HASTANEDEKİ ÇOCUKLARIN YAŞADIĞI MUTLULUK — Kanserle mücadele eden çocukları ziyaret eden, hastanede çocukların hayallerini gerçekleştirip umut olmaya çalışan ve gericiler tarafından hedef alınan Manifest grubuna, kanserle mücadele eden Almira’nın annesi gördüğü desteği şöyle anlattı:
“Benim çocuğum kanserle mücadele ediyor. Hem de ikinci kez. Manifest hayranı. Manifest grubuna hayran. Çok seviyor.
Manifest grubu hastaneye geldi. Almira ile görüştü. Şu grubu kötüleyenlere sesleniyorum. Bana hakaret yağdıranlara sesleniyorum:
Ne zaman gidip bir onkoloji bölümündeki bir çocuğu mutlu ettiniz? İlaç alıp kusan, ağrılar acılar içinde kıvranan hangi çocuğu hastane odasında acı içinde kıvranırken mutlu etmeye çalıştınız? O zaman mutlu etmeye çalışanlara laf etmeyeceksiniz.
Bu kızlar bana ilk ulaştığında ‘Hangi videoyu çekelim, nasıl video çekelim?’ demediler. ‘Dışarıdan neye ihtiyacınız var, lütfen söyleyin bize’ dediler. ‘Ne getirelim, neye ihtiyacınız varsa getirelim, söyleyin, çekinmeyin’ dediler.
Hastaneye gelip kenara çektiler: ‘Bakın, numaramı veriyorum. Neye ihtiyacınız olursa, saat kaç olursa olsun bizi arayın’ dediler.
O gün onlar oraya geldiğinde o bölümdeki tüm çocuklar o kadar mutlu oldular ki… Şöyle yatakta mutsuz mutsuz, halsiz yatan çocukların hepsi öyle bir güçle ayağa kalktı ki… Ben gördüm, ben.”
Sevgili komşularım,
Bu sabah yanınızda olamasam da her sabah olduğu gibi bugün de aklım ve kalbim Üsküdar’ın sokaklarında.
Tüm çalışma hayatımı gözden geçirdiğimde, olmayı hak ettiğim ve hayal ettiğim yer elbette nezarethane değildi. Ama sağlığım yerinde çok şükür. Sizlerin de vermiş olduğu destekleri avukat arkadaşlarımız bana ulaştırıyor, gerçekten çok mutlu oluyorum. Sizden haber almak, destek almak moral veriyor.
En yakın zamanda görüşmek ümidi ve sevgilerimle.
Sinem Dedetaş'ı Şehir Hatları genel müdürlüğü sırasında tanıdım. AKP döneminde zarar üstüne zarar eden, kendi vapurlarının bakımını Haliç Tersanesi'ne sahip olmasına rağmen özel tersanelerde yaptıran şirketi tekrar kâra geçirdi. Deniz taksileri tasarladı ve Haliç Tersanesi'nde üretti. Atıl haldeki dünyanın en eski tersanesini gemilerin ve teknelerin bakım için kapısında sıra beklediği bir duruma getirdi. Sonra AKP'nin kalesi denilen Üsküdar'ın belediye başkanı oldu. Sorun tanıdığınız Üsküdarlılar'a. Memnunlar mı değiller mi hizmetlerinden. Yakından tanıdığım için en ufak bir yolsuzluğa bulaşmadığına kefil olabileceğim bir isimdir Sinem Dedetaş.
Ama mesele bu değil elbette.
Tek bir CHP'li veya Yeni Partili belediye başkanı kalmayıncaya kadar devam edecekler.
Bu arada AKP'li belediyelerde hiç bir şey olmuyor, her şey pırıl pırıl.
Varsa yoksa muhalif belediyeler.
Sorsan "millet iradesi" derler.
@sdedetas@uskudarbld
Üsküdar’ın önceki belediye başkanları AKP’li Mustafa Kara ile Hilmi Türkmen dönemlerine dair onlarca usulsüzlük, yolsuzluk haberler yaptık.
Kamu kaynaklarının bir avuç dernek-vakıf içim kullandırıldığını anlattık ama bırakın operasyonu haklarında soruşturma bile açılmadı
HATIRLATMA — Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş, AKP döneminde Ensar Vakfı, TÜGVA ve TÜRGEV gibi vakıflara bedelsiz olarak verilen mülk ve yurt binalarını belediyeye geri alarak halka kazandırdı.
Ece Üner'in Filenin Sultanları hakkında efsane komuşması:
•Bizim kızlar kazandı. Milli gururumuz filenin sultanları.
•Tarifeli uçakla uçan filenin sultanları bize tarifsiz mutluluk yaşattı.
•Gerçi arkalarından atıp tutan da çok ama ürüyen istediği kadar ürüsün.
•Türk kadının gücünü kanıtladılar. Sadece filenin ağında 7 düvelin takımlarına karşı değil bazılarının kafalarındaki örümcek ağlarına da karşı durdular.
#FileninSultanları
Oğuzhan Uğur, AHBAP soruşturması kapsamında tutuklandı.
Gözaltına alınmadan, yani tutuklanmadan önce, “Eğer bu videoyu izliyorsanız…” sözleriyle başlayan bir video kaydetti ve yaşadıklarını anlattı.
İşte o açıklamalar…👇
24 Temmuz…
Bugün Lozan’ın yıl dönümü.
Bu toprakların bağımsızlığını sadece cephede değil, diplomasi masasında da savunanları; başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü olmak üzere emeği geçen herkesi saygı, minnet ve rahmetle anıyorum.
🔴 Macaristan’da, Viktor Orban döneminde iktidarın suçlarını aklamak ve muhaliflere yönelik yargı kumpasları kurmakla suçlanan Ulusal Başsavcı Nagy Gábor Bálint istifa etti.
Başbakan Péter Magyar, istifayı şu sözlerle duyurdu:
��Bir Orban kuklasını daha gönderdik.”
Türkiye'de artık yeni bir yargı düzeni oluşturuldu. Sabah kişilere yeni operasyon yapıldığında, o kişi daha emniyet yolundayken aleyhinde hazırlanan bilgi notları aynı merkez tarafından yandaş gazetecilere servis ediliyor. Yetmiyor, polis kamerasıyla çekilen gözaltı anları dağıtılıyor. Masumiyet karinesi, lekelenmeme hakkı hiçe sayılıyor. Kamuoyunda o kişiyle ilgili yaratılan kanaatler, algılar üzerinden bir kampanya yürütülüyor. Kişi, halkın gözünde peşinen suçlu ilan edilip resmen infaz ediliyor. Normal hukukta kural olarak tutuklama istisnayken, artık tutuklama esas, serbest bırakma istisna haline getirildi. Kimsenin hukuki güvencesi kalmadı. Oğuzhan Uğur olayında yaşadığımız tam da budur.
Artık bazı hususları açıklamak gerekiyor.
AHBAP soruşturması başladığı günden bu yana ben ve çalışma arkadaşlarım hakkında sistematik biçimde yalan ve iftira kampanyası yürütülüyor.
“AHBAP’a bağış çağrısı yaptınız, insanları yönlendirdiniz.” deniliyor.
Yapabilirdik. Ama yapmadık.
Ne sosyal medya hesaplarımızda ne de herhangi bir yayınımızda AHBAP’a bağış yapılması yönünde tek bir çağrımız yoktur. Tek destek çağrısı yaptığımız ve bağış topladığımız tek kurum ÇYDD (Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği) olmuştur.
“Halk TV’den ayrıldıktan sonra Oğuzhan Uğur ile çalıştınız.” deniliyor.
Hayır.
Çalışabilirdik, memnuniyetle de çalışabilirdik. Ancak çalışmadık. YouTube kanalı açmadan önce stüdyosuna gidip birlikte mekâna baktık, fotoğraf çektirdik. Hepsi bundan ibaret.
“Kızılay çadır satmadı, bu haberi AHBAP’ın önünü açmak için yaptınız.” deniliyor.
Bu iddia da gerçeğe aykırıdır.
Depremin en kritik günlerinde vatandaşlar soğukta ve yağmur altında beklerken, AFAD çadır talep ederken Kızılay çadır sattı. Bu durum Kızılay Genel Müdürü tarafından da doğrulandı. Cumhurbaşkanı da yaptığı açıklamada, “Kızılay���ın afet anında çadır satması yanlıştı.” diyerek bu uygulamayı eleştirdi.
Ortada doğrulanmış bir haberi, yıllar sonra hâlâ “operasyon” gibi göstermeye çalışmak algı yönetimine hizmet eder.
Bir diğer iddia ise Timur ve benim sürekli birilerini akladığımız ve FETÖ bağlantılı hesaplar tarafından desteklendiğimiz yönünde.
İşin ironik tarafı şu: Bunu söyleyenlerin işaret ettiği hesaplar daha birkaç hafta önce bizi “AKP’li olmakla” suçluyor, organize şekilde hedef gösteriyordu.
Hem FETÖ’cü ilan edilip hem AKP’li ilan edilmek ancak Türkiye’deki kara propaganda düzeninde mümkün.
FETÖ kumpasından yargılanan bizleri kumpası yapanlar destekleyecek he mi :)
Bizim işimiz belli.
Belgeyle konuşuruz, haber yaparız, doğruları yazarız.Kime yarar,kime yaramaz bakmayız.
İftiralar değişebilir, gerçekler değişmez.