Dün sendika önünde yaşanan polis şiddetini, orantısız gücü ve işkenceyi daha fazla paylaşmayacağız. Şiddeti yaymak istemiyoruz. Bunun yerine burada neden olduğumuzu, ne için mücadele ettiğimizi ve kim olduğumuzu göstermek istiyoruz.
Bizler öğrencilerimizin hayatına dokunan, geleceği kuran, bilgiyi ve umudu taşıyan öğretmenleriz. Özel sektörün güvencesiz çalışma koşulları içinde öğrencilerimize duyduğumuz sevgiyle, meslek aşkımızla ve onurumuzla ayakta kalmaya çalışan öğretmenleriz.
Bugün sendikamızı temizledik. Yırtılan pankartlarımızı, parçalanan afişlerimizi topladık. Dünün izleri hâlâ her yerde. Yaşananlar aklımızda; öfkemiz, kararlılığımız ve cesaretimiz ise yüreğimizde. Gazla, şiddetle ve gözaltıyla korkutmaya çalıştığınız öğretmenler hâlâ burada.
Buradayız, mücadele ediyoruz ve vazgeçmiyoruz!
#ÖğretmenlerAçlıkGrevinde
#AyşenGürcanKomisyonuTopla
#ÖğretmenlerYalnızDeğildir
#ÖzelSektörÖğretmenleri
#HaklıyızKazanacağız
#YaşasınDayanışma
Ankara’da hakkını arayan öğretmenlerden Arda Soydan için “öğretmen değil” iddiası ortaya atıldı. Ancak o Kayseri’den Ankara’ya gelen özel sektörde çalışan bir öğretmen… Bu da yayında yırtılan tişörtü…
Yayının tamamını aşağıdaki gönderiden izleyebilirsiniz…
Mutlak butlan kararı sonrası başlayan yeni parti tartışmasını faydalı buluyorum. Ancak bu tartışma yapılırken bazı temel gerçeklerin gözden kaçırıldığını düşünüyorum.
Ekim 2024’ten beri muhalefeti taşıyan ve seçim kazanma potansiyeli olan aktörlere yönelik sistematik yargı operasyonları yürütülüyor. Önce İmamoğlu hedef alındı, ardından CHP’nin kurumsal yapısına yönelindi. Şimdi ise Özgür Özel ve parti yönetimine yönelik yeni müdahaleler konuşuluyor. İktidar, seçmen desteğiyle kazanamadığı alanı muhalefeti lidersiz ve örgütsüz bırakarak telafi etmeye çalışıyor.
Bu nedenle yeni parti fikri giderek daha gerçekçi bir seçenek haline geliyor. Ancak yeni bir partinin mevcut sorunları sihirli bir biçimde ortadan kaldıracağını düşünmüyorum. CHP’yi zorlayan birçok yapısal sorun yeni oluşumda da ortaya çıkacaktır: ilişki ağları üzerinden siyaset, kimlik temelli bölünmeler, rant odaklı finansman, gençlerin ve kadınların siyasette yeterince yer bulamaması, güçlü hiyerarşik yapılar, eleştiri kültürünün zayıflığı ve iktidarın elindeki devasa kaynaklar.
Üstelik yeni bir parti kurulsa bile, örgütlenme, seçime girme hakkı kazanma, kadro oluşturma ve kamuoyuna kendini anlatma süreçlerinde ciddi engellerle karşılaşacaktır. İktidarın da bu geçişi zorlaştırmak için tüm imkânlarını kullanacağı açıktır.
CHP'deki "baba ocağı" söylemini ben de çok faydalı bulmuyorum. Ancak seçime girme hakkına sahip, sandık güvenliği ağı kurabilen, 2 milyon üyeli, 81 ilde örgütlü, köklü bir tarih ve misyona sahip bir partinin 1-2 hafta içinde kaybedilmesi ve bunun bu kadar kolay kabullenilmesi muhalefeti güçlendirmez.
Bu nedenle parti içindeki mücadeleyi de anlıyorum. Ancak bu stratejinin önünde ciddi bir sorun var: KK yönetiminin yakın zamanda bu mücadele alanını da daraltmaya çalışması kuvvetle muhtemel. Bu yüzden CHP içindeki mücadele ile alternatif örgütlenme seçenekleri birbirlerinin alternatifi değil, tamamlayıcısı olarak düşünülmeli.
Bu nedenle hiçbir mevzi kolayca terk edilmemeli. CHP içinde hukuk yolları sonuna kadar zorlanmalı, il ve ilçe örgütleri korunmalı, toplumsal muhalefeti ayakta tutacak yöntemler sürdürülmeli. Aynı zamanda yeni ve yedek parti seçenekleri de soğukkanlı bir şekilde değerlendirilmeli. TİP, İYİP ve Zafer Partisi gibi bu süreçte açık pozisyon almış muhalefet partileriyle işbirliği kanalları da açık tutulmalı. Tek bir yöntemden ziyade, çok farklı hamleleri aynı anda yürütecek bir stratejiye ihtiyaç var.
Kısa vadede temel mesele seçim kazanmaktan önce, muhalefetin ayakta kalmasını sağlayacak kurumsal ve toplumsal alanları koruyabilmektir. O alanlar korunabildiği ölçüde, gelecekte sandıkta yeniden başarı şansı da doğacaktır.
Kayseri Kızılay Şube Başkanı Cafer Beydilli’nin sosyal medya hesabından paylaştığı video ile kadınların kamusal alanda, çalışma yaşamında ve toplumsal yaşamın içinde yer almasını hedef alması; kadınların yaşam biçimine müdahaleyi meşrulaştıran ifadeler kullanılması kabul edilemez ve açıkça suçtur. Tepkiler üzerine paylaşımın kaldırılması ise bu gerici ve cinsiyetçi zihniyeti ortadan kaldırmamaktadır.
Kadınlara “evde kalmayı” öğütleyen bu anlayış, kadınları aile içinde tanımlanan rollerle sınırlamak isteyen erkek egemen zihniyetin açık bir yansımasıdır. Kadınların eğitim hakkını, çalışma hakkını, kamusal alanda eşit ve özgür biçimde var olmasını hedef alan her söylem; demokratik ve eşitlikçi toplum idealine yönelmiş bir saldırıdır.
Kadınların yaşamı, emeği, bedeni ve geleceği üzerinde söz söyleme hakkını kendinde gören hiçbir kişi, kurum ya da makam meşru değildir. Kadınlar evlere, mutfaklara, aile içi rollere hapsedilecek nesneler değil; yaşamın, üretimin, bilimin, eğitimin, siyasetin, sendikal mücadelenin ve kamusal alanın eşit özneleridir.
Çok iyi biliyoruz ki bu tür söylemler tesadüfi değildir. Eğitim politikalarında toplumsal cinsiyet eşitliği kavramının dışlanması, karma eğitimin hedef alınması, kız çocuklarının eğitim hakkını zayıflatan uygulamalar, kadın emeğinin görünmez kılınması ve aile merkezli politikalar aynı bütünün parçalarıdır.
Buradan açıkça ifade ediyoruz: kadınları hedef alan, ayrımcı ve cinsiyetçi söylemler karşısında gerekli adli ve idari süreçler işletilmelidir. Eğitim Sen olarak kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesinin yanında olmaya devam edeceğiz. Kadınları eve hapsetmek isteyen zihniyete karşı; yaşamın her alanında eşitliği, özgürlüğü, laikliği ve emeğin hakkını savunmayı sürdüreceğiz.
ya teyzemi şimdi karakoldan aldık. yürüşün yasak olduğu bir noktaya SIZMA GİRİŞİMİ yapmaya çalışırken yakalanmış. üzerine bir de polise MUKAVEMET etmiş. yani daha dün solcu oldun bugün CHE gibi mücadele etmenin ne anlamı var.. önce bir bak etrafına diğerleri napıyor falan.
Herkese bir direniş akşamından daha merhaba…
Bugün madencileri yalnız bırakmayan Ankara halkına yürekten teşekkür ediyorum. Hepimiz iyiyiz; direnişle, dayanışmayla güçleniyoruz. Yarın 12.00’de Enerji Bakanlığı’na yürüyeceğiz, hepinizi desteğe bekliyoruz.
Bu akşam hep birlikte Galatasaray-Fenerbahçe derbisini izliyoruz. Bir Beşiktaşlı olarak iki takıma da başarılar diliyorum, hak eden kazansın.
TİP Genel Başkanı Erkan Baş'tan
maden işçilerine destek:
“Ben de açlık grevine katılacağım, yurttaşlarımızı bu zorbalığa sessiz kalmamaya çağırıyorum.”
Biz yalnız değiliz, tüm Türkiye yanımızda.
Kurtuluş parkında, direnişimiz tüm sessizliğimizi koruyarak sürüyor. Tüm engelleme çabalarına, zulme, açlığa rağmen buradayız.
Bizleri, madencileri yalnız bırakmayacağınızı biliyoruz. Mutlaka biz kazanacağız.
#MadencininEliniTut #HakkımıVerDorukMadencilik
Erkan Baş madencilere destek için açlık grevine başladı 👏👏👏
TİP Genel Başkanı Erkan Baş'tan maden işçilerine destek:
“Ben de açlık grevine katılacağım, yurttaşlarımızı bu zorbalığa sessiz kalmamaya çağırıyorum.”
Ankara yolundayım, maden işçilerinin direnişine desteğe gidiyorum. Madenci kardeşlerimin, onların eşlerinin ve çocuklarının karnı doyana kadar açlıklarını paylaşacağım.
Çok faydalı bir yazı. Bu konuyla ilgili çalışan uzmanların ısrarla altını çizerek anlatmaya çalıştığı bütün bilimsel veriler emek verilmiş uzun bir yazıda tek parça burada - hezeyana kapılmadan gerçekten bilgilenmek istiyorsanız lütfen okuyun. Elinize sağlık @AkinUnver
OKUL SALDIRGANLARI ANALİZİ
Peter Langman, yıllarca okul saldırganlarının günlüklerini, mektuplarını, adli raporlarını okumuş. Vardığı ilk sonuç rahatsız edici derecede sade. Tek bir okul saldırganı profili yok. Tek bir neden yok. Tek bir saldırı tipi yok.
Bu basit görünen cümleler, medyanın onlarca yıldır tekrarladığı klişeyi çürütüyor. Ergen, yalnız çocuk. Şiddet içerikli video oyunları oynuyor. Zorbalığa uğruyor. Bir gün dayanamıyor ve kendisine eziyet edenleri vuruyor. Langman diyor ki bu hikâye yanlış. Sadece eksik değil, yanlış.
Üç Psikolojik Tip
Langman saldırganları üç kategoriye ayırıyor. Her biri farklı bir iç dünyanın fotoğrafı.
PSİKOPATLAR. Aşırı narsisizm. Ahlakın reddi. Empatinin, suçluluğun, pişmanlığın yokluğu. Sadizm. Kendilerini hep kurban olarak görüyorlar, hiçbir şey onların hatası değil. Çabucak öfkeleniyor, kendilerini her şeye hak kazanmış sayıyorlar.
PSİKOTİKLER. Halüsinasyonlar. Paranoid sanrılar. Dağınık konuşma ve davranış. Derin bir yalıtım. Daha başarılı akranlarına karşı kıskançlık.
TRAVMATİZE OLMUŞLAR. Dağılmış, kaotik aileler. Ebeveynde madde bağımlılığı, suç geçmişi. Fiziksel, cinsel, duygusal istismar. Sık taşınmalar. Değişen bakım verenler.
Bu Tipoloji Bize Ne Söylüyor?
İlk ders, tekil nedenselliğin çöküşü. Medya bir saldırı sonrası hep aynı soruyu sorar. Video oyunları mı, silahlar mı, zorbalık mı, ruh sağlığı mı? Langman'ın verisi bu soruya tek bir cevabın olmadığını gösteriyor. Bütün saldırganları aynı çerçeveyle açıklayamazsınız. Biri narsist bir avcı. Öteki yaralı bir çocuk. İkisi de öldürdü ama motivasyonları, iç dünyaları, acıları aynı cinsten değil.
İkinci ders daha rahatsız edici. Psikopati, psikoz ya da travma tek başına saldırıyı açıklamıyor. Langman bunu açıkça söylüyor. Bu özelliklere sahip insanların büyük çoğunluğu hiç kimseyi öldürmez. Saldırı çok etkenli bir olay. İçsel yapı artı toplumsal tetikleyici. Kim olduğun artı başına ne geldi.
Tetikleyiciler listesi tanıdık. Akademik başarısızlık. Disiplin sorunları. Romantik reddedilme. Hukuki sorunlar. Akranlarla çatışma. Gelecek algısının çökmesi. Kariyer hayallerinin bitmesi. Hepsi sıradan ergenlik krizleri aslında. Fark şu. Psikopatik, psikotik ya da travmatize bir zihin, sıradan bir başarısızlığı kozmik bir adaletsizliğe dönüştürebilir. Diğerlerinin atlattığı şeyler, bu zihinlerde farklı yankılanır.
Hedef Meselesi ve Zorbalık Miti
"Okul saldırganı kendisine zorbalık yapanı vurur" anlatısı yanlış. Saldırganların büyük çoğunluğu personeli vuruyor. Öğretmenleri, yöneticileri, güvenlikçileri. İkinci sırada kadınlar var. Romantik reddedilme, cinsel hınç, yapısal misoji. Sonra aile. Zorba en altta. Demek ki saldırı bir intikam eylemi değil büyük ölçüde. Bir otorite, cinsiyet ve aile meselesi. Bu, sosyolojik olarak ayrıca incelenmesi gereken bir örüntü.
Tehdit Değerlendirmesi ve Uyarı Sinyalleri
Saldırganlar büyük çoğunlukla ne yapacaklarını önceden birilerine söylerler. Böbürlenmek için. Birini uyarmak için. Bir arkadaşı dahil etmeye çalışmak için. Hayran oldukları başka saldırganları taklit etmek için. Sosyal medyada, günlüklerde, sohbetlerde.
Verinin Sosyolojik Okuması
Veri bize ne söylüyor? Birkaç katman var.
Birincisi, psikolojik indirgemeciliğin sınırı. Üç tipoloji (psikopat, psikotik, travmatize) önemli ama olayın bir boyutunu ortaya koyuyor.
Bu tiplere sahip milyonlarca insan var, çok azı öldürüyor. Demek ki bireysel patolojiyi, toplumsal düzenin reddettiği, küçük düşürdüğü, seçeneksiz bıraktığı koşullarla birlikte düşünmek gerekiyor. Saldırganlık bir karakter değil, bir kesişim noktası.
İkincisi, erkeklik ve hınç meselesi. Hedeflerin dağılımı tesadüf değil. Kadınların ve otorite figürlerinin öne çıkması, reddedilmiş erkekliğin şiddete dönüşümü hakkında kuvvetli bir sinyal veriyor.
Üçüncüsü, sızıntının sosyolojisi. Saldırganlar izole değil aslında. Çoğu önceden konuşuyor, paylaşıyor, ima ediyor. Demek ki sorun sadece "yalnız kurt" değil. Sorun çevrenin sinyalleri işleyememesi, kolektif inkar, ve raporlama altyapısının çalışmaması. Bu bir bireysel psikoloji sorunu kadar bir kolektif dikkat sorunu.
Dördüncüsü, cezalandırıcı mantığın iflası. Uzaklaştırma, atma, sert disiplin, hiçbiri problemi çözmüyor. Hatta büyütebiliyor. Bu, Türkiye'deki güncel çocuk suçluluğu tartışmalarında dikkate alınması gereken bir konu. Cezanın yaşını indirmek ya da sertleştirmek, önleme değildir. Önleme, erken tespit ve müdahale sistemidir. Bu sistemi kurmak hem pedagojik hem kurumsal bir iştir.
Özetle Langman'ın çerçevesi bize şunu söylüyor. Okul saldırganlığı çok etkenli bir olgudur. Bireysel patoloji (psikopat, psikotik, travmatize) toplumsal tetikleyicilerle (akademik, romantik, ailevi, hukuki başarısızlıklar) buluştuğunda, ve çevre sızıntı sinyallerini göremediğinde, ve kurumlar ceza-merkezli düşündüğünde, saldırı olasılığı büyür. Önleme mümkündür ama disiplin değil, dikkat ister. Tehdit değerlendirmesi statik bir karar değil, süreklilik gerektiren bir süreçtir. Ve en önemlisi, bu çocuklar genellikle söylüyorlar. Biz duyamıyoruz.
Türkiye Psikiyatri Derneği Başkanı Selçuk Candansayar:
"İşte bilgisayarda oyun oynuyormuş, satanistmiş, Discord'da şunu yapıyormuş gibi, velilerin gözünde sanki bir şiddeti uygulayacak insan tipi diye bir şey oluşuyor. Bir kere tanımlanmış hiçbir şey yok.
Bugüne kadar yapılmış bütün çalışmalar bize birkaç şey gösteriyor.
1- Dışlanmışlık çok önemli bir şey. Dışlanmışlık hissi, yalnızlık hissi.
2- Irkçılık, üstünlükçülük düşüncelerine çok hakim olmak.
3- Kadın düşmanlığı.
Bu üçü genellikle bu tür saldırıları gerçekleştiren failleri ortaklaştıran özellikle."
Selçuk Candansayar: "Bilgisayar oyunu oynadı diye olmaz. Cinsel yönelimi farklı diye olmaz. Azınlık diye olmaz. Zengin diye değil, fakir diye değil, laik diye değil, laik değil diye değil. Her çocuk olabilir. Hiçbir öngörücüsü yok.
Tanımlanmış 3 tane şey var. Dışlanmışlık-yalnızlık, ırkçılığa varan üstünlükçülük duyguları ve kadın düşmanlığı. Çünkü saldırıların %90'ında failler erkek."