Gabriel García Márquez şunları söyledi:
Altmış yaşına ulaştıysanız, paraları saymayı bırakın ve anları saymaya başlayın.
Çünkü siz "her ihtimale karşı" tasarruf etmeye devam ederken, "her ihtimale karşı" durumlar dişlerini bileyliyor, yorulmanızı bekliyorlar ki kendinize izin vermediğiniz şeylerden faydalanabilsinler.
Zaten çalıştınız, çocuklarınızı büyüttünüz, acı çektiniz.
Şimdi sıra sende; şafağı sakin bir şekilde izle, hep ertelediğin şeyleri kendine ısmarla, en pahalı kahveyi vicdan azabı çekmeden ve gülümseyerek iç.
Çılgın girişimlere bulaşmayın ve her zaman "harika bir fikri" olan ama asla fatura ödemeyen "girişimci" oğlunuza kanmayın.
Ve lütfen: çocuklarınızla birlikte yaşamayın. Onları ziyaret edin, onlara sarılın, ama kapınızı ve huzurunuzu koruyun.
Kimsenin sorunlarını omuzlamayın. Torunlar gülmek için vardır, büyütülmek için değil; çocuklar sevilmek için vardır, ihtiyaçlarının karşılanması için değil.
Bu yaşta vücudunuza, ama özellikle de zihninize iyi bakın. Hastalıklar veya ilaçlar hakkında çok fazla konuşmayın; seyahatlerden, şarkılardan, mutlu anılardan bahsedin.
Ve eğer biri size "artık işe yaramazsın" derse, zarifçe gülümseyin... ve henüz kimsenin ne olduğunu anlamadığını hatırlayın.
Eğer biri size "artık işe yaramazsın" derse, zarifçe gülümseyin... ve bu kişinin henüz kimseye borçlu olmadan çok yol kat etmenin ne demek olduğunu anlamadığını hatırlayın. Gülün, yaşayın ve başkalarının istedikleri gibi kırgınlaşmalarına izin verin.
Zaten kazandınız: hâlâ buradasınız, dimdik ayakta duruyorsunuz, bir hikayeniz ve tarzınız var.
Ve bu, gerçekten de bir ayrıcalık!
Gabriel García Márquez
Edebiyat Ödülü sahibi dünyaca ünlü Kolombiyalı yazar
Ben İrem . Kerem’in İremi . Yaşadıklarına ah vah diyip kendi hayatınıza şükrettiğiniz bir kaç yüz insandan sadece biriyim . 6 Şubat’ta Ali Babaoğlu ve Hacı Mehmet Ersoy’un ölüm tuzağına düşen anne babamı ve kardeşimi evimizde kaybettim. 2 yıldır her gün adalet diye yalvardım. Ama katiller hala arsızca keyfine bakıyor ve nefes alıyor . Bildiğim bilmediğim ne varsa aldığım her nefesi onların katillerinden hesap sormak için harcadım . Keremi 12 Şubat’ta (6.gün) annemi 14 Şubat’ta (8.gün) buldum . Bu fotoğraf sabaha karşı bulduğumuz annemi defnettikten sonra ; tekrar Kerem’in mezar yerini bulabilecek miyiz diye gittiğimizde çekilmiş . Mezar yerini tespit için . Babamı enkazda kaldırılmadık , bakılmadık tek bir taş bırakmayana kadar aradım . Ama bulamadım. Sevgili AFAD bulduğu cansız bedeninin teşhis edilemeyecek durumda olduğuna kanaat getirmiş ve yana yakıla aradığım babamı ben varken ve onun cansız bedeni için bile dünyayı yakabilecekken “KİMSESİZLER MEZARLIĞI”na defnetmişler. Ben İrem . 6 Şubat’ta öldüm . Ama kimse ne ölümü bulabilir ne de eski İrem’i . Ne sizden biri ne gidenlerden biri olabildim . Ben bu dünyanın arafında kaldım . #deprem #6subat2023 #DepremiUnutmaUnutturma #6Subat2Yıl #palmiyesitesi #palmiyesitesiiçinadalet
Vatandaşların Tapulu Zeytinlik Arazileri 2 Haftadır "Zaten Kamulaşacak" Bahanesiyle Talan Ediliyor!
Gündeme ilk getirdiğimizde "zaten kamulaşacak" diyen yetkililer şimdi gizli gizli ağaçları söküyorlar. Düşünün ki; "zaten kamulaşacak" demesine rağmen "kamulaşma işlemi yapmadan" bir insanın arazilerini talan etsin!👇
#hatay #defne #zeytinlik
Yıkılan şehrini terk etmeyen ve en demokratik hakkı olan protesto hakkını kullanırken kolluk kuvvetlerinin sert müdahalesiyle gözaltına alınan Antakya halkının yanındayım . Anayasaya aykırı ve şehir demografisini bozacak rezerv alan yasasına karşı halkın hukukunu savunacağız .
Senede bir güne sığdırılmış "romantik" öğretmenler günü kutlamaları bana anlamlı gelmiyor. Öğretmenler yıllardır kronikleşen sorunlarına çözüm bekliyor; atama, tayin, yükselme, özlük hakları, itibar, saygı, değer, onurlu bir mesleki yaşam, ödül vs. Liste uzun ama tweete sığmaz.
Hayat birçok yönüyle korkunç. Korkutucu olmasının nedeni hangi dalı seçersek seçelim elimizde kalıyor çünkü çürümüş ağaçlarız
Rutubet bu her şeyi baştan çürütüyormuş.
Bir kez olsun ağır bir yükü tek başına sırtlandıktan sonra kimseye ihtiyaç duymuyorsun. Hayat kafana vura vura “O yapmaz” “ O gitmez” kesinliğinden uzaklaşmanı öğretiyor zaten. Herkes her şeyi yapabilir. Taşıyacağın yükün ağırlığını bilemezsin.
Omurganı sağlam tutmaya bak!
Gerçekten zehirleniyoruz. Antakya üzerinde toz bulutundan başka bir şey yok. Yıkım firmaları gelecekte ölüm belgemizi imzalıyorlar. Tek bir damla su dökerek enkaz kaldırılmıyor. Allah aşkına bir yetkili Migros’un orada kafasını kaldırsın havaya baksın. Üzerimize zehir yağıyor.
Antakya’da yıkımların nasıl yapıldığından ufacık bir kesit bu sadece…Şehir toz içinde hiçbir şey usulüyle yapılmıyor. En kötüsü de herkes körü sağırı oynuyor…
8 ay geçti…Hiçbir şeyin etkisi geçmedi. Birbirimizle konuşurken hala gözlerimiz doluyor. Bazen de gözlerimizi kaçırıyoruz birbirimizden. Gelen telefonlar ya da mesajlar seni unutmadım demek için. Aynı zamanlarda aynı hisleri yaşamayı
o gün öğrendi bu şehir. #antakya#8ay