GAZETECİLERE YÖNELİK BASKILARA SON VERİLSİN!
Ekim ayının ilk 20 gününde gazetecilere yönelik gözaltılar, tutuklamalar ve ev hapsi kararlarıyla basın özgürlüğüne yönelik baskılar sürüyor. Derya Okatan, Mustafa Balcı ve Şaban Sevinç tutuklanırken; Bahadır Özgür hakkında adli kontrol tedbirleri uygulanmış, Murat Ağırel ve İsmail Saymaz hakkında ev hapsi kararları verilmiş, 2. Kez gözaltına alınan Murat Ağırel 19 Ekim'de tutuklanmıştır. Son olarak bugün BirGün gazetesi muhabiri İsmail Arı, ifade vermek üzere gittiği emniyet müdürlüğünde gözaltına alınmıştır.
İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi ; olarak gazetecilerin susturulmasını, medyanın baskı altına alınmasını, halkın hakikate ulaşma, bilgi edinme ve haber alma hakkının engellenmesini kabul etmiyoruz.
Gazetecilere yönelik gözaltı, tutuklama ve özgürlüğü kısıtlayıcı uygulamalara son verilmelidir.
388. HAFTA | HASTA MAHPUSLARA ÖZGÜRLÜK!
Kandıra 2 No’lu F Tipi Hapishanesi’nde tutulan hasta mahpus Neytullah Bayram’ın ağız ve diş tedavisi 11 yıldır tamamlanmadı. Beslenme güçlüğü ve ciddi kilo kaybına rağmen sağlık sorunlarına kalıcı çözüm üretilmedi.
Neytullah Bayram’ın infazı ertelenmeli, derhal serbest bırakılmalı ve tedaviye erişimi sağlanmalıdır!
Hasta mahpuslara özgürlük!
İHD İzmir Şubesi | Hapishane Komisyonu
Şube ziyaretlerimizin son durağında dün Eş Genel Başkanlarımız Oya Ersoy ve Cihan Aydın, Eş Genel Başkan Yardımcımız Ercan Yılmaz ve Doğu ve Güneydoğu Bölgesi Temsilcimiz Tahir Saçaklı İHD Hakkari şubemizi ziyaret etti.
Ardından Hakkari Şube yönetimimiz ile birlikte Hakkari Barosunu Hakkari KESK Şubeler Platformunu ÖHD Hakkari Şubesi ve ZİMANGEH GEVER derneğini ziyaret etti..
Ziyaretler kapsamında gerçekleştirilen görüşmelerde, barış süreci, bölgede yaşanan hak ihlalleri ve bunlara karşı ortak mücadele yöntemleri, toplumsal barışın güçlendirilmesi, demokratik hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması ve hukuk devleti ilkesinin hayata geçirilmesi konuları ele alındı.
Destek ve dayanışmaları için teşekkür ederiz.
Şube ziyaretlerimiz kapsamında bugün Eş Genel Başkanlarımız Oya Ersoy ve Cihan Aydın, Eş Genel Başkan Yardımcımız Ercan Yılmaz, Doğu ve Güneydoğu Bölgesi Temsilcimiz Tahir Saçaklı ve TİHV Van Temsilcisi Emrah Kertiş’ten oluşan heyetimiz, İHD Van Şubemizi ziyaret etti.
Heyetimiz, İHD Van Şube yönetimimizle birlikte ÖHD Van Şubesi, Van KESK Şubeler Platformu, Van Demokratik Aleviler Dernekleri ve Van Barosunu da ziyaret etti.
Ziyaretlerde gerçekleştirilen görüşmelerde, bölgedeki güncel siyasal gelişmeler, insan hakları ve özgürlükler alanında yaşanan sorunlar, demokratik mücadelenin güçlendirilmesi ve barışın toplumsallaşması için kurumlar arasında geliştirilebilecek ortak çalışmalar ele alındı.
Nazik ev sahiplikleri için tüm kurumlara teşekkür ederiz.
📹 2 -12 Ekim 2026 | Türkiye'de Geçen Hafta #insanhakları
TİHV Dokümantasyon Merkezi'nin hazırladığı Günlük İnsan Hakları Raporlarından derlediğimiz haftalık videomuz...
Günlük İnsan Hakları Raporlarının tümünü görmek için 👇
https://t.co/AWyWNcWGxx
Şube ziyaretlerimiz kapsamında bugün Eş Genel Başkanlarımız Oya Ersoy ve Cihan Aydın, Eş Genel Başkan Yardımcımız Ercan Yılmaz ve Doğu ve Güneydoğu Bölgesi Temsilcimiz Tahir Saçaklı’dan oluşan heyetimiz, İHD Ağrı Şubemizi, ardından, Ağrı Şube yönetimi ile birlikte Ağrı KESK Şubeler Platformu’nu ve Ağrı Barosu’nu ziyaret etti.
Ziyaretler kapsamında gerçekleştirilen görüşmelerde, bölgede yaşanan insan hakları ihlallerinin önlenmesi ve Kürt meselesinin barışçıl çözümüne yönelik geliştirilebilecek iş birliği olanakları üzerine kapsamlı değerlendirmelerde bulunuldu.
Nazik ev sahiplikleri için tüm kurumlara teşekkür ederiz.
HALK TV’YE KAYYUM ATANMASINI KABUL ETMİYORUZ!
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Cafer Mahiroğlu hakkında yürütülen mali soruşturma kapsamında Halk TV’ye kayyum atanmasını, kanal binasında polis araması yapılmasını ve canlı haber yayınının durdurulmasını kabul etmiyoruz. Bu müdahale; basın ve ifade özgürlüğüne, halkın haber alma hakkına ve basın çalışanlarının mesleki bağımsızlığına yönelik ağır bir saldırıdır.
Basın üzerindeki baskıların giderek ağırlaştığı bir süreçten geçiyoruz. TELE1’e kayyum atanması; T24’ün internet sitesinin ve sosyal medya hesaplarının erişime engellenmesi; Kısa Dalga, bianet, Mezopotamya Ajansı, Evrensel ve soL Haber’in sosyal medya hesaplarına getirilen engeller, toplumun haber kaynaklarını daraltmaktadır. Basın kuruluşlarının susturulmasını ve gazetecilerin tutuklama ve ev hapsi uygulamalarıyla baskı altına alınmasını kabul etmiyoruz.
Anayasa’nın 26. ve 28. maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesinde güvence altına alınan basın ve ifade özgürlüğünü korumak, devletin yükümlülüğüdür. Bir kişinin mali suç iddiaları nedeniyle soruşturulması, sahibi olduğu basın kuruluşunun yayın bağımsızlığına müdahaleyi kendiliğinden haklı göstermez. Soruşturmalar masumiyet karinesine ve ölçülülük ilkesine uygun yürütülmeli; halkın bilgiye erişimi engellenmemelidir.
Bir taraftan barış ve demokratikleşmeden söz edilirken diğer taraftan eleştirel seslerin susturulması, barışın toplumsallaşmasını engellemektedir. Özgür basının baskı altına alındığı bir ortamda demokratikleşme iradesinin inandırıcılığı da zedelenmektedir. Ayrıca; bu operasyonun ‘fon dolandırıcılığının yoğun olarak tartışıldığı bir döneme denk gelmesi de düşündürücüdür’
İnsan Hakları Derneği olarak basın üzerindeki baskılara, sindirme ve susturma politikalarına karşı tutumumuz nettir. Halk TV’ye yönelik kayyum kararının kaldırılmasını, canlı haber yayınının önündeki engellerin sona erdirilmesini ve hukuki itirazların bağımsız ve tarafsız biçimde incelenmesini talep ediyoruz. Diğer basın kuruluşlarına yönelik erişim engellerinden ve yayın özgürlüğünü hedef alan uygulamalardan da derhal vazgeçilmelidir.
Halk TV çalışanlarıyla ve baskı altındaki tüm gazetecilerle dayanışma içindeyiz.
İNSAN HAKLARI DERNEĞİ
KAVALA KARARI, HUKUK DEVLETİNİN SINAVIDIR !
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesinin Osman Kavala hakkındaki ihlal kararına rağmen yeniden yargılama talebini reddetmesi, kabul edilemez bir hukuk ihlalidir. Bu karar, yalnızca #OsmanKavala’nın özgürlüğünü gasp etmeyi sürdürmüyor; Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeleri ve hukuk düzenini de açıkça hiçe sayıyor.
AİHM Büyük Dairesi; özgürlük ve güvenlik, adil yargılanma, ifade ve örgütlenme özgürlükleri ile hakların amaç dışı kısıtlanması yasağının ihlal edildiğini tespit etti. Türkiye’ye Kavala’nın en kısa sürede serbest bırakılması ve mahkumiyetin sonuçlarının ortadan kaldırılması yükümlülüğünü hatırlattı. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46. maddesi bu kararları bağlayıcı kılar. Anayasa’nın 90. maddesi temel haklara ilişkin uluslararası sözleşmeleri kanunların üzerinde tutar; 138. maddesi ise mahkeme kararlarının bağlayıcılığını düzenler. CMK’nin 311. maddesi de AİHM’in ihlal kararını yargılamanın yenilenmesi nedeni sayar. Buna rağmen ret kararı verilmesi, hukuki bir değerlendirme sınırını aşarak bağlayıcı kararın etkisiz bırakılması sonucunu doğurmuştur.
TBMM’deki Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun geniş siyasi mutabakatla kabul ettiği raporda AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarına eksiksiz uyum çağrısı yapılmıştır. Bu çağrının siyasi metinlerde kalmasına izin verilemez. Barış ve demokratikleşmeden söz edenler, önce yargı kararlarına uyulmasını ve temel hakların güvence altına alınmasını sağlamalıdır.
İnsan Hakları Derneği olarak bu kararı kınıyoruz.
Osman Kavala derhal serbest bırakılmalı, AİHM kararının tüm gerekleri yerine getirilmeli ve hukuka aykırı mahkumiyetin sonuçları ortadan kaldırılmalıdır. Bağlayıcı kararları uygulamayan bir yargı düzeni, adaleti değil keyfiliği büyütür. Hukuk, iktidarın ve mahkemelerin tercihine bırakılamaz.
Eş Genel Başkanlarımız Oya Ersoy ve Cihan Aydın ile Eş Genel Başkan Yardımcımız Ercan Yılmaz ve Doğu ve Güneydoğu Bölgesi Temsilcimiz Tahir Saçaklı’dan oluşan heyetimiz; Erzurum ve Kars şubelerimiz ile Kars Barosu, Kars Tabip Odası, Sağlık Emekçileri Sendikası Kars Temsilciliği, Devrimci 78’liler Derneği Kars Şubesi, Kesk Kars Şubeler Platformunu ziyaret etmiştir.
Ziyaretler kapsamında gerçekleştirilen görüşmelerde, bölgede yaşanan insan hakları ihlallerinin önlenmesi ve Kürt meselesinin barışçıl çözümüne yönelik geliştirilebilecek iş birliği olanakları üzerine kapsamlı değerlendirmelerde bulunulmuştur.
Nazik ev sahiplikleri için tüm kurumlara teşekkür ederiz.
📢 Hasta Mahpus Celal Yıldırım İçin Acil Çağrı!
İHD İzmir Şubesi olarak bugün gerçekleştirdiğimiz basın toplantısında, 2 Ekim’de kalp krizi geçiren ve halen hastanede tedavisi süren hasta mahpus Celal Yıldırım’ın durumuna dikkat çektik.
Ağır sağlık sorunları bulunan Celal Yıldırım’ın yeniden hapishaneye gönderilmesi, yaşam hakkı açısından ciddi riskler taşımaktadır.
Hasta mahpusların yaşam ve sağlık hakkının korunması devletin yükümlülüğüdür. Celal Yıldırım’ın tedavisinin kesintisiz sürdürülmesini, infazının ertelenmesini ve tahliye edilmesini talep ediyoruz.
Celal Yıldırım’a özgürlük!
Hasta mahpuslara özgürlük!
İHD İzmir Şubesi
HASTA MAHPUS CELAL YILDIRIM İÇİN ACİL ÇAĞRI
2 Ekim'de, tutulduğu Urfa 2 No'lu T Tipi Kapalı Hapishanesi’nde kalp krizi geçiren hasta mahpus Celal Yıldırım'ın sağlık durumuna dikkat çekmek amacıyla şube ve temsilciliklerimizde eş zamanlı düzenleyeceğimiz basın açıklamamıza tüm üyelerimizi ve insan hakları savunucularını bekliyoruz.
#CelalYıldırımaÖzgürlük #HastaMahpuslaraÖzgürlük
10 Ekim Katliamını Unutmadık !
10 Ekim 2015’te “Emek, Barış, Demokrasi” talebiyle binlerce kişinin Ankara’da buluştuğu mitinge yönelik IŞİD saldırısında 104 kişi yaşamını yitirdi. Ayrıca, saldırıda 391’i ağır olmak üzere 500’ü aşkın kişi yaralandı.
Katliamda yaşamını yitirenleri saygıyla anıyoruz.
Katliamın tam anlamıyla aydınlatılması, her düzeyde ihmal ve sorumluluğu bulunanların hesap vermesi talebimizi yineliyoruz.
10 Ekim 2015 günü, 2013-2015 dönemi barış sürecinin çökmesinin ardından yaşanan ağır şiddet döneminin en karanlık günlerinden birisi olarak tarihe geçti. DİSK, KESK, TMMOB, TTB öncülüğünde düzenlenen ve diğer birçok kurum gibi, İHD olarak bizim de desteklediğimiz emek, barış ve demokrasi mitingine IŞİD saldırdı.
Yüzbinlerce insan o dönemdeki şiddet sarmalanın son bulması, durdurulan çözüm sürecinin sürdürülmesi, emekçilerin daha iyi koşullarda çalışma ve yaşaması vb. talepleri dile getirmek için Ankara’da bir araya gelmişti. Mitingte hayal ettiğimiz ve gerçekleşmesi için mücadele ettiğimiz topluma ilişkin taleplerimizi dile getirmeyi planlıyorduk.
Bu nedenle, IŞİD’in saldırısı yaşam hakkının ihlali olduğu kadar barış, demokrasi, insan hakları vb. değerleri de hedef almıştır. Etkili ve kapsamlı yürütülmeyen soruşturma, kovuşturma ve yargılama aşamasında da bir dizi başka ihlaller yaşanmıştır. Yargı sistemi, bu büyük saldırıyı gerçekleştiren insanlık suçlularını korunur hale getirmiştir.
İHD olarak müdahil olduğumuz katliamla ilgili yürütülen yargı süreci, “insanlığa karşı suç” kavramının Türkiye hukuk sistemi içinde etkin biçimde uygulanmasının önemini ortaya koymuştur.
Esasen, sorumluların ortaya çıkarılmamasının nedeni cezasızlık kültürü ve politikasıdır. Bu politika ihlallerin devam etmesindeki en temel faktörlerden birisidir.
Cezasızlıkla mücadele, geçmişle yüzleşme ve hakikatin ortaya çıkarılması İHD olarak daimi taleplerimiz arasında. Bu bağlamda, 1 Ekim 2024’ten bu yana devam eden ve Kürt Meselesinin barışçıl bir biçimde çözümünü hedefleyen sürecin iyi bir vesile olabileceği kanaatindeyiz.
Kürt Meselesinin kalıcı bir barış ile sonuçlanması için demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü alanında atılması gereken birçok adım bulunuyor. Bu adımlar arasında hakikat, adalet, geçmişle yüzleşme vb. alanlardaki uygulamalar özel bir yer tutuyor.
Açıklamanın tamamı:
https://t.co/8O4onpE07f
#10Ekim11Yıl
@CaferSolgun yeni yazısı: 90’lar deyip geçmeyelim
Kızmaca yok: Hala bile “bizim komünistlerin” çoğunun açıkça ifade etmeye bir türlü dili dönmese de “parti içinde ülkeye dönüş, legalleşme tartışmaları başladı” gibi cümlelerle perdeledikleri durumun Türkçe tercümesi budur.
Ülkenin gerçek sorunlarına vakıf olmaları da ancak SBKP tarafından azat edilmeleriyle mümkün olmuştur. Ben değil, eski TKP’nin son Genel Sekreteri Haydar Kutlu söylüyor:
“Tarihin gerçek dilini çözdüğümde görüyorum ki, biz dün farkına varmadan ‘Türkiye Komünist Partisi’ değil ‘Türk Komünist Partisi’ olmuşuz. Oysa komünist olmanın ayrıksı yanı en başta enternasyonalist olmasıdır. Hem enternasyonalist hem ulusalcı olunamaz, olunursa da komünist olunamaz. Bu nedenle dünün TKP genel sekreteri ve aynı zamanda bir Türk olarak geriye dönüp Kürt halkından, Ermeni halkından, bu topraklarda soykırıma, tehcire, asimilasyona, baskıya ve tenkile (yok etmeye) uğramış bütün halklardan özür diliyorum. Türk halkından da özür diliyorum, zira bütün halklar özgür olmadan halkım da özgür olamazdı. Ve ancak şimdi, bu yüzleşmeyle kendimi gerçekten komünist olarak hissediyorum. Bir komünist dindar olabilir, başka şey de olabilir ama asla milliyetçi/ulusalcı olamaz…” (El ele Özgürlüğe / Zarlar Atıldı Geri Dönüş Yok, Sayfa 568, Belge Yayınları, 2018)
#TKP
https://t.co/E3KauxJqeE
10 Ekim Dünya Ölüm Cezasına Karşı Mücadele Günü: Yaşam Hakkı Vazgeçilmezdir, Ölüm Cezası Kabul Edilemez!
Her yıl 10 Ekim, dünyanın dört bir yanında Dünya Ölüm Cezasına Karşı Mücadele Günü olarak anılmaktadır. Bu vesileyle, yaşam hakkının insan onurunun ve bütün temel hak ve özgürlüklerin güvencesi olduğunu bir kez daha hatırlatıyor, ölüm cezasının her koşulda ve istisnasız biçimde kaldırılması yönündeki mücadelemizi sürdürüyoruz. #worlddayagainstdeathpenalty #nodeathpenalty #abolitionnow
https://t.co/1jbicGhUcG
“Ailem Güvende” adı altında yürütülen operasyonlar, LGBTİ+’ların örgütlenme ve ifade özgürlüğünü hedef alan baskı politikalarının parçasıdır. Hak ve özgürlükler, aileyi koruma söylemiyle sınırlandırılamaz; LGBTİ+’lara yönelik gözaltı ve tutuklamalara son verilmelidir.
İnsan Hakları Derneği İzmir Şubesi olarak bugün “Özgürlük İstiyoruz” kampanyası kapsamında çağrımızı yineledik: LGBTİ+ mahpuslar serbest bırakılsın, LGBTİ+’lara yönelik baskılar durdurulsun. #özgürlükistiyoruz
LGBTİ+ MAHPUSLARA ÖZGÜRLÜK!
Kamuoyuna,
12 Eylül’de “Ailem Güvende” adıyla başlayan operasyonlarda LGBTİ+ örgütleri, HIV alanında çalışan hak örgütleri, trans kadınlar, gazeteciler, akademisyenler, avukatlar ve hak savunucuları hedef alındı; çok sayıda kişi tutuklandı, dernekler basıldı, internet siteleri ve sosyal medya hesapları erişime engellendi.
İnsan Hakları Derneği olarak açıkça ifade ediyoruz: Bu operasyon hukuki değil, siyasidir. Ceza hukuku araçları LGBTİ+ varoluşunu, örgütlenmesini, dayanışmasını ve insan hakları mücadelesini kriminalize etmenin aracına dönüştürülmüştür.
“Ailenin korunması” söylemi bu baskının gerekçesi yapılamaz. Aileleri tehdit eden LGBTİ+’lar değil; derin yoksulluk, ekonomik güvencesizlik, çocuk işçiliği, kadınların aile içinde öldürülmesi, şiddet ve çocukların ancak kendilerine biçilen kimliklere uydukları ölçüde kabul gördükleri koşullu sevgi anlayışıdır. Aileyi korumak, tek tip bir yaşam biçimi dayatmak değil; herkes için güvenli ve ayrımcılıktan uzak yaşam koşulları yaratmaktır.
Trans kadınları çalışma yaşamından, barınma hakkından ve sosyal güvenlik mekanizmalarından sistematik biçimde dışlayan; onları ekonomik ve sosyal güvencesizliğe iten devletin, bu dışlanmanın ortaya çıkardığı sonuçları bu kez ceza hukuku ve kolluk araçlarıyla kriminalize etmesi açık bir ikircikliliktir. Devletin görevi ayrımcılığın sonuçlarını cezalandırmak değil, ayrımcılığın kendisini ortadan kaldırmak ve eşit yurttaşlığı güvence altına almaktır.
Derneklerin uluslararası hibelerden yararlanması yasa dışı değildir. 5253 sayılı Dernekler Kanunu’nun 21. maddesi derneklerin yurt dışından yardım almasını açıkça düzenlemektedir. Bakanlıklar ve kamu kurumları da uluslararası hibe programlarından yararlanmaktadır. Kamu kurumları açısından meşru kabul edilen bu kaynakların hak örgütleri söz konusu olduğunda “suç finansmanı” algısıyla sunulması, sivil toplumu şüpheli ve gayrimeşru göstermeye yönelik bir kriminalizasyon pratiğidir.
İhlaller hapishanelerde de sürmektedir. LGBTİ+ mahpuslar ayrımcı muamele, tecrit, mahremiyet ihlalleri, kötü muamele ve sağlık hizmetlerine erişimde sorunlarla karşı karşıyadır. LGBTİ+’ları hedef gösteren söylem ve uygulamalar karşısında devletin yükümlülüğü ayrımcılığı körüklemek değil, yaşam hakkını ve güvenliği korumaktır.
Taleplerimiz açıktır:
* Tutuklanan LGBTİ+’lar ve hak savunucuları derhal serbest bırakılmalıdır.
* LGBTİ+ kimliğinin, örgütlenmenin ve hak savunuculuğunun kriminalizasyonuna son verilmelidir.
* Hapishanelerde LGBTİ+ mahpuslara yönelik ayrımcı uygulamalar ve kötü muamele sona erdirilmelidir.
İnsan Hakları Derneği olarak tutuklananların özgürlüğü ve LGBTİ+’lara yönelik baskıların sona ermesi talebiyle yürütülen #Özgürlükİstiyoruz kampanyasını desteklediğimizi kamuoyuna ilan ediyoruz.
İNSAN HAKLARI DERNEĞİ
LGBTİ+’lara yönelik operasyon, gözaltı ve tutuklamalara karşı özgürlükten ve eşitlikten yanayız! 🏳️⚧️🏳️🌈
LGBTİ+’ları kriminalize eden, hedef gösteren ve örgütlenme özgürlüğünü engelleyen uygulamalara son verilsin, hak savunucuları serbest bırakılsın.
#özgürlükistiyoruz