Benim bu gerici zihniyetle mücadele biçimim en temelde: Var olmak.
Çünkü böyle yapılar; kadını eve, sesi sessizliğe, arzuyu günaha, bedeni normlara, düşünceyi itaate kapatmak ister.
Öyleyse en güçlü karşılık,
var olarak, ses olarak, yüz olarak, eylem olarak ama en çok da yaşayarak verilir.
Çünkü biz konuştukça, yazdıkça, güldükçe, yani yaşadıkça, onların gölgesi kısalır.
Bunlar küçük eylemler değildir. Bu bir karşı-hayattır.
Böylelikle sadece tepki vererek değil;
var olma biçiminle mücadele edersin.
Var olun dostlar.
Bir gün evinizde yatağınızda uyurken, otelde konaklarken ,petrolde araba yıkarken ya da trafikte ;en sevdiklerinizi kaybedeceksiniz.Bir ihtimal olarak hayatta kalan siz olursanız, sırf para hırsı için sevdiklerinizi hayattan koparanlar ceza alsın diye hukuk mücadelesi verirseniz ,bir kelime öğreneceksiniz; “TAKSİR “ . Sorumlular bir kaç sene yatıp çıkacak o da delilleri karartılmadan toplayabilirseniz. Herşeyin pahalı, insan hayatının ucuz olduğu ve herkesin herşeyi bile isteye yaptığı ülkemde ,bugün de #Samsun için ağlıyoruz.
“16 yaşında”
“TOKİ inşaatında çalışan”
“Yaşamına son verdi.”
Bir yandan çocukların hayatını çalıp bir yandan çocuk istiyorlar.
Bunca çocuğun nasıl öldüğünü asla dert etmiyorlar da nasıl doğacağını dert ediyorlar.
Erdoğan'ın İsrail'i kınadığı sırada oğlunun gemisinin İsrail'de olduğunu tespit ettim.
Gemiyi Marinetraffic'te buldum.
Şirketi İTO kayıtlarında gösterdim.
X'ten yayınladım.
Marinetraffic detaylı aramayı kısıtladı.
İTO kişiye göre sorgulamayı kaldırdı.
X hesabım sansürlendi.
Dün sabah güne başlarken televizyonu açınca, yıllardır boykot edip izlemediğim başta TRT olmak üzere bir kısım TV kanallarına denk geldim. Kanallar arası geçiş yaparken tesadüfen TRT-Türk kanalında bir iftiracının ifadesinin kelime kelime okunduğunu görünce durdum ve takip ettim.
Dakikalarca bu ifade tane tane okundu, sanırsınız TRT değil, başsavcılık haber ajansı!
Ardından başına CHP etiketini yapıştırarak, İBB ile ABB aleyhine içi iftira ve yanıltma dolu iki haber sundular.
Sabah on dakika civarında bu gayriahlaki tutumu izlerken, 86 milyon insanın vergileri ile ayakta duran devletimizin kanalının bir avuç insanın iktidar hırsının esiri olduklarını hatırladım. Yayınların nasıl bir sefil ve rezil bir düzeyde yapıldığını düşünüp bu kadim kurumunun haline bir kez daha üzüldüm.
Milletimizin bilhassa TRT’yi ayrıca cezalandırmasını ve izlemeyerek boykot etmesini diliyorum.
TBMM çatısı altında bulunan muhalif tüm milletvekillerimizin, her ortam ve konuşmalarında TRT’yi kınamalarını ve bu yanlı tutumu deşifre etmelerini öneriyorum.
Emeklinin, işçinin, memurun, çiftçinin, işsizin vergilerinden aktarılan milyarlaca dolar kaynağı, bir avuç insanın hırsına, ihtirasına, koltuk sevdasına harcayanlar açıkça kul hakkı yiyorlar.
Anadolu Ajansı da 2019’dan itibaren aynı kirliliğin bir parçasıdır. TRT ve Anadolu Ajansı’nın emekçi kadrolarına kalpten sevgilerimi iletirken, siyasetin atadığı tüm yönetici kadroları kınıyorum.
Bütün bunlara rağmen diyorum ki:
HODRİ MEYDAN. İlk kez hayırlı bir iş yapın. Bir avuç insanın milletimize bedel ödettikleri bu siyasi operasyonu çok hızlı bir şekilde TRT’de canlı yayında yargılayın!
Milletimizin huzurunda millete hesap verelim!
Burada sadece haddini aşan bir grup erkek yok. Burada bir şaka konusu da yok.
Burada kadınlara “haddini ve yerini bildirmeye” kalkan kadın düşmanı bir rejimin çok net bir fotoğrafı var.
Erkek sarayın erkek sağlık bakanı, bir grup erkeğin eline verdiği pankartla milyonlarca futbol izleyicisi erkeğe veriyor aslında mesajını. Hedef kitlesi konunun öznesi kadınlar değil, o öznenin sahibi olsun istedikleri ve “göreve çağırdıkları” erkekler.
Saray Rejimi, vajinal demekten aciz bir Sağlık Bakanlığı eliyle kadınların bedenine dair her türlü tasarrufu erkeklere vermek istediğini ilan ediyor bu pankartla.
Haydi oradan!
@ceylan_peace Diğer yandan da iki çift laf etmediğimizde unutuluyor olabilirler. Odağı şaşırıp köpürtmeden bunlara da iki çift laf edelim ki unutulmasın düşüncesindeyim. Sevgiler
9 Şubat 2011, ilk bölüm, Kireçburnu merdivenleri. Kariyerlerimizde bir daha hiç nasip olmayacak bir işe imza atıp, dünyanın en ayrıcalıklı seyirci topluluğuna sahip olduk. Minnetle... 👏👏
#leylailemecnun10yasında
Ali Yerlikaya ile aynı okuldan mezunuz (İÜ SBF - Kamu Yönetimi) ama bakan 10 günde olayı sulandıracak gerekçeleri bulana kadar, size olanı özetleyeyim:
1-AKP bazı bölgeleri kendi keyfince kullanmak için "mücavir alan"'dan çıkarttı, "özel bölge" ilan etti. Yerel yönetimden alıp merkezi yönetimin denetimine verdi.
Mücavir alan, belediyenin merkezi sınırları dışında ama böyle felaketlerin olmaması için denetleme yetkisinin tanındığı alanlar.
Özel Bölge, herhangi bir gerekçe ile bölgeyi tanıyan yerel yöneticilerin denetiminden çıkartılıp bakanlık denetimine verilen alanlar.
2-Belediyeler; sınırları ve mücavir alanı içinde "Re-sen" (kendiliğinden, talep beklemeden, kimseye sormadan) ruhsat verebilir, denetleme yapabilir, ceza verebilir, ruhsat iptal edebilir.
3-Bolu Belediyesi'nin Turizm Bakanlığı'na bağlı özel alan belirlenmiş bir yerde "re'sen denetleme" yetkisi yok.
Yani, öyle "selamınaleyküm, biz geldik, bu hoteli denetleyeceğiz" diyemez, zabıtayı içeri bile sokmazlar, üstüne çevik kuvvet/jandarma çağırıp bir temiz de dövdürürler.
Talep gelirse denetliyor, raporunu yazıyor ama onun da bağlayıcılığı yok. Şu "ikinci bir tabipten görüş alayım" muhabbetinden farklı değil.
4-Tut ki sivil giyinip, dolaştılar, gözle kontrol ettiler, resmi rapor yazamazlar, ceza kesemezler, üstüne "yetki aşımı, ticari markaya zarar" denilip bir de mahkemeye verilirler.
5-Kısacası ne yaparsan yap, hotel başka bir ilde olsaydı ne kadar sorumlu tutabileceksen, Bolu Belediyesi'ni de o kadar sorumlu tutabilirsin. Kitapta yeri var.
10 gün sürecek denen araştırma, bu gerçeği tersine çevirmenin yollarını aramak ve ortalığın durulmasını beklemek için gereken ilk süre.
İlk soğumadan sonra, "10 gün de yetmiyor" denilerek bilirkişiler atanacak, aylarca rapor yazılacak, bilirkişilere itiraz edilecek, yeni raporlar talep edilecek.
Sonuç: Çorlu'da, Hatay'da, Sakarya'da ve daha nicelerinde olduğu gibi, yatarına sayılan birkaç ceza ile kapatılacak.
depremin büyüklüğü diyorlar, bu fay sadece bizim apartmanımızın altından mı geçti ? bu binalar nasıl ve neden ayakta iken selim köse denen mezar saniyeler içerisinde yıkıldı, sorumlular neden 23 aydır adaletle yüzleşmedi.