Kurumsal iş yaşamında, hayatta kalma uğraşının %50’si işini yapmak, diğer %50’si etrafındakilerin kişilik patolojileriyle, ilkel savunma mekanizmalarıyla, aralarındaki güç ve çıkar çatışmalarıyla baş etmektir.
İzlemesi çok keyifli bir Youtube belgesel serisinden haberim oldu bugün.
"Anadolu Arkeolojisi" isimli, her biri yaklaşık 25-30 dakika olan 143 videoluk seri ile Anadolu'nun arkeolojik yapıları Arkeolog Ümit Işın tarafından tanıtılıyor.
Çekimler ve anlatımı sevdim. Devam edilseymiş iyi olurmuş.
İlginiz varsa öneririm.
@DrGunerSonmez Reaktif artrit tanısı konuldu yıllar önce. Bunun için ilaç kullanmıyorum senelerdir. Sadece düzenli pilates yapıyorum,protein ve sebze ağırlıklı beslenmeye,düzenli uykuya dikkat ediyorum. Antikorlarim antijenlerime karşı bile savaş durumunda dışarıdan gelene neler yapar diye düş
Bugün yazdığım, çizdiğim, anlattığım konular hakkında birçok soru yönelttiniz. Topluca sorulara cevap vermek istiyorum.
Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan ortak savunma anlaşmasının kime ne faydası var ve bu ortaklıktan kimler rahatsız olur?
Bir kere şunu söylemekle başlamak istiyorum. Bu anlaşmanın imzalanacağı yaklaşık 1 yıldır konuşuluyordu, yani bunun temelleri İran savaşından önce atıldı.
Ben de zaten bunu size Ocak ayında Youtube kanalımda duyurmuştum.
Yani bu ne demek oluyor? Bazılarının iddia ettiği gibi bu, bir anda İran'a karşı geliştirilmiş bir ortaklık değil.
Kaldı ki daha birkaç gün önce İran'ın kendisi İslam ülkelerine benzer bir teklifte bulunmuştu: https://t.co/aTD0As3UyW
Bu bir.
İkincisi, peki bu ortaklıktan kim ne kazanır? Malumunuz Suudi Arabistan, İran ile rakip. Türkiye, bölgede İsrail, Yunanistan ve GKRY ile sorun yaşıyor. Pakistan, Hindistan ile savaştı. Tabii ki her üçünün de Filistin hassasiyeti mevcut. Bu üç ülkenin ortaklık yapması, onlara düşmanlık eden ülkeler ve özellikle İsrail üzerinde bir caydırıcılık etkisi sağlar.
Peki örneğin İran Suudi Arabistan'a saldırırsa Türkiye İran ile savaşır mı? Cevabı hayır.
Türkiye–İran sınırının ana hattı 1639 Kasr-ı Şirin Antlaşması’na dayanıyor ve yaklaşık dört yüzyıldır değişmeden varlığını sürdürüyor. Yani bu yönüyle dünyanın en eski ve en istikrarlı sınırlarından biri. Kaldı ki daha birkaç gün önce Arakçi'nin kendisi Türkiye'nin ülkesinin bölünmesini engellediğini söyledi: https://t.co/BGqfFc3KSz
Özetle Türkiye ve İran tarihsel hatta ezeli iki rakipler ama düşman değiller. İki ülke de bölgedeki hakimiyeti ele geçirmek istiyor ve Türkiye, hem İran hem de Rusya'nın bölgede zayıfladığı bir dönemde Sünni eksenli yeni bir jeoekonomik düzen kuruyor.
Peki neden geçmişte Kaşıkçı cinayeti sonrası sorun yaşadığımız Suudi Arabistan ile bir anda yakınlaştık?
İran savaşı ile bölgedeki bütün dengeler değişti. Körfez ülkeleri, Hürmüz Boğazı'nın kapanması ile birlikte enerji kaynaklarının ihracatında ve güvenlik anlamında büyük sorun yaşamaya başladılar. Bugün Suudi Arabistan çok değişik bir konumda. Genel anlamda güvenlik konusunda ABD'ye bağımlı bu ülke, İran savaşı ile birlikte ABD'ye güvenilmeyeceğini anladı. İran konusunda ise İran'a rakip olmasına rağmen ABD'nin Hürmüz Boğazı üzerinden İran'a saldırılarını sürdürmesi onu enerji ihracatında ve ticarette zarara sokuyor. O yüzden savaşın uzamasını da istemiyor.
Bu ortamda Türkiye, Suriye'yi, Körfez'i Anadolu ve Avrupa'ya bağlayabilecek stratejik bir geçiş ülkesi hâline getirmeyi amaçlıyor. Geçtiğimiz gün duyurulan Türkiye–Suriye–Ürdün–Suudi Arabistan ulaştırma koridorunun enerji hatlarıyla tamamlanması hâlinde, Türkiye, Körfez enerji kaynaklarının Hürmüz Boğazı'nı baypas ederek Akdeniz ve Avrupa'ya ulaşabileceği alternatif güzergâhlardan birinin merkezine yerleşecek: https://t.co/ccutM5jCmO
Bu ne demek oluyor? Suudi Arabistan Türkiye'ye hem ABD'ye bağımlılığını azaltmak amacıyla savunma sanayi anlamında hem de enerji kaynaklarının alternatif rotaları için ihtiyaç duyuyor.
Türkiye için de Suudi Arabistan oluşturmak istediği bölgesel düzende çok önemli bir ülke. Her şeyden önce İslam dünyasında bir ağırlığı var.
Türkiye-Pakistan ortaklığına hiç değinmiyorum bile. Hindistan ile savaşında Türkiye Pakistan'a güçlü bir destek verdi. Pakistan gibi nükleer bir gücün Türkiye ile savunma anlaşması imzalaması da elimizi son derece güçlendiren ve zaten uzun zamandır beklenen/arzu edilen bir gelişme oldu.
Sonuç olarak evet bu ittifaktan Yunanistan, GKRY, Hindistan ve hatta İran gibi ülkeler rahatsızlık duyacaktır. Ama anlaşmanın asıl odak noktası İsrail'e karşı gelişen bölgesel bir ittifak olması.
Ben bu ittifaka bir sonraki adımda Suriye, Katar, Azerbaycan, Mısır, Endonezya, Malezya, Libya ve Bangladeş gibi ülkelerin de dahil olacağını düşünüyorum. Hatta İran bile bir gün strateji değişikliğine gidip buna katılabilir.
Özetle bu ittifak, bütün soru işaretlerine rağmen bölge ve İslam dünyası adına hayırlı bir gelişme.
Diyarbakır’ın zeki çocukları, Robert ve Galatasaray yerine neden Bitlis’i tercih etti?
Bir arkadaşımın mesajı ile öğrendim ki Diyarbakır’da LGS sınavında ful çeken ve çok iyi puan alan öğrencilerin büyük kısmı, Robert Koleji, Galatasaray ve Koç Liseleri yerine Bitlis Eren Kolejini tercih etmiş. Konu ile ilgili kısa bir araştırma yaparak, İstanbul yerine Bitlis’in neden tercih edildiğini bulmaya çalıştım.
-Eren Holding’e ait olan Bitlis’teki Eren Koleji, İngilizce ve Çince eğitim veriyor
-Kolej, öğrencilerini her yıl 1 ay İngiltere, 1 ay Çin’e götürüyor
-Öğrencilerine Eren Üniversitesine giriş garantisi veriyor
-Örencilerine Üniversiteden sonra Eren Holding’te çalışma garantisi
-Öğrencilere ayrıca burs veriyor
Bütün bunlara bakıldığında Koç Holding gibi, Bitlis kökenli Eren Holding’in de eğitim konusundaki yatırımlarında zirveye oynadığı görülüyor.
2012 yılında bir şey oldu ve ondan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı.
Sadece bir ülkede ya da bir kıtada değil, bütün dünyada bu değişim yaşandı! Ve bu değişim en çok çocukları vurdu... Tüm araştırmalar, 2012 yılından sonra çocukların zihinsel sağlığında büyük bir düşüş yaşandığını gösteriyor. Rakamlarla konuşalım:
Çocuklarda depresyon oranı %134 arttı!
Kaygı bozuklukları %106 arttı!
16 yaşından küçük kız çocuklarında intih*r oranı %0.7’lerden %22’ye, erkek çocuklarında %12’ye yükseldi.
Akran zorbalığı tavan yaptı.
Artık çocuklar sadece kendilerine değil başka çocuklara da zarar veriyor!
CDC verilerine göre her 5 çocuktan biri majör depresyonla mücadele ediyor.
Her 2 çocuktan biri cinsiyet algılarında bozukluk yaşıyor. Psikyatrik ilaç kullanma yaşı 5’e düştü!
Ve neredeyse bütün çocuklar kaygı, öz güven, öz benlik, öz saygı, sosyal beceri eksikliği ve problem çözme becerilerinde eksilme problemleri yaşıyor.
Ve bu sadece bir tek ülkede yaşanmıyor. Bütün dünyada ve aynı anda!
Peki, 2012’de ne oldu da başımıza bunlar geldi? Çok basit! 2012 çocukların kendi akıllı telefonlarına sahip olmasının yaygınlaşmaya başladığı yıldı. Aynı zamanda mobil verinin de ev interneti gibi herkesin telefonuna geldiği yıllar...
Eh, çocuklarda akıllı telefon var, mobil veri de var! Geriye içerik üreticilerinin çocuklarımızın zihinlerini sakatlaması kaldı. Onu da çözdüler: Facebook, Instagram, Snapchat, TikTok, çevrimiçi oyunlar ve video yayın platformları. Hepsinin pörtlediği zamanlar...
Sonra büyük yalnızlık başladı! Çocuklar sokağa çıkmaz oldu, hem evde hem okulda, çevrelerinde birileri olsa da yapayalnız hale geldiler! Artık onlara J. Haidt’in tanımıyla ekran odaklı çocuklar ya da “kaygı kuşağı” denmeye başlandı.
Çocuklar problem çözme becerilerini, müdahalesiz oyunla geliştirirler. Müdahalesiz oyun da sadece sokakta olur. Ama onlar artık sokakta oynamıyorlar. Ergenler, yaşıtlarıya bir araya gelip sosyalleştiklerinde öz güven geliştirirler. Ama onlar artık gerçek hayatta bir araya gelmiyorlar!
Ardından uyku bozuklukları çocuklarımızın mis kokulu uykularını çaldı. Her gün ekranda 2 saat geçiren bir çocuğun günde 1 saat az uyuduğunu biliyor muydunuz? 1 saat sana az gelmesin. 6 yıl 1 saat az uyuyan çocuk, zihinsel olarak 1 yıl geriliyor!
Zihinsel gerilik deyince “zekâ geriliği” anladın değil mi? Ah, sen yok musun? Her şeyin zekâ olduğuna inanıvermişsin.
Az önce söyledim ya, çocuk arkadaşıyla çatışma yaşamayı bilmiyor, ayakkabısı ıslansa çözüm üretemiyor. En son ne zaman arkadaşıyla sesli görüştü?
Üşenme lütfen, şimdi çık ve çocuk parklarına, basket sahalarına bir bak! Kaç çocuk göreceksin bakalım? Korku filmi gibi değil mi? Ne o! İçinizi mi kararttım. Lütfen kararsın. Daha da karartırdım da bugün insaflı yanıma denk geldiniz...
Ben olsam, bu yazıyı iki kopya bastırır, birini kendi alnıma diğerini de bir tane “hangi devirde yaşıyoruz” bulur, onun alnına yapıştırırdım.
GURUR 🇹🇷 — Türkiye’de ilk kez 26 haftalık bir bebeğin omurgası anne karnındayken onarıldı.
Türkiye’de ilk kez gerçekleştirilen ameliyatın detayları:
— 30 kişilik ekip görev aldı.
— Uluslararası uzmanlardan destek alındı.
— Ameliyat yaklaşık 6,5 saat sürdü.
— Bebeğe ‘Umut’ ismi verilecek.
— Omurilikteki açıklık, rahme kamera ve milimetrik cerrahi aletlerle girilerek kapatıldı.
Bebeğin kurtulduğu sağlık problemleri:
— Bacaklarda hareket azlığı
— Tuvalet kontrolünde zorluk
— Beyinde su toplaması ve hidrosefali
Prof. Dr. Özgür Deren (Perinatoloji Bilim Dalı Başkanı)
Doç. Dr. Erdem Fadıloğlu (Perinatoloji Öğretim Üyesi)
Prof. Dr. İlkay Işıkay (Beyin ve Sinir Cerrahisi Öğretim Üyesi)
Prof. Dr. Banu Kılıçaslan (Anestezi ve Reanimasyon Öğretim Üyesi)
Doç. Dr. Derman Başaran (Endoskopik Cerrahi Uzmanı)
Ayrıca, fetal cerrahi alanında dünyaca tanınan Prof. Dr. Alireza Shamshirsaz da bu başarılı operasyona uluslararası destek sağladı.
Ekip, rahim içine milimetrik cerrahi aletler ve kamerayla girerek hem anneye hem de bebeğe aynı anda anestezi uygulamış ve omurilikteki kusuru başarıyla kapattı.
Doktorlarımız iyi ki var… ♥️
THE’ye göre ABD dışındaki üniversitelerin sıralaması. Dikkatimi çeken noktalar:
- İngiltere sıralamayı domine ediyor (hem tepede hem de toplam 12 okulla)
- Çin’in yükselişi sürüyor (9 okul)
- Almanya en yukarılarda olmasa da ilk 100e 8 okul sokmuş
- Minik Hollanda’nın listede 5 üniversitesi var
- İtalya yok (Türk öğrenciler için epey popüler)
- Fransa epey zayıf
Evinde arabasını şarj edene 841.000 TL ceza kesilebilir.
Bireysel şarj cihazıyla evinde aracını şarj edenlere, kaçak elektrik kullanmış gibi işlem yapılacak ve 841.000 TL’ye kadar ceza kesilebilecek.
Bu cezanın temel gerekçesi, dağıtım şirketinin bilgisi dışında sisteme bağlanan yüksek güçlü cihazların şebeke altyapısında standart dışı yük oluşturması olarak gösteriliyor. İlgili mevzuata göre, mesken aboneliklerindeki elektrik tesisatları sözleşmede belirtilen belirli bir kurulu güç kapasitesine göre projelendiriliyor ve bu sınırın izinsiz aşılması yasal ihlal sayılıyor.
Aracınızı evde şarj etmek istiyorsanız,konut aboneliğinize ek olarak gerekli abonelik veya izin süreçlerini tamamlayarak bu cezayla karşılaşmaktan kaçınabiliyorsunuz.
Futboldan anlamam ama insan davranışından anlarım. Voleybolcu kadınlara şampiyonluktan sonra esirgenen desteği, ortada hiçbir başarı yokken futbolculara verenler bu sonucu hazırladı. Devletin de, markaların da, halkın da buradan çıkaracağı ders açık: Önce performans, sonra ödül. Önce başarı, sonra alkış.
Davranışbilimin temel kuralı şudur: Ödüllenen davranış devam eder! Türkiye olarak futbolda yıllardır devletiyle, markasıyla, taraftarıyla vasatlığı ödüllendiriyoruz.
🔴FİBROMİYALJİ (mükemmelliyetçilerin büyük sorunu)
✔️Fibro = bağ doku
✔️miyo = kas doku
✔️Alji = Ağrı (algia)
《Bağ ve kas dokunun yaygın ağrısı》
➖️Ve bunlara ek yan hastalıklar...
📌Fibromiyalji= Dışlama tanısıdir. Ağrılar var,kas,kemik,bagirsak,boyun bacak...AMA