Trevor Noah: "Yılın şarkısı ödülü... Bu her sanatçının, Trump'ın Grönland'ı istediği kadar almak istediği bir ödül.
Trump'ın Grönland'ı istemesi mantıklı çünkü Epstein'ın adası artık yok. Bill Clinton ile takılmak için yeni bir adaya ihtiyacı var."
Paylaşımlar görüyorum #Epstein Türkiye ayağı açıklansın yer yerinden oynar falan diye. Ulan arkadaşlar biz farklı ülkelerde mi yaşıyoruz. 45 erkek çocuğuna tecavüz edildi, bi kereden bir şey olmaz denildi. Yenidoğan çetesi bu ülkede bebekleri öldürdü, unutuldu. Bi halt olmaz...
Dün Suriye'deki cihatçıları övenler bugün Afganistan'da kadınların eğitim hakkı yasaklanmış diye paylaşım yapıyor.
Sürü haline gelmiş, neyi neden savunduklarını, neye neden karşı çıktıklarını kavrayamamış acınası bir durumdalar gerçekten.
Nasıl anlayışınız var bilmiyorum ve öğrenmek de istemiyorum ama evet Aybüke için de saçımı örerim de kökünden de kazırım. İnsanın yüzüne bakmaya kıyamadığı evlatları ölmesin diye çözümü destekliyoruz, bunu teröre destek şeklinde anlayacak kadar hem aptal, hem hain hem de kötüsünüz.
Her sözüne ayrı alkış tutulur da en çarpıcı cümle şu herhalde :“Bir milleti sevmemekle bu kadar kaliteli düşmanlık yapmak arasında ciddi patolojik bir fark var.”
Recep Tayyip Erdoğan’ın kürsüden Suriye’deki Kürt katliamını “başarılı operasyon” diye alkışlaması ve salondan yükselen tekbirlerin gölgesinde “gönülden tebrik ediyoruz” demesi, Türk devletinin Kürt düşmanlığının en iğrenç, en çıplak yüzüdür.
Bu tebrik, kadınların kafasına kurşun sıkılan, çocukların bombalarla parçalandığı, köylerin yakıldığı, hastanelerin vurulduğu, mezarlıkların bile tahrip edildiği bir soykırım girişiminin açık onay beyanıdır. Erdoğan’ın ağzından çıkan “haklı ve meşru” lafı, Kürt halkının nefes alma hakkına karşı verilen cihatçı-faşist ittifakın resmi mührüdür.
Yıllarca “Suriye’nin toprak bütünlüğü” diye ağızlarından köpükler saçan aynı zihniyet, Kürtler özerklik kazandığında anında Şam’ın katil ordusuyla kucaklaşıyor. Çünkü mesele Suriye değil, mesele Kürt’tür. Kürt kazandığında “bölücülük”, Kürt öldürüldüğünde “milli güvenlik”, Kürt direndiğinde “terör”, Kürt susturulduğunda “barış” oluyor.
O salondaki tekbir sesleri, İslamcı milliyetçiliğin Kürt kanı üstünde kurduğu zafer narasıdır. Erdoğan’ın tebrik ettiği şey, Kürt kadınlarının cesetleri üzerinden alınan intikamdır; Rojava’nın demokratik umudunun tank paletleri altında ezilme çabasıdır.
Bu rejim utançtan nasibini almamış bir barbarlıktır.
Kürt halkı ne Erdoğan’ın tebrikine, ne tekbirine, ne de Şam’ın tankına boyun eğecektir.
Rojava hâlâ ayakta.
Kürt iradesi hâlâ kırılmadı.
Ve o faşist koro ne kadar yüksek bağırırsa bağırsın, tarih bu iğrenç “tebrik ediyoruz” cümlesini bir soykırım itirafnamesi olarak yazacak.
O gün geldiğinde kimse “biz bilmiyorduk” diyemeyecek.
Çünkü alkışladınız.
Çünkü tekbir getirdiniz.
Çünkü tebrik ettiniz.
Ve o utanç sizindir. Sonsuza kadar.
Köpeğe fırça atan adam:
"Sana dün poğaça verdim. Gittin kadınlara saldırdın. Beni uyardılar, 'bir daha verme' diye. Senin yüzünden bütün hayvanlar aç kaldı."