Samsun'da marketten kahvaltılık çalan 49 yaşındaki şahıs gözaltına alınmış.
Bu adam üç kuruşluk çaldığını iade etse bile bu adama af yok!
Kelepçe ve teşhir de cabası!
Bir çift ayakkabı, sıcak bir an!
Babası eskiyen ayakkabılarını değiştirmek istemeyince genç kız, babasını ikna etmeye çalıştı.
Konuşmaya kulak misafiri olan emekli kadın öğretmen ise devreye girerek babaya, “Neden evladınızı o zevkten mahrum bırakıyorsunuz?” diye seslendi.
O
Güncel Anlık Haberler İçin Bizi Takip Etmeyi Unutmayın
#sondakika #FatmaBetül #Dekont #AhmetÇakar
TÜRKİYE hakkında SON twitim:
Sevgili Fon Mağdurları ve Hisse Mağdurları, bu twiti tüm T��rkiye'ye yayarsanız sevinirim.
Biliyorsunuz ben YILLAR önce Türkiye hakkında bir daha asla yazmama ve konuşmama kararı almıştım. Bu kararımdan dolayı bana kızanlar, küsenler çok olmuştu. Bu kararıma saygı duyanlarda oldu. Ama ben bu kararıma uydum.
Sonra tam da UZMANLIK alanımda (hem de yıllar önce ÇOK FAZLA uyardığım bir konuda), YÜZYILIN krizi patlak verdi.
O yüzden bir haftalığına bu konuşmama kararımı bozdum sizler için. Kararımda bir değişiklik yok aslında. O yüzden Paranız Kurtarmamızın yolunu çok detaylı bir şekilde yazarak JÜBİLEMİ yapacağım.
Vatandaşı olduğum ülkeme ve mağdurlara karşı görevimdir bu. Her satırını dikkatlice okuyun lütfen.
Önce bu satırları yazan kişinin yani benim hakkımda bir paragraflık bilgi vermek istiyorum. Bunun da nedeni FİNANSIN F'sinden anlamayan DOLANDIRICI Finansal Teröristlerin ben ve benim gibi alanının uzmanlarını yıllarca hakaret, finanse edilmiş saldırılarla sindirmeye çalışmasıdır. Bu operasyonları yapma sebepleri de sonunda ortaya çıktı: Ben ve benim gibi akademisyen, profesyonel, pratisyen veya uzmanların sizleri UYARMASINI engellemek. Uyarsak bile itibarımızı düşürmek.
Ben bir Finans Profesörüyüm. Lisans derecem Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği. Doktora Derecem ise Finansal Ekonomi. Doktoramı, Yardımcı Doçentliğimi, Doçentliğimi ve TENÜRÜMÜ Amerika Birleşik Devletlerinde elde ettim. 15 yıl orada okudum, yaşadım, çalıştım. Yani Profesörlüğümü BABAMIN veya DAYIMIN bir Üniversitede olması ile ya da adam akıllı akademik yayın yapamadan almadım (Babam Avukattır, Avukatlıktan önce de ÇOBANdı), Kendi Tırnaklarımla kazıyarak aldım. Finans altında 3 tane ANA ALAN vardır. Bunlardan biri Bankacılık (bu benim alanım değil), biri Corporate Finans (bu da benim alanım değil), biri de ASSET PRICING yani Varlık Fiyatlama Modelleri işte bu TAM benim alanım.
Yani Uzmanlığım Finansal Ekonomi, Alt alanım Finansal Varlık Fiyatlamaları. Bu alanda ULUSLARARASI prestijli dergilerde 45 üzerinde akademik yayınım var. Bunlardan bazıları A Seviye dediğimiz en üst düzey dergilerde ( Journal of Financial Economics, Management Science, Journal of Financial and Quantitative Analysis, Journal of Monetary Economics, Review of Finance gibi gibi).
Dolayısı ile TERA ve PUSULA gibi Ponziye karışmış fonların Ponzi ile şişirdikleri hisselerin ne zaman ne kadar ŞİŞİRİLDİĞİNİ hesap etmek benim için çok kolay gözü kapalı yapabileceğim bir olay. Aynı zamanda Kamuoyunun bilmediği şekilde Amerika Birleşik Devletlerinde fon yönetimi alanında Akademi dışı tecrübem var (Bu son cümlem de: Akademisyenler ne anlar bu işten diyecek KIVAMA gelenler içindi).
Yani az sonra yazacaklarım konusunda bilgiliyim ve tecrübeliyim !
Başlıyorum.
Bu yazıyı şöyle planlıyorum:
1)Önce bunu yapanların bu işi NASIL yaptıklarını anlatacağım.
2)Sonra bu işi yapanların hangilerinin ne kadar SUÇLU (Etik veya Cezai) olduğunu düşündüğümü yazacağım.
3)Sonra bu işlerden zarar gören Mağdurların NE KADAR ve NASIL mağdur olduklarını yazacağım.
4)Son olarak da Mağduriyet nasıl giderilir onu yazacağım.
BU İ��İ NASIL YAPTILAR? NASIL BAŞARDILAR?
1)Önce 2021 civarında bu fonları Tefasa kapalı olarak kurdular. TEFAS’a kapalı fon demek herkesin alım satım yapamadığı, herkesin bankadan para göndererek fona giremediği zaman demek. İşte bu zamanı REKLAMLAR olarak düşünebilirsiniz. TEFAS’a kapalı olsalar bile getirileri TEFAS web sitesinden görülebiliyordu. Bu aşamada inanılmaz getiriler elde ederek, küçük (hatta bazen de büyük) yatırımcıya gel gel diyorlardı. TEFAS’a kapalı oldukları dönemde getiriler şişirildikçe, web sitesinden bu inanılmaz getirileri gören Küçük yatırımcı gözlerine inanamadı. Aslında bu dönemde finansal okur yazarlığı olmayan kişiler bu getirilerden etkilenmişti.
2)Bu dönemde halka arz olan küçücük şirketlerin bir kısmını kendi ayrı şirketlerini alıyor ve fona devretmek üzere bekliyorlardı. Hiçbir likiditesi olmayan küçüçük hisse senetleri içeri giren 10 Milyon Dolar gibi küçücük paralar ile ŞİŞİRİLİYOR ve fon getirileri uçuyordu.
3)Sonra TEFAS’a açıldılar. Ilk başta bu getirileri yöneticilerin ZEKASI zannedenler fona para yatırmaya başladılar. Halbuki bu kişilerin ne EĞİTİMİ ne de ZEKASI Dünya çapındaki Hedge Fund yatırımcıları kadardı. Onların yanında SIFIRDI diyebilirim. Ama olayı her zamanki gibi MİLLİYETÇİLİKTEN vurdular. Maalesef Türk halkının en zayıf noktası vatansever olduğunu iddia eden herkese kanması. Dediler ki işte biz Dünyanın en zeki, en eğitimli, en çalışkan Hedge Fund sahiplerinden bile daha iyiyiz. İnananlar ilk paraları yatırdılar.
4)Olay daha yeni başlıyordu. Bu küçük yatırımcıların parasının yanında bu Dolandırıcıların çevresinden bazı insanlar da buraya para koydular. Onların küçük yatırımcılardan farkı bu olayın nasıl yapıldığını MUHTELEMEN bilmeleriydi. Ama sonunda küçük veya büyük yatırımcılar fonlar TEFAS’a açıldığında paralarını fona soktular.
5)Fon sahiplerinin şimdi yeni şirketler bulması gerekiyordu. Çünkü o getirileri gerçekten Ekonomi ve Finanstan anladıkları için değil, Warren Buffet gibi C. Munger gibi gerçekten bilanço okumayı bildikleri için değil, isimsiz İÇİ BOŞ şirketlerin patronları ile anlaşarak hisselerini şişirdikleri için elde ediyorlardı. Ama bu şişirme için sürekli ve ekstra paraya ihtiyaçları vardı. O parayı da oltaya takılan zavallı balıklar gibi fona para yatıranlardan aldılar (olayın nasıl yapıldığını bilerek yatıranlar da vardı elbette).
6)Yeni şirketler bulundu, şirket sahipleri ile dışarıda anlaştılar. Olay çok basitti. Şirket sahibine biz senin şirketinin değerinin 100 TL olduğunu biliyoruz ama 15 katına çıkaracağız. Sen de ses etmeyeceksin ve elindeki hisseleri satmayacaksın dediler. Çünkü şirket patronu eğer ses çıkarsa olay ortaya çıkacak, sistem büyümeden çökecekti. Aynı şekilde 100 TL değeri olan şirketin patronu değer saçma sapan 1500 TL’ye çıktığında elindeki ÇOK FAZLA hisseyi satsa bu sefer fonun getirisi düşecekti. O yüzden patronun susması ve satmaması (En azından çok fazla satmaması) gerekiyordu.
7)Bu SUÇUN karşılığında Patronlara ya dışarıdan para verildi. Ya da çok cüzzi de olsa hisse satmalarına izin verildi. Ama 100 TL değerinde olan hisse 1500 TL olup 15 katına çıkınca sadece %1’lik hisse satan patron resmen şirketin %15 değeri kadar parayı sistem dışına çıkarıyordu.
8)Olay böyle devam etti. Daha fazla fon şirketi kurdular. Artık 1 Milyar Dolar geçilmişti. Daha fazla kurban sisteme giriyordu. Ama bu bir SAADET Zinciri idi. Bu bir PONZİYD��…. Ponzinin devam etmesi için uyaranların olmaması gerekiyordu. Burada ayrı illegal olaylar başladı. Paralı troller (siyasi veya siyasi olmayan) devreye girdi. Para karşılığı bu konuda uyarma kapasitesi olanlar itibarsızlaştırıldı. Uyaranlar gözaltına alınma ile tehdit edildi. Hatta alındı. Bir çok iyi kalpli insana eziyet ettiler. Tehdit ettiler. Bana olan bunlar arasında az olanlardan olsa da çok üzücü idi.
9)Bu fonların sahipleri ayrıca SOSYOLOJİK Terörizm yolları da uyguladılar. Örneğin Emre Tezmen twitter hesabından sürekli YERLİ ve MİLLİ vurgusu yapıyor. Bir çok bu konuda hassas vatandaşı kandırıyordu. Televizyonlar, yayınlar ve videolar yolu ile nasıl tüm Dünyayı geçeceklerini anlatıyordu. Bunlara Türkün gücü dese de bu aslında bir dolandırıcının olayı süslemesi idi.
10)Bu arada gerçekten bu vatanı seven siyasi görüşünden bağımsız gerçek Milli insanlar atak altındaydı. "Eğitim 5 para etmez", "Borsa başka bir şeydir", "Herkes bilemez" şeklinde söylemler ile vasatlık pompalandı.
11)Sosyal medyada bu şirketlerin ödeme yaptığı (belki de komisyon) twitter hesapları her gün bu fonların AKIL ALMAZ getirilerini paylaşıyor. Uyarmaya çalışan herkes Piyasayı bozucu hareketten suçlanıyordu.
12) Olay o kadar büyüdü ki 10 Milyar dolar üzerine çıkan fonlar yüzünden UYDURUK şirketlerin değeri Türkiye’nin DEV Sanayi, Holding ve Bankalarından daha değerli hale geldi.
13)İşte burada olay koptu. Tam bu aşamada Finansal okur yazarlığı olan, bu işin ne olduğunu anlayıp bilen insanlar bile NEFİSLERİNE yenik düştüler ve fona girdiler. Çünkü bunlar buralara kadar gelebildilerse o zaman siyasi bağlantı vardır belki de izin veriliyordur dediler. Halbuki MİLYONLARCA kişinin MAĞDUR olması %100 olan bir hadisede siyasetin BİR KISMI bu işin içinde olsa da TÜMÜNÜN olması imkansızdı. Ama insanlar TÜMÜ diye düşünüp tamamen içeri girdiler.
14)Artık Miktarlar 20-25 Milyar Dolar civarına ulaşmıştı. VE AÇIK yazayım eğer bu yıl sonuna kadar müdahale edilmese Miktar 100 Milyar dolara ulaşırdı. 2027 sonuna kalsa ülkemizde Sermaye Piyasaları kalmazdı.
15)Sonunda SPK’dan düzenleme geldi. Bu fonlara dendi ki tuttuğunuz TEK bir hisse senedi toplam portföyünüzün falanca kısmını GEÇEMEZ… Bu fonlar için bu ölüm demekti. Çünkü getirileri tek bir hisseyi uçurarak elde ediyorlardı. Bu düzenleme ile uçan o hisselerin bazılarını satmaları gerekti.
16)Satışa ilk olarak PUSULA geçti. Fon bu sefer değer kaybetmeye başlamıştı. Yani HER ZAMAN olduğu ve HER ZAMAN olacağı gibi PONZİ çökmeye başlamıştı. Bu çöküş zaten ben ve benzer kişiler tarafından YILLAR önce biliniyordu. Ama sesimiz çıkamıyordu. Bunu bilen yöneticiler son hamle ile yurtdışına kaçmaya başlamıştı.
17)Tera son dakikada PUSULA’yı alacağım derken sadece ZAMAN kazanıyordu. Yani kendi çöküşünü bir parça ertelemek istiyordu. (Unutmayın Tarihte ÇÖKMEYEN Ponzi yoktur)
18)Bu fonların hiçbiri LİKİT değildi, çünkü o getirilerin hepsi 100 TL değerindeki şirketi 2000 3000 5000’e çıkararak ama sadece KAĞIT üzerinde çıkararak elde edilmişti. Hiçbir yabancı yatırımcının ya da AKLI BAŞINDA yerli yatırımcının o hisseleri o fiyattan almayacağı belliydi.
19)Amaç KAFESE sıkışan fon mağdurlarının parası ile kendi çıkışlarını GARANTİ altına almaktı.
20)Yaz aylarında (ve öncesinde) suçlulardan bir çoğu fonlardan çıkış sağladı. Bir nevi 100TL den aldıkları hisseleri 30-40-50 katına zavallı insanların üstüne yıktılar.
21)Çöküş olmuştu. Geri dönüş yoktu. Hapse girdiler.
BU İŞİ YAPANLARIN HANGİSİ NE KADAR SUÇLU?
1)Fonları kuranlar FECİ SUÇLU bir finansal terörizme imza attılar. Bu vatana bu devlete büyük bir darbe indirdiler. Hem Cezai hem Maddi hem Etik hem de Manevi olarak SUÇLULAR
2)Fonlara bu fonların ne yaptığını bilerek fon kurucuları ile bağlantılı şekilde ilk yatırımları yapanlar FECİ Suçlu. Yine Hem Cezai hem Maddi hem de Manevi olarak SUÇLULAR.
3)Fonlara bu fonların ne yaptığını bilerek fon kurucuları ile bağlantılı şekilde yatırım yapan siyasiler FECİ Suçlu. Yine Hem Cezai hem Maddi hem de Manevi olarak SUÇLULAR.
4)Bu fonların bu getirileri NASIL elde ettiğini FİNANSAL OKUR YAZARLIKLARI ve Matematikleri güçlü olduğu için B��LEREK giren ama fon yönetimi ile bağlantıları olmayanlar sadece SUÇLU ama MANEVİ ve ETİK olarak.
5)Bu fonların bu getirileri NASIL elde ettiğini düşünmeyen ve bilmeyen ama EMRE TEZMEN ve türevlerini gerçekten gerçek fon yöneticisi ve Zeki sananlar SUÇSUZ.
6)Bu fonların bu getirileri NASIL elde ettiğini meslekleri gereği bilen BANKACILAR eğer bu fonları önerdiyse hem ETİK olarak hem Maddi olarak suçlu. Eğer bu önermeler karşığında KOMİSYON aldılarsa FECİ suçlular.
Mağdurların hangisi NE KADAR ve NASIL mağdur?
1)Burada EN MAĞDUR kısım garanti olduklarını düşündükleri için bu fon şirketlerinin PARA PİYASASI fonlarına girenler… Para piyası normalde Mevduat benzeri getiri getiren fonlar olmalı. Ama bu ÇAKAL fon Şirketleri maalesef para piyasası fonu içine riskli varlıkları da koydu. Aynı zamanda riskli varlıkları TEMİNAT olarak gösterdiler. O yüzden EN MAĞDUR kesim bu para piyasası fonlarına yatırım yapanlar.
2)İkinci sıradaki mağdurlar Hisse senedi fonlarına yatırım yapanlar.
3)Üçüncü sıradaki mağdurlar Fon şirketlerinin SANAL olarak ŞİŞİRDİĞİ hisselere bizzat kendileri girenler.
4)Bir de elbette genel olarak piyasa düşüşünden etkilenenler var.
ÇÖZÜM nedir? Gelin ÇÖZÜYORUZ:
1)Devletin elinde bu fonlar ilk kurulduğu günden bu yana kimin içeri ne kadar para koyduğu ve ne kadar para çektiği var.
2)Aynı şekilde Devletin elinde kimin Manipülasyon yapılan hisselere ne kadar para girdiği ne kadar para çektiği var.
3)Devletin elinde her birinin Adı Soyadı, kimlik numarası, banka numaraları, adresleri var.
4)Devletin elinde bu şahısların 1. Derece akrabalarının da bilgileri var.
5)Devletin elinde bu şahısların ne zaman nereye ne akdar para transferi yaptıkları da var.
6)Bu dosyalar toplasanız 50-100 GB büyüklüğündedir. Kolayca STATA veya MATLAB gibi kodlar ile analiz edilir. Tabii bunlar fil tarihinden kalma yazılımlar artık yapay zeka bile diyeceğimi sadece 1-GÜN içinde yapar.
7)Yapılacak şey şu. Para çekenlerin hepsinin çektiği para EKSİ yatırdığı para hesaplanıp bu kişilerden o para istenecektir. Bu kişiler suçludur ASLA diyemeyiz. Suçlu olanlar sadece Fon sahipleri ile ilişkili olanlardır, bunların arasında yetki ve konum sahibi olanlardır. Normal vatandaş suçlu değildir ama yinede suçlu olsun olmasın elde edilen kar SUÇTAN kaynaklanan gelirdir. Bu fark sepete konulmak zorundadır der CLAWBACK kavramı.
8)Bu kişilerin bazıları FAHİŞ karları ile araba, ev almış olabilirler. Farketmez. Haciz yoluna bile gidilmelidir. Bu karlar onların değil parasını buraya kaptıranlarındır.
9)Sepete toplanan para toplanırken: ÇIKAN PARA – GİREN PARA rakamı EN YÜKSEK olanlardan ilk olarak toplanmalıdır.
10)Sepetten ödeme yapılırken ana parasını kaybedenlere ödeme küçük meblağlardan başlanarak yapılmalıdır. AMA Bir Milyon TL gibi sınır koymak haksızlık olacaktır. Sadece parayı sepete alırken BÜYÜKTEN KÜÇÜĞE, parayı fon mağdurlarına dağıtırken KÜÇÜKTEN BÜYÜĞE yapılabilir. Ama Küçükten büyüğe yapılırken Toplam ÜÇ liste yapılmalıdır. Önce Para Piyasası fonlarında sıkışanlar küçükten büyüğe ondan sonra hisse fonlarında sıkışanlar küçükten büyüğe, sonra manipülasyon yapılan hisselerdekilerin ana paraları (elbette bu da küçükten büyüğe).
11)BÜYÜKTEN-KÜÇÜĞE fahiş karlar elde edenlerden bu karlar geri çağrılırken YASAL Devlet faizi uygulanmalıdır diye düşünebilirsiniz. Örneğin bu fona 14 ay önce 10 Milyon TL sokup 13 ay önce 34 Milyon TL çeken bir kişiden 34-10=24 Milyon değil, 24 Milyon TL artı 13 ayın yasal faizi alınmalıdır diyebilirsiniz. AMA BEN BÖYLE DÜŞÜNMÜYORUM. Çünkü bu sefer de bu o karları alanlara HAKSIZLIK olur. Karları alan herkes bu suçun içinde değil. Sadece ŞANSLI oldukları için orada olanlar da var ve bazıları bu karlara faiz geliri elde ETMEMİŞ olabilir o yüzden bunu yapmamak lazım.
12)Bu söylediklerim olayın sadece Finansal kısmı için geçerlidir. Hukuki ve Cezai kısmını Devlet ayrıca halleder diye düşünüyorum. Yani kar edenlerden ŞANS ESERİ bu fonlarda kar edenler sadece karları geri öderken, Fon sahipleri ike komünikasyon halinde bu karları edenler hem karları sepete geri ödeyip hem de cezai işlem görebilir.
13)Bu konuda Türkiye Cumhuriyeti Devleti bazı şirketlerden DANIŞMANLIK alabilir. Bu konuda dünyada bilinen danışmanlık şirketlerini yazmak isterim:
FTI Consulting - Forensic & Litigation
AlixPartners
Alvarez & Marsal (A&M)
Kroll (daha önceden adı Duff & Phelps)
Bunlar arasında benim en fazla okuma yaptığım ve bildiğim KROLL adlı firmadır. Bu firma aynı zamanda FTX borsası çöküşünde de yer almıştır.
Elbette Devlet olarak bunlar ile çalışırsak indirim de almalıyız diyeyim !!
Çünkü bunlar pahalı şirketler. Ama işin güzel kısmı yukarıda anlattığım CLAWBACK uygulamasında en fazla parayı maalesef HUKUK şirketleri yer. Ama bizim durumumuzda ülkemizdeki hukukçular bu işi devralacağı için masrafı çok az olur.
Bunlara MASRAF diyorum çünkü bu firmalara verilen paralar Mağdurlara verilen paradan düşer.
14) Sepete konulan paralar sadece eski giriş çıkış yapan kişilerin KARlarından OLUŞMAZ.
15)Aynı zamanda bu fonların ŞİŞİRMEKTE kullandığı tüm hisse senetlerinin geçmiş 5 yıllık işlemleri geri sarılmalıdır. Buradan elde edilen karlar da sepete konur. 2 tane ŞUBESİ olup da değeri Türkiye’nin MİLLİ SANAYİ şirketlerinin değerini aşan hisselerde KAR edenler heralde bunu kendi ZEKA ve BİLANÇO okuma kabiliyetlerine bağlamıyorlardır. Bağlıyorlarsa da bağlamasınlar ….
16) Sepete aynı amanda Fon şirketlerinin topladığı %2’lik TÜM işletim ücretleri geri konulmalıdır.
17) Son olarak Sepete eğer Maliyemiz bu işlemlerden geçmişte alınan stopajları koyarsa büyük bir iyi niyet göstergesi olur.
Bu işlemler yurtdışında HUKUK firmalarının büyük ayak diremesi nedeni ile ÇOK uzun sürer. Ama Türkiye’de çok daha kısa sürebilir.
18) Sepete Konan paraların Mağdurların tam zararını karşılamaması durumunda fon gelecek yıllarda açık kalabilir. Devlet bankaları açığı kredi olarak kapatır. Sepete zamanında para atmayanlar, Devlet bankalarının ipoteği ve HACZİ altında olur. Ben bu açığın eğer işlemi doğru yaparsak düşük olacağını düşünüyorum.
Tüm Devlet yetkililerini son 1 hafta içinde yaptıkları tutuklamalar ve mal dondurmalar için tebrik ederim. Eğer bu işi temiz bir şekilde ülke olarak çözersek BORSAYA ciddi yabancı yatırımcı da çekeriz. Dünya basınında pozitif olarak da yer alırız.
Ben bu sefer sonsuza kadar Türkiye ile ilgili siyasi, ekonomik, finansal konularda konuşmayı bırakıyorum. Tüm ülkeye geçmiş olsun.
@ProfDemirtas Hiç bir yorumu okumadan yazıyorum. Biz yazmamana üzülürüz ama hayat sizin hayatınız. Sizin kendiniz için yazmamanız en azından sizi üzmez
Bizim için üzülmeye değmez. Çünkü siz geçinemeyen insanlar için yazdınız, geçinemeyen insan size terörist muamlesi yaptı. Kalın sağlıcakla.
Gaziantep’te, trafik kazası sonrası tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybeden Abdurrezzak Baysal’ın ölümüne ilişkin davada iki hemşireye ceza verildi.
Aslı E. müebbet, Mustafa Ç. ise 25 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
@elcol61mandante Amedspor bir süper lig takımı arkasında provakasyon var kesin. Fakat arkasında provakasyon var o da kesin. Onların oyununa gelir birbirinize küfür etmeyin. Süleyman Seba öldüğünde Trabzonspor yaptığı kutlamayı iptal etti.
AB üyeliği bir hayal miydi?
Hayırlı günler. Bugünkü yazım:
67 yıllık bir hayalin sonu mu?
Abdurrahman Dilipak
29.06.2026 / Derin Gerçekler / https://t.co/GJYoscrUVW
Yıl 1453. Orta Çağ kapanmış, Yeni Çağ başlamıştı. “Beyaz Ev”deki “karanlık adam” Kıyamet Çağı’nın başladığını ilan etti. Oysa “Ahir Zaman” peygamberi “tarihin sonunu” ilan edeli yaklaşık 1500 yıl olmuştu. Hz. Muhammed (sav) peygamber olduğunda 40 yaşındaydı. Tarih şemsi olarak 610 yılı Ramazan ayı (bazı rivayetlere göre Ramazan'ın son 10 gününde, pazartesi gecesi) idi. Mekân, Mekke yakınlarındaki Nur Dağı'ndaki Hira Mağarası idi. Cebrail (a.s.) ona “oku” diye başlayan ilk vahyi getirmişti. Birlikte Alak Suresi'nin ilk 5 ayetini okudular: “Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir. O, kalemle yazmayı öğretendir. (O) İnsana bilmediğini öğretti.” (Alak, 1-5). Bize tarihin sonu hakkında bir zaman bildirilmedi ama “tarihin sonuna” giden yolun başında olduğumuz bize söylendi.
Trump denen “Mesih’in müjdecisi” kılığına bürünmüş o adam, gerçekte bir Moloch’un “alacakaranlık prensinden” başkası değil. Promete’nin, tanrıların yaşadığı ulu dağ olan Olimpos Dağı’ndan, Tanrı’dan çaldığı meşalenin kararmakta olduğunu aslında o da görüyor.
Aydın denen adam, arif yani irfan sahibi, hakikatin bilgisine ve hikmete erişmiş bir “münevver” değildir. O, Promete’nin meşalesindeki Şeytani bir ateşin aydınlığında görür dünyayı. Pandora’nın kutusunu açtığından beri yeryüzünden kötülük eksik olmamıştır. Illuminati ve Aydınlanmacı felsefenin “eğitimli çocuklarının” bugün dünyayı getirdikleri yer işte tam da burasıdır.
Evet, onlar için tarihin sonu. Dünyayı terk ederken her şeyi yakıp yıkarak arkalarında bir daha onulmayacak ve kimsenin ayakta kalmadığı tarihin sonunu getirecek bir kıyamet savaşını başlatmaya çalışıyorlar. Bunun için Tanrı edindikleri Moloch’u “kıyamet savaşına” zorluyorlar.
Ankara’da toplanacak olan NATO Zirvesi'ndeki liderlerin çoğu bu Şeytani tarikatın üyesi. Önemli bir kısmı Epstein cemaatinden olabilir. İnsin şeytanlarının ahir zaman zirvesi bu anlamda Ankara’da yapılacak. İns şeytanlarının peşinden cin şeytanları da Ankara’ya doluşacaklar. Bir de Atlantis gemisiyle LGBT’liler İstanbul’a geliyorlar. Şeytan taşlamak isteyenlerin şeytanı ayağına geliyor. Hacda şeytan taşlama konusunda tecrübe sahibi olanlar bakalım bu durumda ne yapacaklar? Bu “fahişeler ve türevleri” gelirken, torba yasadaki LGBT’lilerle ilgili düzenleme de torbadan çıkartılıyor. Mor sermaye bundan memnundur da bizim “yeşil sermaye” bu durumda ne yapacak bakalım! Bir de AK Parti içindeki AKP’liler bakalım ne yapacaklar?
Şeytaniler daha sonra “iklim zirvesi” için daha kalabalık bir şekilde Antalya’ya üşüşecekler. BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı (COP31), Türkiye'nin ev sahipliğinde ve başkanlığında 9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya'da düzenlenecek. Bu zirve NATO zirvesinden ya da Atlantis’in İstanbul ziyaretinden daha masum bir zirve değil. Aslında hepsi aynı Şeytani merkezin planlarının birer parçası. Korkarım COP31 vesilesi ile Antalya'ya gelenlerle birlikte Epsteinciler ve işbirlikçisi, zihniyet ikizi fahişeler de Antalya’ya akın edecekler.
İsrail’in Erdoğan ve Türkiye’yi tehdit eden söylemleri boşuna değil. Siyonist Trump da öte yandan gaz alıyor. İsrail bu “büyük buluşma” şerefine, bu zirvenin ardından gelecek haberin ardından Mescid-i Aksa’nın yıkımı için düğmeye basmak üzere, yeni buldukları kırmızı düveyi kurban etmeye hazırlanıyor. Ankara’dakiler ise kaçması gerekenler için ülkenin kapılarını açıyor. Son bir yılda NATO; İstanbul ve Adana’da 2 kolordu kurdu. Daha doğrusu İstanbul'da Boğaz'dakini kurdu, Adana’daki kolordumuz da NATO’ya devredildi!? İtalya’daki erken uyarı üssünü Konya’ya, Almanya’dakini Malatya Kürecik’e (Pirinfliç'e) taşıdılar. BlackRock YKB, İş Bankası ve Aselsan’a sulanıyormuş. Bu arada Baykar, İtalya’daki iki İsrail şirketi ile ortak projeler hazırlıyor. Yerli ve milli savunma sanayimizin hassas elektronik sistemlerini, motorlarının parçalarını ve bazılarını da bir bütün olarak dışarıdan temin zorunluluğumuz var, kendimiz de bir şeyler yapmamıza rağmen.
İslam, zamanı ve mekânı savaştan arındırmanın reçetesini verir bize. Önce insanın aklı ve vicdanı barışsın ki insan insanla barışsın. Zamanı savaştan arındıran dindir İslam. Yılın 4 ayı, haksız-hukuksuz şiddetten arındırılır. Mekânı savaştan arındırır İslam; yaşlılar, çocuklar, engelliler, mabetler, hastaneler, okullar, pazar yerleri savaştan arındırılmıştır. İslam, “s-l-m” kökünden barışa giden yolun adıdır. Selam, barış demektir ve Allah’ın (cc) bir adı da “Barış”tır. Ezanlar esenliğe, barışa, kurtuluşa çağırır İslam’ı. 700 yıldır, Mudurnu’da her cuma, herkes kapısının önüne çıkar, minarelerden ve şehir hoparlörlerinden yayınlanan “Ahilik (Ahi Evran)” duasına “amin” der. Ama bunlar kimin umurunda ki?
Şeytan, yapay zekâ / Palantir üzerinden herkesi izliyor. Biz ondan bir şeyler öğrenirken o da bizi tanıyor ve bizden öğreniyor. Beyaz Saray kuantum çağını başlattıklarını ilan etti. Artık yapay zekâların üzerinde yapay bir bilinç de var. Yani yapay zekâ artık olgunlaştı. Bizim de artık modern siber-güvenlik mimarisi üzerinde daha çok okuyup, yazmamız ve bu konuda ciddi bir dönüşüme ihtiyacımız olduğu açık..
Bu yeni sistem, artık nanoçiple çalışıyor, farklı bir yazılım kullanıyor. Ona o geleneksel donanımlar (HW) ve yazılımlar (SW) üzerinden kimse ulaşamaz; ama o her yere doğrudan, hiçbir engele takılmadan, “ateş duvarını” (firewall) aşıp hedefine ulaşabilir. 5G, Starlink’ler, Wi-Fi üzerinden Palantir tüm verilere ulaşabildiği gibi kendi yeni verilerini de oluşturabilir. Radar bileşeni kullanılan cihazlarla, kamerasız görüntülü izleme yapma kabiliyetine de sahipler. Onların donanım, yazılım ve gömülü yazılımlarını kullanan her cihaz artık doğrudan onların erişimine açıktır. Ne kamu dataları ne savunma sistemleri... Artık bunların hiçbir bütünü güvende değil. Şifrelerinizi çözmeye gerek yok; ama kırmak istiyorsanız, onların sistemleri üzerinden tüm şifrelerin kırılması uzun sürmez. Ve tabii onlar sizin datalarınıza şifresiz girerken siz kendi datalarınıza erişemezsiniz. Bu arada zaten bizim datalarımızın çoğu onların sahip oldukları hosting merkezlerinde değil mi? Ne merkez bankanız ne nükleer kapasiteniz ne gizli Ar-Ge’leriniz güvende!? Bunun farkına vardığınızda tek devlet, tek para, tek ordu fikri sizin için daha ürkütücü olmayacak. Zira oltayı yutan balık yem istemez! Bizim, sadece konvansiyonel olarak değil, siber bir altyapı ve IK ile sağlık, gıda gibi alanların da artık daha öncelikli bir koruma ve karşı istibrat alanı olarak not edilmesi gerekmez mi?
Onlar için Tanrı da yok, insan da Tanrı olabilir. Din de yok, ölüm de! Genetik kopyanız üzerinden yeniden canlandırılabilirsiniz. Sadece siz değil, artık ölmüşlerinizi bile geri çağırabilirsiniz.
Daha fazlasını keşfedin
Siyaset haberleri
Coğrafi Referanslar
Gazeteci
Hani bizimkiler tartışıp duruyor ya, "Mezardaki şeyhin dünyada tasarrufu olabilir mi?" diye; yarın şeyhin kemiklerini alıp/çalıp ondan yeni bir canlı/klonoid üretebilirler.
Vatikan’da Kardinal Carlo Maria Viganò geçtiğimiz günlerde “Küresel Sistem” ile ilgili ilginç bir çıkış yaptı ve dedi ki: "Özgürlüğünüz tehlikede (...) Yeni Dünya Düzeni’nin kurucu babaları küresel yönetim mekanizmaları ve uluslararası kuruluşlar üzerinden dünya genelinde yaşanan siyasi ve ekonomik gelişmeleri manipüle ediyorlar." İnsanları bu tehdit karşısında uyanmaya ve birlik olmaya çağırdı. Bu durumu bir "küresel darbe" olarak tanımlayan Maria Viganò, “insanlığın sessiz kalması halinde temel hak ve özgürlüklerini kaybedebileceğini” vurguladı.
Şeytani bir darbe tehdidine karşı insanlığın devrimci bir ruhla bu darbeye karşı çıkmaları, direnmeleri ve yeni bir insani düzenin inşası için herkesin birlik olması gerektiği yönündeki tek çağrı bu değil; ama Vatikan’dan yükselen bu sesi de buraya not ederken, İslam dünyasındaki dini rehberler ve kanaat önderlerine ne yaptıklarını soralım.
Vatikan’da bir başka isim, antik İbranice metinleri tercüme eden Mauro Biglino ilginç şeyler söylüyor ve diyor ki: "Kutsal kitap, her yerde hazır ve nazır bir Tanrı hakkında manevi bir metin değil; insanlık ile etkileşime giren ve sonunda erken insanlığı mühendislik yoluyla şekillendiren insan dışı zekâların tarihî bir kaydıdır." İncil, Hz. İsa’dan 50 yıl sonra tahrif edilmeye başlandı ve 300 yıl sonra İznik Konsili’nde yeniden yazıldı.
Bob Lazar’ın iddiasına göre son derece gizli bir belgede insanlar “konteyner” olarak tanımlanıyor. Daha da ilginci; Hz. İsa’nın ve iki başka varlığın genetik olarak tasarlanıp Dünya’ya gönderildiği öne sürülüyor.
Sapla saman karıştı. Kafirler başımıza bir çorap örüyor ama bilmiyorum yöneticilerimiz ne yapıyor?
Biden kim, Obama kim, bunlar da tartışılıyor bugün. Hitler öldürülmemiş, Merkel Hitler'in kızıymış. Sahi FBI, CIA bunları nasıl bilememiş, Epstein'i nasıl görememişler!? Neyse zülfüyâre dokunmayalım. Çünkü bunlar hassas konular. Selam ve dua ile.