Et moi, envoûtée de ténèbres,
je passe des heures infinies
à compter les moutons funèbres
qui tapissent mes insomnies.
Ah, minuit est là.
Ah, je ne dors pas.
Et moins je dors et plus je pense,
et plus je pense et moins j’oublie.
https://t.co/zDWrWeUmDa
Nasıl oldu bu?
Yıllar sonra, yeniden, neden aklıma geldi bu monolog?
Üstelik bu sefer güzel bir seslendirmeye denk geldim.
Dizeler zihnimden kulaklarıma, kulaklarımdan tekrar zihnime akıyor.
Sigara paketimden nasıl da hızlı eksiliyor.
https://t.co/ugwYmpgWuF
Garip bir gerçek var: İnsan uzun zamandır kendi başının çaresine bakıp yapayalnız yaşadığında, yaptığı makarnanın tadı her seferinde daha da kötüleşiyor. Yapıldıkça güzelleşmesi gerekirken, özellikle makarnada tuhaf bir lezzetsizlik hâkim oluyor.
Hayata yalnızca işlevinden tutununca tadı kalmıyor; yenilebilir oluyor ama keyif vermiyor.
Madem tadı yok gibi, boğaza çöken bu acılık nereden geliyor?
Başımı yaslayacak bir omuz bulamadım ömrümce.
Duvarlara, cam kenarlarına, yastığıma ve avuçlarıma tutundum.
Anlatacak bir dost bulamadım ömrümce.
İç sesimle, rüyalarda konuştum.
Doğru yolu bulamadım ömrümce.
Her adımda kendimle tanıştım,
her yokuşta kendime çıktım…
Her şeyi yoluna koyup gitmek.
Tüm plan bu kadar değil miydi?
Nedir seni durduran?
daha fazlasını ne zaman arzuladın?
her şeyi bırakıp gitmekten ne zaman vazgeçtin?