Bir kadının mahremini tekrar tekrar ihlal etmemek için SUÇ MAHİYETİNDEKİ o “sızma” görüntüleri paylaşmayacağım.
Adalet ve Kalkınma Ponzisinin yüzyıllık vurgununu konuşmayın diye apar topar önünüze düşürülen videolarda ya da lağım medyasında istemeseniz de göreceksiniz zaten.
Milyar milyar çalan hırsızların kapısını bile tıklatamayanlara dönün iyi bakın.
Dün çöktükleri Mersin Belediyesinin operasyonlarında gece yarısı evi basılan bir kadın. Kim olduğunu bilmiyorum, zerrece de önemi yok.
Pijamalı.
Kamerayı görünce haliyle rahatsız oluyor, eliyle göğsünü kapatmaya, bedenini kapıyla gizlemeye gayret ediyor, rahatsız oluyorum diyor.
Devletin polisi ise “sıkıntı yok sadece bilgi amaçlı” diyerek bu yurttaşı temin ediyor.
Sonra bu görüntüler 24 saat geçmeden servis ediliyor.
Kimdir bu hukuk ve kadın düşmanı aparat!?
Polis midir?
Savcı mıdır?
Sözde Bakanlıklar mı?
KİM?
AKP’nin ya da MHP’nin kadın milletvekilleri mesela, şu görüntüyü izleyince hiç rahatsız olmuyorlar mı? O kadının tedirginliğini gerçekten hissetmiyorlar mı?
Dönüp fısıltıyla da olsa yanına yöresine “ya şu kadarı da ayıptır” diyebilen bir tek kişi kalmadı mı ya aranızda?
Yoksa halkın öfkesi bir kaç dakikalığına da olsa “dava arkadaşlarınızdan” uzaklaşır umuduyla sadece izliyor musunuz başka bir kadına yapılanları?
Hani derler ya Allah düşmanın bile mertini nasip etsin diye.
İşte tam o günlerden geçiyoruz.
Hakim “senin gösterin bile 1,5 saat sürdü topla artık sözünü” dedi.
Keşke 1,5 saatlik ve 197 gösterimde milyonlarca insanın kahkahalarla izlediği bir gösteri nedeniyle bir komedyenin nasıl olup da 88 gün kuyu tipi bir cezaevi hücresinde tutulabildiğini de bir hakim çıkıp söylese.
Keşke bir dalgıç şakasını alıp komedyenin açık ifadesinin tam tersinden suç uydurarak iddianameye yazabilen bir savcının nasıl var olabildiğini de sorgulayabilse bir “yargı” mensubu.
Deniz sözlerini tamamladı.
Tüm salon dayanamayıp alkışladı.
Söz avukatlarında.
#DenizGöktaşSerbestBırakılsın
Deniz Göktaş kürsüde;
“3 Temmuzdan beri kuyu tipi bir cezaevinde güneş görmeden, diğer tutukluların aksine sadece haftada 1 telefonla görüşerek başka hiçbir insan temasım olmadan hücredeyim.
Harbiyede kurduğum 4 cümle ile suçlanıyorum ve kurduğum cümle başına tam 22 gündür hücredeyim.
Yazan çizen insanlara bir otosansür sebebi olduysam tek endişem budur. Lütfen öyle olmasın bilin ki sözlerimiz tahminimizden çok daha etkilidir.
Suçlandığım toplam 4 cümle var. Ben bu cümleleri Harbiye’de beş bin kişiye ondan önce de 197 KEZ Türkiye’nin her yerinde 100 binden fazla seyirciye söyledim.
Hepsinde de kahkahadan ve alkıştan başka tek bir tepki almadım.”
#DenizGöktaşSerbestBırakılsın
Kadıköy Rıhtım Meydanı’ndayız!
Çocukların okullarda, kadınların ve LGBTİ+’ların sokaklarda güvende olmadığı; emeklilerin geçinemediği bu düzene karşı “Artık Yeter!” demek için bir aradayız.
Yalnız olmadığımızı biliyoruz. Yan yana geldikçe, dayanışmayı büyüttükçe güçlüyüz. Mücadelemize katılmak, birlikte örgütlenmek için sosyal medya hesaplarımızdan bize ulaşabilirsiniz.
Kurtuluş ellerimizde, kurtuluş örgütlenmekte!
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar,
Yarın, 28 Eylül Pazartesi, Çağlayan Adliyesi’nde saat 10:00’da duruşmam var.
88 gün sonra ilk kez kelepçeleneceğim ve araba kornası duyacağım. Kelepçeyi özlemediğim kesin, bakalım araba kornasını özlemiş miyim?
İyiyim. Güneş olmadan da yaşanıyormuş, güneş abartılmış bir balonmuş.
Biraz da cezaevinden havadisler: Sınıf atlama heyecanı var Karatepe’de mahallemize 2 özel jeti olan komşu taşındı. Herkes bir gecede radikal seviyede artan refah seviyesine uygun davranmaya çalışıyor. Ben de buna uygun olarak bu tweette “zengin derdi” sayılacak bir konu seçtim: Cezaevi ve müzik.
“Müziksiz yaşayamam” tipi bir insan hiç olmadım, hatta epey de yaşarım ama “müziksiz 88 gün yaşayamam” tipi bir insanmışım meğer. Rüyalarımdan birinde; tahliye olduğumu fark edince hemen Peyk açıyordum ama Peyk olmayan bir şey çalıyordu. Radyo ve Dream Türk var ama hep Peyk olmayan bir şey çalıyor.
Şimdi övmeye çekiniyorum; TRT 2’yi övdüm, son 1 aydır yok. Radyo 3 sağolsun, Gojira çaldı 1 saat. Böyle mucizevi anlar dışında pek seçenek yok. Bu yüzden bu yaşa kadar ergen inadıyla taşıdığım Türkçe pop alerjimi aşmam gerekti. Bu hafta savunmama hazırlanırken 24 saat boyunca Dream Türk açıktı. Sadece yan komşum Haluk Levent, Mamak Türküsü ya da Haziran’da Ölmek Zor çaldığında TV’yi kapatıp avluya çıkıyorum. Kuyu tipinin tek iyi yanı akustiği olabilir.
24 saat Dream Türk izlerseniz 4 kere Ezhel’i görebiliyorsunuz, özledik. Onun dışında Türkçe pop. Girl Band, Boy Band ve Karışık Band salgını var, herkes dikkatli olsun. Kalabalık ortamlara girmeyin, aniden bir koreografinin parçası olabilirsiniz.
Favorilerim:
Eypio & Sibel Can – Kıyamam
Mabel Matiz – Umrumdışı
Hücremde Mabel Matiz’in “Ben büyüttüm boy boy” dansını yaparken infaz koruma memuruna yakalandım. Bir kere de derbi günü MasterChef izlerken yakalanmıştım, iki etti.
Savunma öncesi gündemden uzaklaşmak için seçtiğim bu yumuşak konuyu burada yazdığım bir rap ile bitireyim. Sabah 9’da ekmek dağıtımı oluyor. Haftada birkaç gün de ekmekle birlikte poğaça veriliyor ve kruvasan neşesi yaşanıyor. O günler önce koridorda servis tezgâhının tekerleğinden çıkan sesler yankılanıyor. Sonra dağıtımı yapan memur bozacı gibi bir nağmeyle bağırıyor: “Ekmek ve poğaçaaaa”
(Fuat Ergin tarzı bir flow’la)
Ekmek ve poğaça Vaktimiz bolca Cicibebe olmasa Halimiz n’olcak Menü ful carbo Ne peynir ne yarım kadeh Doluca Haluk, Cem, Özkan, ben D Blok dört yapraklı yonca
Görüşmek üzere.
Kadıköy Göztepe'deki Meteoroloji arazisinde 20 yıldır süren tezgah, sermaye sınıfı ile iktidar arasındaki rant ilişkisinin özeti niteliğinde.
Dün kamu arazisine kat karşılığı çöküp o çirkin kuleleri diken sermayedarın bugün ekrana çıkıp "hakkım yendi" demesi bu kentin aklıyla alay etmektir. İhaleleri perde arkasından yönetip kamu arazisini pay eden AKP iktidarı ile o rant pastasından pay kapma yarışına girenler de aynı düzenin parçasıdır.
Ortada sadece kamusal alanların bölüşümünde anlaşamayanların kavgası var. Bu kirli pazarlığın tek gerçek mağduru ise yıllardır deprem toplanma alanı, parkı ve nefesi elinden alınıp beton bloklar arasına mahkum edilen Kadıköylüler.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Bir iyi haber, bir kötü haberim var.
İyi haber: Tahliye oldum.
Kötü haber: Tutuklandım.
Ben de sizin okuduğunuz hızda öğrendim bu iki haberi. Bu sefer, Daltonlar hakkındaki şakadan, “suçu ve suçluyu övmek” suçundan tutuklandım.
Cezaevinde sıradan bir 58. gündü. Bir elimde Cici Bebe, diğer elimde İhsan Oktay. Konstantiniye’nin dehlizlerinde dolaşıyordum. “SEGBİS’in var” dediler. Bayram değil, seyran değil; bu neyin SEGBİS’i düşüncesiyle koridora çıktık. Hücre-SEGBİS arasındaki bir dakikalık koridor yolculuğunda özgürmüşüm, bilmiyordum. Bilsem hafiften dans ederdim.
Avukatlarıma haber verilmediğini, normalde salona gelmem gerektiğini ama acele bir durum olduğunu bildirdiler. Suçlamaya konu metni okudular. “Çocukları dövmemeliyiz.” demişim de “Neden çocukları dövmek gerektiğini düşünüyorsun?” diye sorulmuş gibi hissettim. Hayattan, Türkçemizden ve altı üstü komediden söz ettim. Tekrar tutuklanmama karar verdiler. Adli yılın açılışını burada kutlayacağım, başarılı bir sezon olsun.
90 dakikalık gösteriden iki ayda bir yeni suçlama çıkıyor. Reels yerine tam gösteri YouTube kanalımda, odaklanma problemi olan varsa da telefon detoksu öneririm. Bana iyi geldi.
Ben iyiyim; moralim, sağlığım yerinde. Bu ay çocukkenki ağustoslar gibi hızlı geçti. Allah’tan okul yok Eylül’de.
Bu mektubu yazarken cezaevinde 10 saniyeliğine elektrik gitti. Karanlıkta bütün mahkumlar hücrelerde ıslık çalıp bağırdılar. İlkokulda pikniğe giderken gezi otobüsü tünele girmiş gibi hissettim.
Karatepe 2026, efsane tayfa. Unutulmayacaksın.
İsmet hoca apolitik akademisyenleri muazzam tariflemiş.
"Amigo gibiler. Hayatında hiç siyasi sorumluluk taşımamış. Ettiği sözün ağırlığını, sorumluluğunu taşımamış. Sorumlulukları da yok.
Hep bunlar haklı. Siyasi sorumluluk taşımıyorlar.
Bu meselenin cezaevinde muhatapları var. Ama onlar da bilmiyor, bunlar biliyor. Can Atalay bilmiyor, neden barış umudu zorlanmalı Can mektubunda söyledi"
İstanbul Milletvekilimiz Ahmet Şık, TBMM Genel Kurulu’nda görüşülen çerçeve yasaya ilişkin olarak partimizin görüşlerini dile getirdi:
"Barışın gerçek güvencesi kanunların herkese eşit uygulandığı bir hukuk düzeninde gerçek bir yüzleşme ve onarıcı adalettir. Ve o düzen olmadan hiçbir yasa kendi başına güvence değildir. Bu yüzden dayatılan teklife ‘Kürt meselesinin kök yasası’ demek, ‘demokratikleşme’ diye sunmak abartılı bir iddiadan ibaret.
Devletle örgüt arasında bir tür fesihle beraber kısmi ve özel bir affı içeren bu mütareke metnine, iktidar mahfilleri dışında kalanlarca verilecek evet oyu sizlere duyulan güvenden değil. Niyet, ciddiyet ve samimiyet konusunda güven yaratmasa da savaşın sürmesine razı olmadığımızdan, her kim olursa olsun tek bir çocuğun daha ölmemesi ihtimalini ciddiye aldığımızdandır. Bizim evetimiz tasarının eksiklerini örten bir onay değil; ödenen bedellere, kuşaktan kuşağa taşınan dayanışma ve barış iradesine duyduğumuz sorumluluğun ifadesidir.”
LGS'de tam puan alarak Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi'ni tercih eden Mahmut Yıldırım:
"Okulun güçlü bir network ağı var.
Liseden sonra yurt dışında genetik mühendisliği okumak istiyorum."
Oğuzhan Uğur’a savcılık ifadesinde 25 milyona Çekmeköy’de aldıkları villa soruldu. Uğur, 13 milyon lirasını Gain’den aldıkları ödeme ile yaptığını, üstü için İş Bankasından kredi çektiklerini söyledi.
Villa için tadilat vb için ise 6,5 milyon lira bir aile dostundan borç aldığını söyledi. Aile dostunun ismini vermek istemedi.