Kardeş Azerbaycan'ı zaferi sayesinde; Atamızın ebediyete intikal ettiği bugünde yas ile beraber sevinme imkanı da bulduk. Yolun açık olsun Azerbaycan Türk Halkı https://t.co/D97GDC9B9F
Avret yerleri göründüğü için kızları tebrik etmenin küfür olduğunu mu söylemiş, vatanın, tarihin, kültürün en iyi şekilde temsil edilmesine hissiz vaizler?
Avret mahalli ahlaktır ve bu vaizlerin tümü onsuz donsuz, çırılçıplak çıkıyor toplumun karşısına, en çirkin suretlerde. Asıl bunlara rağbet, takdir, tebrik ve iltifat küfrün ta kendisi.
Yahudi Domuzu (Judensau).
Avrupa'nın her yeri, Yahudilerin domuz olarak tasvir edildiği Judensau heykelleri ile doludur.
Domuzun memesini emer, dışkısını yerler. Bu, Yahudilerin manevi olarak kirli olan şeylerden beslendiğini simgeler.
Domuzun kıçını inceleyen haham ise hahamların pislikte bilgelik aradığını simgeler.
Yalnızca Katolik Kiliseleri değil, "ılımlı" görülen reformist Protestan Kiliseleri de bizzat Martin Luther öncülüğünde, Yahudilerin domuza benzetilmesi anlayışını sürdürmüştür.
Domuz, koşer kurallarına göre Yahudiler için murdar bir hayvandır ve dokunmaları bile yasaktır.
Hristiyanlar için ise böyle bir yasak yoktur. Domuz yenebilir. Ama domuzun kendi karakteri kötüdür, günahın (pislik, oburluk, şehvet ve sapkınlık) sembolü olarak görülür.
Kilise, Yahudileri Şeytan'la bağdaştırmak için bu sembolizmi kullandı.
Ortodoks Kiliseleri de benzer bir yaklaşıma sahiptir ama Ortodoks Hristiyanlığın Kilise Mimarisinde heykellere izin verilmediği için bu tasvirler kitaplarda, Azizlerin sözlerinde, yazılarında mevcuttur.
Kilisenin Yahudiler hakkındaki düşüncesi binlerce yıldır sabittir.
LEVENT KIRCA
Babam, İsviçre’de akademide bir profesördü. Heykeltıraş ve ressam. Hiçbir zaman bir baba-oğul ilişkimiz olmadı. 35 sene sonra kapımıza geldiğinde, annem Cüneyt Gökçer geldi zannetmiş.
Geldi, beni uyandırdı ve “Cüneyt Hocan geldi” dedi. Gördüğün gibi annem de yabancılaşmış. Annem olayın farkına sonra vardı. Bizi tanıştırdı, “Oğlum, bu senin baban” dedi. Tokalaştık. Babam da “Sarılmayacak mısın?” dedi. Dedim ki, “Valla hiç içimden gelmiyor. Çünkü siz benim için herhangi bir adamsınız şu anda.!”
Sanatçı genlerim babamdan. Makyaj yapmalarım, heykele merakım filan hep ondan gelmiş.
BİR AYAKTA DURABİLSEM...
Kırca sözlerine şöyle devam ediyor:
“Bir ayakta durabilsem, çıkıp oyun da oynarım ama ayakta duramıyorum. Yürüyemiyorum. Şu koltuğa gidip orada oturuyorum, sonra yatıyorum. Genelde de yatıyorum. Ama bunlar normal. Birileri ölecek, birileri yaşayacak. Ölmek zorundasın ki, başkaları doğsun. Hayatın diyalektiği bu. Ben yapacağımı yapmışım. Yaşadığım sürece de mücadele ederim. Yaşarsam, bir-iki oyun daha koyarım. Ama tiyatromu güzel yaptım, onu görmeni istiyorum. Hemen alt katta. Oraya bir okul da yaptık. Ücretsiz bir okul. 250 öğrencimiz var. Gençlerle bildiklerimi paylaşmak istiyordum. Öğrencilerimi filmde de oynattım. Ama filmi dağıtmıyor kimse. Elimizde donumuz, torbamız dolaşıyoruz kapı kapı. Tiyatrom benden sonra da devam etsin istiyorum. Bülent Demir’e devrediyorum, çok sağlam çocuktur Bülent. Başından itibaren beni hiç yalnız bırakmayan kişidir.
“Jübile yapar mısın?” diye soruyorlar. Yapmam, prensip olarak bana aykırı. Zenginlerden bilet karşılığı para toplamak istemem ama tiyatromuza bağış yapmak isteyen olursa da başımızın üstünde yeri var. İsteyen istediği katkıda bulunabilir. Mesela bir işadamı dostum, biraz maddi yardımda bulundu, buradan teşekkür ediyorum kendisine. İsmini verirsem vurur beni, keşke verebilsem.
Onun ve Aslı’nın sayesinde ustaların paralarını filan ödeyebildim. O iş adamı arkadaşım aradığında da, bir güzel ağladım. İnsanlar size iyilik yapınca ağlıyorsunuz."
"Zeki Alasya o kadar telaşla öldü ki, dört günde içinde öldü çocuk. Şu benim yaşadığım şeyleri yaşayamadı, gözlemleyemedi. Bunları ancak ölüm döşeğinden gözlemlersin. Bu bile Allah’ın bir lütfu. Etrafına bakabiliyorsun, sevgiyi görüyorsun" diyen Kırca sözlerini şöyle tamamlıyor:
“Seneler evvel bir arkadaşım çok ağır kanserdi. Hastaneye ziyaretine gittim. Hiç unutamam, pencereyi açtı ve gökyüzüne bağırdı, “Neden ben?” diye. Sesimi çıkarmamıştım ama yadırgamıştım. “Neden ben?” demek, bana bencillik gibi geliyor, kibir gibi geliyor. 18 yaşında çocuk da şehit düşüyor, var mı bunun açıklaması? Yok. Neden o ölüyor da başkaları ölmüyor? Yok bunların açıklaması. Kemoterapiye, sosyal sigortalar hastanesinde, herkesle birlikte giriyorum, küçücük çocuklar görüyorum. Onlar acı çekerken benim şikayet etmem, “Ölmek istemiyorum. Gitmeyeceğim, kazık çakacağım!” diye tutturmam ayıp değil mi? Bu son olaylar çok sarstı beni, her an ağlayabilirim. Bu vatanın evladına şehit olarak gelen ölüm, bana kanser olarak gelmiş çok mu? Yanlış anlama, bu politik bir konuşma değil. Bunları ölüm döşeğinde söylüyorum sana...”
-Allah rahmet eylesin.. 🙏🙏
İstanbul'daki en büyük karın ağrılarından biriydi.
Onu da hallettiler, rahatladılar.
Türk siyasetinde artık yeni kazanma yöntemleri var. Seçimi oyla kazanamıyorsan, belediyeyi polisle basarsın, yönetime kayyum atarsın, başkanı içeri atarsın ve orayı ele geçirirsin. O bakımdan,
Torpille işe giren, seçimden seçime kadro alan temizlikçilere iş yaptırmak, İsrail'le savaşmaktan daha zor.. Memurlardan fazla maaş verilen bu niteliksiz elemanlar : "İşkurdan bulun getirin, temizlensin" diyorlar.
Böyle bir düzen Türk Tarihi'nde görülmemiştir !
SKANDAL!
Göztepe Prof. Dr. Süleyman Yalçın Şehir Hastanesi ameliyathanelerinde farelerin cirit attığı görüntüler tepkilere neden oldu!
(Timur Soykan - Onlar Tv)
‼️Bu adam, şeytanın ete kemiğe bürünmüş hâlidir…
O koltukta kalabilmek için her seferinde el yükseltmesi gerekiyor. Bunun yolu da Ekrem İmamoğlu’na saldırmaktan, onu hedef göstermekten geçiyor. Görevi bu… “Biz karşı mahalleden milleti ikna edemedik hâla Ekrem İmamoğlu önde ,yok saydırtamıyoruz biz yapamadık sen sizin mahalleden deneyeceksin” diye talimatla oturtulan bu şahıs ,düşmanlık üzerinden siyaset üretecek.
Barış süreci adı verilen gelişmeler görüldüğü kadarıyla şimdilik toplumlar arasında kin ve nefreti arttırmaktan başka bir işe yaramazken bir kısım gizli etnikçi medya Alevilere kin kusuyor. Sorunlara yeni sorunlar ekleniyor. Bu da Türkiye'yi dağıtmak, yok etmek isteyen bir tertiple karşı karşıya olduğumuz izlenimini uyandırıyor. Öyle olmasa Alevilerin hedef gösterilmesine izin verilmezdi.
Başka kültür ve coğrafyalarda mezhepçi ve etnikçi hareket zaman zaman demokrat olabilir, ilerici hareketlere yarar sağlayabilir.
Şark kurnazı coğrafyada dinci/kavimci hareketler rejimle ve büyük güçlerle anlaşır demokrasiye ihanet eder. İnsanının yapısı öyle.
Tek yol çağdaşlık ve aydınlanmadır.
NATO Üyesi, Amerikan uydusu, Trump'ın dostu yönetimler Washington ne derse onu yaparlar. İkili söylemleri vardır. Çok iddialı konuştukları zaman yakında mutlaka bir teslimiyet var demektir.