Devlet BAHÇELİ:
Türkiye, NATO’da yalnızca jeostratejik konumuyla değil; tarihi birikimi, devlet tecrübesi, siyasi iradesi ve milli kudretiyle yeni dönemin kurucu aktörlerinden biri haline gelmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin eriştiği siyasi ve stratejik seviye, Ankara Zirvesi’nde bir kez daha tebarüz etmiştir.
Bugün NATO yeni bir devrin şafağındadır.
Bu devir, yalnızca savunma bütçelerinin sağına sıfırların eklenip rakamca büyütüldüğü bir devir değildir. Bu devir; kağıttaki taahhüdün fabrikada üretime, üretimin sahada kabiliyete, kabiliyetin caydırıcılığa, caydırıcılığın da barışın teminatına dönüşeceği yeni bir merhaledir.
Böylesi bir çağda güvenlik; yalnızca bütçenin büyüklüğüyle değil, o bütçeyi kabiliyete çevirecek üretim sürekliliğiyle ölçülecektir.
Devlet BAHÇELİ:
Can Azerbaycan Türkü merhum şair Hüseyin Cavid’in dizelerinde ifade ettiği gibi: “Her karanlıkta çırpınır bir nur, her hakikatte bir hayal uyur.”
Karşımızdaki bu muzaffer tablo; karanlıkta çırpınan nurun seher vaktine kavuşmasının, sabırla büyüyen hayallerin çelikten hakikatlere dönüşmesinin adıdır.
“Türk’e imkânsız de sonra da otur izle” dediğimiz noktada yedi düvele seyrettirdiğimiz nihai utkudur.
Yıllarca ilmek ilmek dokunan o vakur sabrın, ambargoların paslı prangalarını söküp atan Türk mühendislerimizin keskin zekalarının, savunma sanayinde ter döken işçilerimizin emeklerinin bereketli mahsulüdür.
Devlet BAHÇELİ:
Mutabakat bir şahsın değil, devletlerin taahhüdüdür.
İran’la bugün varılan mutabakatın yarın kolaylıkla terk edilmesi, yalnız Tahran’ın değil, gelecekte Vaşington’la masaya oturacak bütün başkentlerin zihninde aynı soruyu doğuracaktır:
Buhran kazanı ne zaman yeniden kaynamaya başlayacaktır?
Kargaşanın fitili hangi bahaneyle tekrar ateşlenecektir?
Müzakere masasının altına döşenen saatli bomba ne zaman infilak edecektir?
Barış ümidi hangi hesap uğruna bir kez daha kursaklarda bırakılacaktır?
Bu sorular cevapsız bırakılamaz.
Üstelik söz konusu açıklamanın NATO Zirvesi sırasında yapılması da başlı başına düşündürücüdür.
NATO’nun caydırıcılığı yalnız askeri envanterinin büyüklüğüne, savunma harcamalarının miktarına veya harekât kabiliyetinin genişliğine dayanmaz.
İttifakın gerçek kuvveti, üyelerinin sözüne duyulan güven, alınan kararların öngörülebilirliği ve müttefiklik hukukunun muhafazasıdır.
Devlet BAHÇELİ:
Ankara Zirvesi’nin ardından Avrupa başkentlerinde yeniden ele alınması şart olacak, Brüksel koridorlarında tekrar gündeme oturacak en mühim başlıklardan biri, Türkiye’nin Avrupa Birliği müzakere sürecidir.
Avrupa’nın stratejik geleceği yeniden masaya yatırılmalı ve hakkaniyetli bir gelecek planı oluşturulmalıdır.
Çünkü bugün Avrupa’nın karşı karşıya bulunduğu sorunlar, artık eski ezberlerle yönetilemeyecek kadar ağırlaşmıştır.
Enerji arz güvenliğinden düzensiz göçe,
Savunma kapasitesinden demografik daralmaya,
Tedarik zincirlerinden ekonomik rekabete kadar uzanan geniş bir alanda Avrupa yeni bir yol ayrımına gelmiştir.
Bu yol ayrımında görmezden gelinmesi mümkün olmayan bir hakikat vardır:
O hakikatin adı da Türkiye’dir!
Devlet BAHÇELİ:
Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkileri karşılıklı saygı, egemen eşitlik ve hakkaniyet temelinde ilerlemelidir.
Türkiye ne bir yükümlülükten kaçmaktadır ne de bir ayrıcalık talep etmektedir.
Türkiye yalnızca kendisine karşı dürüst olunmasını istemektedir.
Türkiye yalnızca çifte standartların son bulmasını istemektedir.
Türkiye yalnızca ortaklık hukukunun gereğinin yerine getirilmesini istemektedir.
Elbette Gümrük Birliği’nin güncellenmesi önemlidir.
Elbette vize serbestisi sürecinin tamamlanması önemlidir.
Elbette ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi önemlidir.
Devlet BAHÇELİ:
Ancak bunlardan daha önemli olan husus, Avrupa’nın Türkiye’yi artık geçici ihtiyaçların hatırlandığı, kriz zamanlarında kapısı çalınan, işler normale döndüğünde ise yeniden ötelenen bir ülke gibi görme alışkanlığından vazgeçmesidir.
Türkiye’nin yeri Avrupa’nın bekleme salonu değildir!
Türkiye’nin yeri stratejik kararların şekillendiği masalarda hak ettiği ağırlıkla bulunmaktır.
Devlet BAHÇELİ:
Türkiye ile Avrupa arasındaki ilişkiler üçüncü ülkelerin ön yargılarına, seçim hesaplarına veya tarihi korkularına rehin bırakılamaz.
Hiçbir ülke kendi ikili sorunlarını Avrupa’nın müşterek güvenlik gündemi gibi sunma hakkına sahip değildir.
Hiçbir başkent Türkiye’nin meşru hak ve menfaatlerini tartışma konusu yapamaz.
Türkiye’nin milli hakları müzakere masalarında pazarlık unsuru değildir.
Türkiye’nin egemenlik hakları herhangi bir siyasi şantajın konusu olamaz.
Bu hususta tavrımızın değişmesi söz konusu dahi olamaz.
Devlet BAHÇELİ:
Türkiye Avrupa için bir seçenek değil, içine düştüğü kuyuya uzanan güvenli halattır!
Türkiye Avrupa’nın güvenliği, istikrarı, enerji arzı, ticaret yolları ve jeopolitik dengesi bakımından vazgeçilmez bir stratejik gerçekliktir.
Bu gerçeği kabul edenler kazanacaktır.
Görmezden gelenler ise değişen dünyanın setlerine er ya da geç çarpıp dağılacaktır.
Devlet BAHÇELİ:
15 Temmuz, Çanakkale’yi geçemeyenlerin başka yollar aramasıdır.
15 Temmuz, Milli Mücadele’de dize getiremediklerini içeriden çözme teşebbüsüdür.
15 Temmuz, Sevr’i kabul ettiremeyenlerin farklı yöntemlerle aynı hedefe ulaşma arayışıdır.
15 Temmuz, Türk milletinin bağımsız yaşama iradesine karşı yürütülen uzun ve karanlık mücadelenin yeni bir cephesidir.
FETÖ denilen ihanet yapısı ise bu karanlık hesabın yalnızca taşeronu ve sahaya sürülmüş kirli bir maşasıdır.
Devlet BAHÇELİ:
Bu sebeple devlet hafızasının diri tutulması, kurumsal tedbirlerin tavizsiz sürdürülmesi ve milli şuurun canlı tutulması hayati önemdedir.
Unutulmamalıdır ki, millet hafızasını kaybettiği gün tehditler yeniden güç kazanır.
Tarih şuuru zayıfladığı gün fitne odakları yeniden cesaret bulur.
Milli birlik duygusu aşındığı gün Türkiye’nin karşısındaki hesaplar yeniden hareketlenir.
Bu sebeple 15 Temmuz’un hatırasını yaşatmak yalnızca geçmişe saygı değildir.
Aynı zamanda geleceğe karşı sorumluluktur.
Aynı zamanda devletimize karşı görevdir.
Aynı zamanda milletimize karşı vefadır.
Devlet BAHÇELİ:
Bizim için devlet ebed müddet ülküsü bir slogan değildir.
Bizim için milli birlik ve kardeşlik yalnızca siyasi bir söylem değildir.
Bizim için Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası günlük hesaplara kurban edilemeyecek kadar büyük bir emanettir.
Dün olduğu gibi bugün de aynı yerdeyiz.
Vatanımız için buradayız!
Milletimizin yanındayız!
Cumhuriyetimizin zırhıyız!
Demokrasimizin kalkanıyız!
Türk bayrağının sancaktarıyız!
Ve Allah’ın izniyle yarın da aynı yerde olmaya devam edeceğiz.
Bu vesileyle 15 Temmuz gecesi şehadet mertebesine ulaşan bütün kahramanlarımızı rahmetle, minnetle ve hürmetle anıyorum.
Devlet BAHÇELİ:
Türk milleti bir oldukça,
Türk devleti güçlü oldukça,
Milli birlik ve kardeşlik ruhu yaşadıkça,
Hiçbir karanlık odağın,
Hiçbir ihanet şebekesinin,
Hiçbir emperyal projenin,
Türkiye üzerinde başarı şansı olmayacaktır.
Çünkü başka Türkiye yoktur!
Devlet BAHÇELİ:
Kurt puslu havayı sever ama her pusu kuran da kendini avcı bellememelidir.
Türk’e pusu kuranlar ava giderken avlanacaklarını da iyi bilmelidir.
Türkiye kendi yolunda, kendi aklıyla, kendi iradesiyle ve Cenab-ı Allah’ın inayetiyle yürümeye devam edecektir.
Rüzgarımız arkamızda, yelkenimiz fora, pusulamız belli, niyetimiz ciddi, yeminimiz istikbaldir:
Gök kubbenin altında, ebedi Türk yurdu Anadolu’da, Kıbrıs Türkü’nün haklı davasında ve Mavi Vatan’ın her damlasında ilelebet var olacağız.
Unutulmamalıdır ki; insan, biyolojik varlığının yanı sıra, kültürel ve milli değerlerle yoğrulan bir şahsiyettir. Dijitalleşme bu değerleri aşındırdığında, toplumsal dokuyu hedef alıp zayıflattığında, böylesi trajediler kaçınılmaz hale gelmektedir.
Bu nedenle meseleyi yalnızca fail üzerinden okumak, hakikatin eksik anlaşılmasına yol açacaktır. Asıl sorgulanması gereken, çocuklarımızı böylesi karanlık eylemlere iten sosyal çevre, dijitalleşme, değer erozyonu ve kontrolsüz etki alanlarıdır.
MHP Genel Başkanı
Devlet BAHÇELİ
Akıl, insana bir tarafta asıl amacının ne olduğunu diğer tarafta da o amaca nasıl ulaşılacağını öğretip gösterir. Mühim öncelik müessir bir akla sahip olmak ve onu fonksiyonel olarak kullanabilmektedir. Aklı karışık olanların fikir, fiil ve eylemleri tutarsızdır. Bu tutarsızlığın ardı ve akıbeti ahlak ve etik ihlallerine, mana ve muhteva ilkesizliklerine, bundan da ötesi karanlık ve kuralsız siyasal ilkelliklere ortam açacaktır.
Türkiye’mizin ortak akıl ve ortak yaşama azmi uzun süredir tehdit altındadır. Toplumsal düzen ve siyasi istikrar ile rejim ve yeni hükümet sistemi yalan, iftira ve ihanet karışımından mülhem tahrip ve tahrik akınına maruzdur. Tarihimizin muzaffer ve muhteşem dönemlerinde Allah’ın bir lütfu olarak tebarüz eden devlet ile milletin aynı hedefe kilitlenme gerçeği yeni yüzyılda müstahkem şekilde tesirini gösterince dış bağlantılı bozguncu mihraklar, ihanete teşne bunalım mimarları telaşa kapılmışlardır. Sosyal barışımızı, siyasi huzurumuzu, iç asayiş ve güvenlik yapımızı dinamitlemek isteyen fırsat düşkünü fitne/fesat markası çevrelerin ziyadesiyle hareket ve heves içinde oldukları gözlemlenmektedir.
CHP Genel Başkanı’yla birlikte yanında ve yöresinde hizalanan edep ve erdem muhalifi menfaatperest yoldaşları demokrasinin imkan ve iradesini hiçe saymaktadır. Sokak kuytularında ikbal arayışına girişmişlerdir. Ayaklanma ve isyan çağrıları subliminal mesajlara iliştirilmiştir. Üniversite gençliğinin kışkırtılmasından sonra küçük gruplardan müteşekkil lise öğrencilerinin ajite edilip okul önlerinde protesto nöbetine sokulması, milli eğitim sistemi içinde rutin ve mutat bir uygulamanın manipülasyonundan medet umulması suçtur, sorumsuzluktur; dahası insaf, izan ve vicdan yokluğudur.
Milli Eğitim Bakanımız yalnız değildir, CHP Genel Başkanı’nın iğrenç sözleri bumerang gibi kendisine dönmüş ve şahsıyla örtüşmüştür.
Öğrencilerimizin velileri evlatlarına sahip çıkmalıdır. Okuyan-okumayan her çocuğumuz çok değerlidir. Onların geleceği Türk milletinin geleceğidir. 12-24 yaş kuşağındaki evlatlarımızın istismar ve israfına göz yummak aynı zamanda istiklalimizi ve istikbalimizi riske atmaktır. Anneler-babalar CHP’nin kara kampanyasına itibar etmeyerek çocuklarının heba ve heder olmalarına engel olmalı, set çekmeli, duvar örmelidir.
CHP’nin sokak provaları, yasa dışı sol ve marjinal grupların alçak provokasyonları çocuklarımızı değirmen taşı gibi öğütme, geleceklerini mahvetme esasına dayalıdır. Güya demokratik hak arama iddiasıyla yapılan haksız ve hukuksuz protesto gösterilerinin varacağı yer kaybolmuş ve pişmanlıklara hapsolmuş bir hayattır.
Hiçbir evladımızdan vazgeçemeyiz. Onların her biri göz nuru, gönül surumuzdur. Öğrencinin yeri okuldur, sınıftır, kütüphanedir, aile sıcaklığıdır, laboratuvardır, çağın gereği olan kavram, kuram ve bilgilerle donanmaktır.
Üstelik sosyal medyada halkımızı yanıltıcı ve kuşkuları yoğunlaştırıcı iddiaları ahlaksızca paylaşanlar, ileri geri spekülasyon yapanlar, CHP’ye kayyum atanacak tantanası koparanlar içimize kadar yuvalanmış şeytanlardır.
Bir kaşık suda fırtına çıkaranların niyeti halis ve hakkaniyetli değildir. CHP’ye kayyum hem doğru değil hem de mümkün değildir. Zira CHP zaten fiili vesayet ve kayyum yönetimiyle kendi kendini yiyip bitiren canlı bir organizmaya dönüşmüştür. Mağduriyet pozlarına aldanacak hiç kimse yoktur. Herkes ne konuştuğunu, ne söylediğini bilmek ve bunun ahlaki idrakine ermek mecburiyetindedir.
Türk ve Türkiye Yüzyılını lekelemeye, milli birlik ve kardeşlik duygularımızı linç etmeye kalkanlar elbette hukuken ve siyaseten sorumluluktan kurtulamayacaktır. Türkiye’mizin imaj ve prestijiyle maksadı muğlak ve muallak taktikler kapsamında oynayanlar eninde sonunda çuvallayacaktır. Türk milleti yegâne güvencimizdir. Türkiye Cumhuriyet’i kıyamete kadar var olacaktır. Tam tersi istikamette çırpınan ve uğraşan kim veya kimler varsa onların alayıyla hem bu dünyada hem de Ruzi Mahşer’de hesaplaşmamız kaçınılmazdır.
Ayrıca TBMM Başkanvekili ve DEM Parti İstanbul Milletvekili Sayın Sırrı Süreyya Önder’e acil şifalar diliyorum. Sırrı Bey, Allah’ın yardımı, doktorlarımızın desteği ve kendi direnciyle inşallah bu zor günleri atlatacaktır. Terörsüz Türkiye hedefinde inanıyorum ki daha yapacağımız pek çok şey vardır.
Sırrı Bey’in sağlık durumundan dolayı TBMM Genel Kurulu çalışmalarına ara verilmesi Danışma Kurulu’nda kararlaştırılmış ve sadece parti grup başkanvekillerinin geçmiş olsun mesajlarından sonra birleşim kapatılmıştır.
Ancak böylesi hassas bir günde bile CHP korsanvari bir oldubittiyle kriz çıkarmıştır. Birleşimi yöneten CHP’li Meclis Başkanvekili yasa, anayasa ve içtüzüğe aykırı şekilde Can Atalay hakkında Anayasa Mahkemesi tarafından verilen kararı CHP’li Katip Üye’ye okutmuştur. Siyasi terbiye ve teamül karşıtı bu davranış en hafif tabirle sinsilik, kötü niyetlilik, densizlik, işgüzarlık ve kabalıktır. CHP işte budur.
CHP’li Meclis Başkanvekili ve CHP’li Katip Üye derhal istifa etmelidir. Oturdukları makamın ağırlığını taşıyamayacak kadar yetersiz, kifayetsiz ve maalesef muhterislerdir. Milletvekilliği düşürülen bir şahsı arkalama çabası boşuna bir gayrettir. Yetki aşımından kaynaklı işlem yok hükmündedir.
CHP, millet iradesine hakaret etmiş, TBMM’nin saygınlığına gölge düşürmüş, görevi kötüye kullanmış, gizli gündemle arkadan dolanmış, tedavi altında bulunan Sırrı Bey’e de büyük bir haksızlık yapmıştır.
CHP ve yönetimi bitmiş bir hikayenin siyaset ayağıdır. Bu zihniyetten hayır gelmesi pirenin deveyle güreş tutmaya cüret etmesi kadar absürt ve deli saçması bir beklentidir.