Para arttıkça hayat nasıl değişiyor? İşte zenginliğin seviyeleri ve hissettirdikleri...
10 bin dolar: Kısıtlı maddi hareket alanın var
100 bin dolar: Yaşamında çok daha fazla seçeneğin var
1 milyon dolar: Geçim kaygın tamamen ortadan kalkar
5 milyon dolar: Geleceğe dair maddi kaygıların tamamen biter
10 milyon dolar: Zaman artık senindir
50 milyon dolar: Hayal edebildiğin her şeye erişirsin
100 milyon dolar: İmkansız görülen kapılar sana açılmaya başlar
500 milyon dolar: Artık büyük şirketleri satın alabilecek ekonomik güce sahipsin
1 milyar dolar: Sana çok daha büyük bir ekonomik dünyanın kapısını açar
10 milyar dolar: Devletlerle doğrudan temas kurabilecek güce sahipsin
50 milyar dolar: Ülkeleri finanse edebilecek büyüklükte sermayeye sahipsin
100 milyar dolar: Dünyaya yön verebilecek güce sahipsin
Not: Paranın sağlayabileceği imkânları anlatan temsili ifadelerdir.
Aynı evde yaşıyoruz ama birbirimizin hayatını bilmiyoruz.
Akşam herkes eve geliyor.
Biri televizyona bakıyor, biri telefona.
Biri bilgisayarda, biri kulaklıkla odasında.
Aynı sofraya oturuyoruz ama herkesin aklı başka yerde.
“Bugün nasılsın?” diye sormadan gün bitiyor.
Bazen aynı evde yaşayan insanların birbirine ayırdığı zaman, telefona ayırdığı zamandan daha az.
Eskiden evler küçüktü.
Bir odada bütün aile toplanırdı.
Şimdi herkesin odası, ekranı, kulaklığı ve kendi dünyası var.
Evler büyüdü ama birbirimize ayırdığımız yer küçüldü.
Ve en garibi, bunu artık yalnızlık bile saymıyoruz.
Her erkek izlesin ve kaydetsin.
Çoğu erkek bunu bilmiyor.
Oksitosin bağlanma hormonudur; yakınlık, temas ve güvenle ilişkilidir. Emme uyarısı da oksitosin salınımını tetikleyen güçlü uyaranlardan biridir. 🧠🫀
Şoorda ki evde bir gız var, iki dirhem olan aklımı aldı.
Yazık değil mi la bana?
Zalımın kunladığı, geymiş çiçekli şalvarı soyhanın gızı.
Yayla domatesi gibi yanak, o kavruk dudak, ok gibi bakış.
Sondaki gülüş final, gömün dedi.
Bir daha geçeyim oradan kasıla kasıla.🚶♂️😃
Karanfil Sokak’taki Dost Kitabevi, Ankara’daki öğrencilik günlerimin en güzel taraflarından biriydi.
O yıllarda Ankara’nın en bilindik buluşma yerlerinden biri de Dost’un önüydü. Cep telefonları henüz bu kadar yaygın değildi. Gidip yarım saat, bir saat arkadaşını beklerdin orada.
Birini beklerken ya da yolun oradan geçtiğinde mutlaka içeri dalardın. Uzun uzun kitapları alır, inceler, okurdun. Kimse karışmazdı. Yarım saat, bir saat nasıl geçmiş farkına bile varmazdın.
O zamanlar pek çok kişide kredi kartı yoktu. Dost, küçük bir üyelik kartıyla kitaplara 6 taksit yapardı. İsteyene de kolayca verirlerdi o kartı. Ödemeyi kaç kez aksattığımı hatırlamıyorum ama hiç sorun etmediler.
Geçen yaz Ankara’ya gittiğimde tekrar uğradım. Mekân daha da genişlemiş, içerisi epey kalabalıktı. Hâlâ pek çok müdavimi var sanırım.