ortadoğu’dan ve Hint Okyanusu’ndan çekilmesi! Küba’daki ve tüm kıtalardaki ABD üslerinin kapatılması!
Rus birlikleri Ukrayna’dan, Gürcistan’dan ve Moldova’dan çekilsin! Çin ordusu Tayvan’dan elini çeksin!
ABD’nin, Avrupa Birliği’nin, Japonya’nın ve Çin’in silahlanma programlarına karşı! Hiçbir işçi partisi askeri tırmanış bütçesine oy vermemelidir!
Tüm silah sanayi şirketlerinin ve tedarikçilerinin işçi denetimi altında kamulaştırılması!
Düzenli orduların yerine işyerlerinde, işçi mahallelerinde, köylerde ve gençliğin eğitim kurumlarında örgütlü bir özsavunma milisinin geçirilmesi!
Siyonist soykırıma son, birleşik, çok etnili ve sosyalist bir Filistin için!
Siyonistler ve emperyalistler, İran’dan elinizi çekin! Ne Şah ne mollalar; ne SAVAK ne karşıdevrimin muhafızları! İşçi ve köylü hükümeti!
Devrimci işçi partileri için, devrimci işçi enternasyonali için ileri!
Emperyalist barbarlık yerine sosyalist dünya federasyonu!
Ankara’ya tüm baskılara, engellere rağmen ulaşan maden işçileri haykırıyor:
Çıplağız! Yoksuluz! AÇLIK GREVİNDEYİZ!
Enerji Bakanlığı önündeyiz.
Haklarımızı alana kadar tek lokma yemeyeceğiz, tek kelime konuşmayacağız.
Artık söz sırası devlette:
Ya bizi açıkça köle ilan edin, ya da bu sömürü düzenine son verin!
Bu bir direniştir.
Bu, açlığa, yoksulluğa, köleliğe karşı bir isyandır.
#MadencininEliniTut
Ankara’ya yürüyen maden işçilerine polis saldırdı.
Bağımsız Maden İş öncülüğünde hakları için holdinglerin üzerine yürüyen işçiler polis ablukasına alındı.
Örgütlenme uzmanı Başaran Aksu gözaltına alındı.
Patronlar emrediyor, devlet emekçilere saldırıyor!
Bu düzen tesadüf değil: Devlet, tepeden tırnağa sermayenin çıkarlarını koruyan bir aygıt olarak hareket ediyor. Haklarını arayan işçiler baskı, gözaltı ve şiddetle susturulmak isteniyor.
Bu devlet, patronların devletidir; işçilerin ve emekçilerin karşısında konumlanmıştır.
Ancak baskı, sömürü ve zorbalık işçi sınıfının mücadelesini durduramaz. Emekçilerin birliği, bu düzeni sarsacak en büyük güçtür!
Yoksulluğa, sömürüye ve baskıya karşı direnen maden işçileri yalnız değildir!
Doruk Maden işçileri, Yıldızlar SSS Holding’in hak gasplarına karşı yürüyüşlerini sürdürüyor.
Ankara yolunda yürüyen madenciler seslerini yükseltiyor:
“Yoksuluz, çıplağız, açız!”
Yoksulların öfkesi zenginleri boğacak!
Çocuk İşçi Öldüren Düzen: MESEM Bir “Eğitim” Değil, Sömürü Mekanizmasıdır
Malatya’da 17 yaşındaki MESEM’li çocuk işçi Engin Tuncay, staj yaptığı inşaatta yüksekten düşerek hayatını kaybetti. Bu bir “kaza” değil. Bu, göz göre göre gelen bir cinayettir.
Adını doğru koyalım:
Sermayenin ateşinin odunu yoksul emekçi ailelerin çocuklarıdır.
Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) adı altında kurulan sistem, çocukları eğitim adı altında ucuz iş gücüne dönüştüren bir düzendir. Daha çocuk yaşta şantiyelere, atölyelere sürülen bu gençler; güvencesiz, denetimsiz ve ölümle burun buruna çalıştırılıyor. Çünkü kapitalizm için onların hayatı değil, maliyetleri önemlidir.
Bu düzenin mantığı basit:
Ucuz iş gücü sağla
Sigorta yükünden kaç
Denetimi gevşet
Kârı büyüt
Ve bedelini kim öder?
Yoksul emekçi ailelerin çocukları.
MESEM bir eğitim projesi değil; emekçi sınıfların çocuklarını sermayeye peşkeş çeken bir köleleştirme mekanizmasıdır. Bu, kapitalizmin en çıplak, en vahşi yüzüdür. Çocuk işçiliğin normalleştirildiği, ölümlerin sıradanlaştığı bir düzen… 19. yüzyılın karanlık çalışma koşullarının bugüne taşınmış halidir.
Bugün Engin Tuncay’ın ölüm��, tekil bir olay değildir. Her çocuk işçi ölümü, bu sistemin işleyişinin doğal sonucudur. Çünkü bu düzen, güvenliği değil kârı esas alır. Çünkü bu düzen, yaşamı değil sermayeyi korur.
Daha acı olan şu:
Bu saldırganlığın önünde gerçek bir engel yoktur. İşçi sınıfı örgütsüz bırakıldıkça, devrimci bir önderlikten yoksun oldukça, sermaye daha da pervasızlaşır. Çocukları bile sömürmekten çekinmez.
Ama bu kader değildir.
Engin Tuncay’ın ölümü bize bir kez daha şunu gösterdi:
Bu sistem çocukları korumaz.
Bu sistem çocukları çalıştırır.
Bu sistem çocukları öldürür.
Çözüm ise açıktır:
MESEM gibi sömürü mekanizmalarına karşı mücadeleyi büyütmek
Çocuk işçiliğini yasaklamak için sınıf mücadelesini yükseltmek
İşçi sınıfının bağımsız, devrimci örgütlenmesini kurmak
Çünkü gerçek şu:
**Çocukların ölmediği bir dünya, ancak bu sömürü düzeni yıkıldığında işçi sınıfı kendi iktidarını kurduğunda mümkün olacaktır.
Kayyum Rejimi İşçiden Korkar: Batman’da Sendika Düşmanlığı
Batman Belediyesinin Kayyum Başkan’ı DİSK’e bağlı Güvenlik Sen üyesi 200’e yakın güvenlik görevlisini sendikal faaliyet yürüttükleri gerekçesiyle park ve bahçeler müdürlüğüne işçi statüsünde sürgün etti.
Bu tabloyu doğru adlandıralım: Sendikal faaliyet cezalandırılıyor.
Kayyum yönetimi, işçilerin birliğini parçalamak için klasik bir yönteme başvuruyor. Güvenlik görevlileri mesleklerinden koparılıyor, görev tanımı dışında bir statüsüne itilerek hem ekonomik hem de sosyal hakları zayıflatılıyor. Dağıtılıyorlar, yalnızlaştırılıyorlar, sessizliğe zorlanıyorlar. Çünkü örgütlü işçi, patronların ve onların devlet aygıtının en büyük korkusudur.
Burada mesele yalnızca bir görev değişikliği değil. Bu, işçi sınıfına verilmiş açık bir gözdağıdır:
“Ya susarsın yada sürülürsün.”
Kayyum rejimi tam da bunun için vardır. Seçilmiş iradeyi gasp eden bu mekanizma, yalnızca belediyeleri değil, emekçilerin yaşamını da denetim altına alır. Özellikle Kürt illerinde kayyum politikaları, siyasal baskıyla sınıfsal saldırıyı iç içe geçirir. Belediye artık halka hizmet eden bir kurum değil; işçiyi disipline eden, örgütlenmeyi boğan bir aygıta dönüşür. Belediyeler rant ve kârı merkeze koyan holdinglerden farkı yoktur.
Ancak unutulan bir gerçek var:
İşçi sınıfı susturularak yok edilemez.
Bugün güvenlik emekçilerine yapılan yarın tüm belediye işçilerinin, tüm emekçilerin kapısını çalacaktır. Sendikalı olmak suç haline getiriliyorsa, bu yalnızca Batman’ın değil, bütün işçi sınıfının sorunudur.
Bu yüzden mesele birkaç yüz işçinin sürgünü değil;
örgütlü emeğe karşı topyekûn bir saldırıdır.
Cevap da buna uygun olmak zorundadır:
Dağıtılan işçiler birleşmeli
Sendikal örgütlenme büyütülmeli
Kayyum rejiminin işçi düşmanı yüzü teşhir edilmelidir
Çünkü gerçek şu:
İşçilerin birliği sağlanmadan, bu saldırılar durmayacak.
Ama işçiler birleştiğinde, hiçbir kayyum düzeni ayakta kalamayacak.
Beşiktaş’ta güvenli okullar talebiyle konuşma yapan bir lise öğrencisi, dün gece evinden gözaltına alındı.
“Yusuf Tekin istifa!” diyen öğrenciye “kamu görevlisine hakaret” suçlaması yöneltildi.
Polis ve yargı ne zaman, nerede devreye gireceğini; kimi alıp kimi serbest bırakacağını çok iyi bilir. Çünkü bu devlet, tepeden tırnağa sermayenin devletidir. Kolluk güçleri ve yargı da bu düzenin bekçiliğini yapar.
Öğrencilerin en temel hakkı olan güvenli eğitim talebi bile baskıyla karşılanıyor. Çünkü Erdoğan rejimi kaba bir devlet baskısı dışında iktidarını sürdüremiyor.
Giresunlular Alagöz’e karşı meydanları doldurdu: “Andır galsın madeniniz!”
Giresun’da Alagöz Madencilik’in talan etmeye çalıştığı yaşam alanlarını, köylerini ve topraklarını korumak isteyen halk, bugün Tirebolu Meydanı’nda bir araya geldi.
Doğasını, suyunu ve geçim kaynaklarını savunan Giresunlular, maden şirketlerinin yağmasına karşı kararlılıklarını ortaya koydu. “Andır galsın madeniniz!” sloganı meydanda yankılanırken, halk yaşam alanlarını sermayeye terk etmeyeceğini bir kez daha gösterdi.
Liseliler, güvenli okullar için Beşiktaş’dan sesleniyor.
“Bakanların çocukları özel okulda okuyor. Madem bizim aldığımız eğitim nitelikli, neden özel okullar var. Onlar da biliyor devlet okullarında açlık, sömürü ve ölüm var.”
Kocaeli’de Bekaert fabrikasında toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde uzlaşma sağlanamaması üzerine Özçelik-İş Sendikası’nda örgütlü 730 işçi, bu sabah grev pankartını asarak üretimi durdurdu.
Grev iradesini kuşanan Bekaert işçilerini selamlıyoruz.
Haklarını savunmak için ayağa kalkan işçilere en güçlü destek büyüyen dayanışmadır.
İşgal, grev, direniş!
Bursa’da eğitim emekçilerinin direnişi sürüyor
Bursa’da İl Millî Eğitim Müdürlüğü önünde gerçekleştirilen basın açıklamasının ardından, oturma eylemiyle direniş devam ediyor.
Eğitim emekçileri, okullarda artan şiddete karşı mücadeleyi kararlılıkla sürdürüyor.
Liseli gençlik Beşiktaş’ta şiddete karşı buluştu
Liseli gençlik, okullarda yaşanan saldırılara karşı Beşiktaş’ta bir araya geldi.
“Ölmeye değil, okumaya geldik!” şiarını yükselten öğrenciler, gerçekleştirdikleri basın açıklamasıyla okullarda artan şiddete dikkat çekti.
Gençler, güvenli ve nitelikli bir eğitim ortamı talebini dile getirirken, şiddete karşı mücadeleyi büyütme çağrısı yaptı.
Bursa’da eğitim emekçilerinin mücadelesi sürüyor
İl Millî Eğitim Müdürlüğü önünde basın açıklaması gerçekleştiriliyor. Eylem, saat 14.00–16.00 arasında burada devam edecek.
Eğitim emekçilerinin grevi büyürken, Tüm-TİS Sendikası da “Yaşasın sınıf dayanışması” sloganıyla İl Millî Eğitim Müdürlüğü önüne gelerek direnişe destek veriyor.
Eğitim emekçileri, okullarda şiddete karşı mücadeleyi kararlılıkla sürdürüyor.