TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, İstanbul Dolmabahçe yürüyüşümüzün sonunda konuştu:
📌"Bugün tam da söz verdiğimiz gibi, söz verdiğimiz saatte Ankara'nın merkezinde binlerce Ankaralı komünist NATO'ya meydan okudu. Yüzlerce arkadaşımız gözaltına alındı."
TKP bugün Ankara'da ablukayı deldi: İstanbul'da da Taksim AKM önünden sloganlarla Dolmabahçe'ye yürüyor:
🔈❝İşgalciler her zaman kaybeder!❞
🔈❝Emperyalistler, işbirlikçiler, 6. Filo'yu unutmayın❞
🔈❝NATO'dan çıkılsın, üslere el konsun❞
https://t.co/IIT1ZzvjVa
❝Yasakla, baskıyla boyun eğdirmeye çalıştıkları Ankara'nın göbeğinde NATO'ya karşı emperyalistler defolun diyerek yürüdük❞
TKP'den açıklama: Kızılay'a girerken gözaltına alınan yoldaşlarımızı derhal serbest bırakın! Bu memlekette NATO'yu protesto etmek suç değil onurdur!
https://t.co/yAr2LipRsy
Parti binasına polis marifetiyle girmeyi göze alacak kadar kendini kaybetmiş biri CHP’yi yönetemeyeceğine göre iktidar bir s��re ana muhalefetsiz bir siyasi yapıyla yola devam etmeye karar vermiş demektir. Bu da toplumsal açıdan kendi altındaki halıyı çekmekten başka bir anlam ifade etmez. Bunun sonuçları zaman içinde ve sürprizlerle kendini gösterecektir.
Beri yandan CHP yönetimine “dışarıdan” akıl veren çok. Ancak anlaşılmayan nokta kafalardaki “direniş” hattı için CHP’nin uygun bir zemin sunmadığıdır. Özgür Özel ve arkadaşlarının eli tarihsel, sınıfsal, ideolojik ve de hukuki açıdan bağlıdır. Bu bağın çözülmesi imkansızdır.
İktidarın kadroları ancak bir devrimin elde edebileceği güç, destek ve meşruiyete sahip oldukları yanılsamasıyla hareket ediyor. Kendilerini “tarih yazan” yüce insanlar olarak görüyorlar. Oysa tanık olduğumuz çürüme ve karşı-devrimdir. Hükümsüzdür!
CHP’yi mahkeme kararları ile yönetmeye kalkarken AKP yerel yönetimlere dönük operasyonlar sırasındaki kirli görüntüye güveniyor olabilir. İtiraflar, parti değiştirmeler, servis edilen video ve fotoğraflar kuşkusuz kamuoyunda belli bir etki yaratmıştır. Ancak toplumun geniş bir kesimi bu operasyonların AKP’yi iktidarda tutmak için icat edildiğinden o kadar emindir ki, asıl kirlenmeyi haklı olarak seçme ve seçilme hakkına dönük müdahalenin kendisinde görmektedir.
Bugün CHP’ye yönetim atamak için yapılan hamle de aynı sonucu verecektir. AKP’nin tabanını bile ikna etmekten uzak bu ve benzer hamlelerin iyi düşünülmüş bir stratejinin ürünü olduğunu düşünmek yanlıştır. İktidar, inisiyatifi elinde tutsa bile bütünlüklü, tutarlı bir planlama ile hareket etme yeteneğine sahip değildir.
Kaldı ki, hep söylediğimiz gibi, bu sistem CHP’yi dışarıda tutarak, CHP’nin katkısını almadan işleyebilecek bir sistem değil. AKP içinde bunun farkında olan birçok unsur olduğu biliniyor.
Öte yandan AKP’nin bu tür hamleleri, “halk bunları yutmaz” kolaycılığı ile karşılanmamalı. “Saldırı CHP’ye” denerek CHP’ye endeksli bir “direniş hattı”nın da başarı şansı yok. Bugün toplumda iktidarın meşruiyetini daraltan asıl konu yoksulluk ve bu yoksulluğa neden olan toplumsal adaletsizliklerdir. CHP’ye dönük operasyonların ikna edici olmamasının derindeki nedeni budur. İktidarın çaresizlik içinde attığı bazı adımlara yanıt mutlaka ve mutlaka sınıfsal bir eksende verilmek durumundadır. Diğer türlü, dar anlamıyla “CHP savunusu” üzerine kurulu bir stratejiyi AKP, ne kadar zayıf ve inandırıcılıktan uzak olursa olsun, kısa sürede dağıtır.
🔴Birkaç gün önce kaybettiğimiz #SuzanElik için sesleniyoruz:
Aylarca ağır tehditlere maruz bırakılan Suzan uzaklaştırma kararına rağmen korunmadı. Suzan’ın ölümü elim bir olay değil, sistemli bir ihmaller zinciridir!
GÖZÜNÜZÜ CEBİMİZDEN ELİNİZİ HAYATIMIZDAN ÇEKECEKSİNİZ!
Önce Adalet Bakanı'nın aile arabuluculuğu açıklamasıyla boşanma ile nafaka sürecinin ayrıştırılması fikri ortaya atıldı. Ardından bugün Cuma hutbesinde Anayasanın da gerisine gidilerek İslam Hukuku savunuldu. "Karşılıklı rıza olmadan Yüce Rabbimizin koyduğu miras ölçüsünü değiştirmek ilahî adalete aykırıdır." denildi. Mirasta erkeğe iki kadın hissesi verilmesi gerekliliğine geldi konu.
Biz kadınlar yaşamımızı ve özgürlüğümüzü savundukça panikleyen iktidar bizleri haklarımızdan mahrum ederek "terbiye" edeceğini düşünüyor. Gözlerini cebimize dikenler tüm kurumlarıyla haklarımıza saldırıyor. Çalışma hakkımızdan miras hakkımıza, boşanma sürecinde alınması gereken haklardan iş ücretlerimize kadar her şeyde gözleri olanlar kadınlar erkeklere ya da kurumların desteklerine muhtaç yaşasın istiyor. Çok beklerler!
Biz kazanılmış haklarımızdan vazgeçmeyecek, hakkımız olanları almak için mücadeleye devam edeceğiz. Siz de gözünüzü cebimizden, elinizi hayatımızdan çekip çenenizi kapatmayı öğreneceksiniz❗️
TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, İstanbul'da emekçilere seslendi:
"Kurtuluşumuz için 1 Mayıs diye haykıran, bayraklarını kaldıran bizlerin siyasi iktidara el koyması gerekiyor. Başka çaremiz yok."
#1Mayıs#TKP
TKP İstanbul İl Başkanı Ahmet Dincel, İstanbul'da 1 Mayıs yürüyüşümüzün sonunda konuştu:
"Bu düzeni temsil eden herkese ve her şeye karşı öfkeliyiz. Ama öfkemize eşlik eden bir şey var: Umudumuz, Türkiye işçi sınıfına olan inancımız. Bu ikisini yan yana getirenler, öfkesini örgütlü kılanlar, hoşgeldiniz!"
#1Mayıs #TKP
@BirGun_Gazetesi Bende demokratik sosyalist biri olarak mahallemde ki işçilerle birlikte bizi geçen yıl gibi satmayacak birileriyle 1 mayısı kutlayacağım. Misal TKP neredeyse ben orada olacağım. (Hele Türk-iş Ergün Atalay'la aynı sokakta otursak taşınırım o kadar iriteyim)
📌TKP İstanbul İl Başkanı Ahmet Dincel'in Saraçhane eylemlerinin ilk duruşmasında yaptığı savunmasının tamamını kamuoyu ile paylaşıyoruz:
25 Mart tarihinde, sabaha karşı evime yapılan baskınla gözaltına alındım. 17 gün cezaevinde kaldıktan sonra tahliye edildim. Şimdi karşınızdayım ve aynı zamanda Türkiye Komünist Partisi İstanbul İl Başkanı'yım.
Bir parti üyesi olarak, şimdiye kadar partimle beraber birçok hukuksuzluk, baskı ve şiddete karşı sokaklara çıktık. Bugün de halkın seçme ve seçilme hakkına siyasi saiklerle yapılan bir operasyonla, özel olarak bir kişiyi filan savunduğumuz için değil, bu ülkenin yurttaşlarının hakkını savunmak için eyleme gitmemiz nedeniyle yargılanıyoruz.
Yargılanmamızı garipsemem gerekirdi, sonuçta anayasal hakkımızı kullandığımız için yargılanıyor olmak kulağa garip gelebilir. Ancak hukukun sürekli bir baskı aracı olarak kullanılması nedeniyle zaten bu ülkede birçok kişi anayasal hakkını kullandığı için sürekli yargılanıyor.
Anayasal hakkımızı kullandığımız için burada yargılanıyor olmamızı yalnızca baskı ve kuralsızlık olarak tarif etmek yetersiz kalmaktadır. Bugün burada sadece bizler yargılanmıyoruz; milyonların, halkın örgütlenme ve siyaset yapma hakkı yargılanıyor.
Bu tarikatlar ve holdingler düzeninin tüm karanlığını temsil eden AKP iktidarı, yönetememekte, yönetemediği için saldırganlaşmakta, milyonlara savaş açmaktadır.
100 yıl önce Anadolu halklarının canı pahasına mücadelesi ile 1923'te elde ettiğimiz en önemli kazanım, halkın siyaset yapma hakkıdır. Bu nedenle, bugün karşınızda kendimi değil, ülkenin kurtuluş mücadelesini, bu topraklarda yaşayan halkımızın canları pahasına kazandıkları seçme seçilme hakkını savunma niyetindeyim. Yani tutuklanmama ve bugün yargılanmama neden olan eylemi buradan da gerçekleştireceğim.
Siyaset yapmak, her ne kadar genel olarak öyle algılansa da, seçimden ibaret değildir ya da milletvekillerinin görevlerini tanımlamaz.
Evet, seçimler siyaset yapmanın bir aracıdır ama siyasetin kendisi bundan ibaret değildir. Seçimlerin doğurduğu sonuçları takip etmek, seçme ve seçilme hakkımıza sahip çıkmak da siyaset yapmaktır.
🔺Aladağ'da tarikat yurdunda ölen çocuklarımıza sahip çıkmak siyaset yapmaktır.
🔺Binlerce gencin, geleceklerine sahip çıkması siyaset yapmaktır.
🔺İşçilerin haklarını almak için mücadele etmesi siyaset yapmaktır.
İşte bugün memleketimiz, buna karşı bir saldırı altındadır. Bugün halkın siyaset yapma hakkı elinden alınmaya çalışılıyor. Ancak 19 Mart'ta anayasal haklarına müdahale edilmesine karşı ayağa kalkan halk, bu saldırıya boyun eğmeyeceğini göstermiştir.
Evet, bir yanda kayyımlar, yoksulluk, holdingler, tarikatlar, savaşlar; diğer yanda bu karanlığa karşı ayağa kalkanlar var.
Elbette ben de, mensubu olduğum partiyle beraber tarafıma ve tüm halka yönelmiş bir saldırıya karşı cevap vermek amacıyla Saraçhane Meydanı'ndaydım. Saraçhane Meydanı'na yüz binler sadece bir belediye başkanı için çıkmadı.
19 Martla başlayan saldırı, bana göre, siyaset alanını daraltan, halkın iradesine ve haklarına ket vuran bir özellik taşımaktadır. Buna boyun eğemezdim, bu nedenle o gün o alanda bulunmam gerekiyordu ve bulundum.
Üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum. İncelediğim kadarıyla iddianame içeriksiz ve dayanaksız hazırlanmıştır. Benim ve benimle birlikte burada yargılananlar dışında yüzlerce yurttaşın yargılanma nedeni, boyun eğmememizdir.
Operasyonların usulü, şekli ve metodu, bunların hukuki değil, siyasi amaçlarla gerçekleştirildiğini gösteriyor.
Ancak sadece anayasal hakkını kullanan ne ben ne de buradaki onlarca arkadaşımız, yürütülen bu politikaya boyun eğer. Bu bir ajitasyon ifadesi filan değil, buradaki herkesin yüzündeki umudun ve başımızın dikliğinin ifadesidir. Söyleyeceklerim bundan ibarettir.
Okmeydanı Semt Evi’nde buluştuk.
Halkımızın ekmeğine el koyanlara, çocuklarımızı geleceksiz bırakanlara, gençlerimizin sesine tahammül edemeyenlere karşı, memlekete sahip çıkmak için yürüyoruz.
Bu halk sana boyun eğmez!
@IzmirTkp Yürüyüşümüz devam ediyor.
Adaletsizliğe, eşitsizliğe, gericiliğe karşı "Memlekete sahip çık" sloganına omuz verecek tüm İzmirlileri aramıza davet ediyoruz.
@IzmirTkp