Kedilere mama su koyduğumuz her yeri temizliyoruz. İnsanların attığı çöpleri de topluyoruz. Koyduğumuz kapları da sürekli temizliyoruz zaten açlar mama kapları hemen bitiyor.
Daha çöp konteynerına çöp atmasını bilmeyen insanlar yarısı içeride yarısı dışarıda atıyorlar çöpleri kalkmış kedileri şikayet ediyorlar.
Ya siz ne kötü insanlarsınız, pislik içinde yüzüyorsunuz ya. Özellikle hayvan düşmanları şikayet ediyor
Böyle insanları gelişmiş ülkelerde değnekle kovalarlar. Kedilere bakıp temizlik öğreneceklerine kalkmış şikayet ediyorlar
17. Günden selam 🌿 sağ göz zaten düzelmişti, son birkaç gündür sol göz de epey toparladı. Hâlâ bulanık ama ısrarla damla kullanmaya devam ediyoruz. Sağlığı çok iyi, iştahlı hareketli meraklı uyumlu mırmır bir kız. 1.5 aylik, kum kullanıyor, kuru mama yiyor. YUVA ARIYOR, Üsküdar
DÜN “KEDİLER GİDERSE FARELER GELİR” DEDİM:
İŞTE BİLİMSEL KANITI
Son günlerde kedilere karşı yürütülen karalama kampanyasında yeni bir iddia ortaya atılıyor: “Sokak kedileri besleniyor, karınları doyuyor, artık fare avlamıyorlar. Dolayısıyla şehirlerde bulunmalarının farelerle mücadele açısından hiçbir anlamı yok.”
Doğru olabilir mi? Cevap net olarak
HAYIR
Çünkü doğa da bilim de trol aklı ile çalışmıyor.
Bilim bir kedinin fareler ve sıçanlar üzerindeki etkisini yalnızca kaç kemirgen öldürdüğünü sayarak ölçemezsiniz diyor. Çünkü avcı-av ilişkisinde öldürmek kadar önemli başka bir mekanizma daha vardır:
Avcının varlığı.
2018 yılında New York’ta yapılan oldukça ilginç bir saha çalışmasında araştırmacılar, şehir ortamında yaşayan gerçek bir sıçan kolonisini ve aynı bölgedeki kedileri aylar boyunca kameralarla izlediler. Kedilerin büyük şehir sıçanlarını sanıldığı kadar sık öldürmedikleri görüldü.
Fakat araştırmanın asıl önemli sonucu başka yerdeydi. Kediler bölgede ortaya çıktığında sıçanların açık alanda görülme olasılığı belirgin biçimde azalıyordu. Kedi sayısının artmasıyla sıçanların saklanma davranışlarında da değişiklik gözleniyordu.
Yani kedinin sıçanı öldürmesine bile gerek kalmadan, varlığı sıçanın davranışını değiştiriyordu.
İşte bugün sosyal medyada anlatılmayan bilimsel gerçeklerden biri budur.
Çünkü fareler aptal değildir. Hatta sanılandan çok daha zeki hayvanlardır. Bir av hayvanı, avcısının saldırmasını bekleyip ondan sonra kaçmaz. Avcının görüntüsünü, hareketlerini, sesini ve kokusunu algılar.
Tehlike hissettiğinde daha az ortaya çıkar, daha fazla saklanır, beslenme davranışını ve yaşam alanını kullanma biçimini değiştirir. Ekolojide bunun karşılığı “predatör baskısı” veya “korku etkisi” olarak değerlendirilir. Kediler de binlerce yıldır küçük memelilerin doğal avcıları arasındadır.
Bilim burada daha da çarpıcı olan bir şey daha söylüyor: Farelerin kontrolü için kedilerin bizzat kendilerinin ortamda bulunmasına bile gerek olmayabilir.
Kontrollü deneylerde sıçanların yalnızca kedi kokusuyla karşılaştıklarında bile güçlü savunma ve kaçınma davranışları gösterdikleri ortaya konuldu. Bir deneyde kedi kokusuna maruz bırakılan sıçanlar gözlem süresinin %87’sinden fazlasını saklanma alanında geçirdi. Kontrol grubundaki sıçanlarda ise bu oran %20’nin altındaydı.
Dikkat edin. Ortada saldıran bir kedi yok. Fare yakalayan bir kedi de yok. Hatta ortada kedinin kendisi bile yok.
Sadece kedinin kokusu var. Ve sıçanın davranışı değişiyor.
Şimdi hala bize “Kediler mama yiyor, dolayısıyla fareler açısından hiçbir anlamları yok” mu diyeceksiniz?
Bir başka iddia da tok kedinin avlanmayacağı yönünde. Bu da kediyi yeterince tanımamaktan kaynaklanan başka bir yanılgı. Kediler yalnızca karınlarını doyurmak için avlanmazlar.
Avlanma davranışı kedinin doğal davranış repertuvarının bir parçasıdır. Evinde, önünde sürekli mama bulunan bir kedinin sineğe, böceğe, oyuncağa veya hareket eden küçük bir nesneye nasıl tepki verdiğini herhangi bir kedi yakını rahatlıkla gözlemleyebilir.
Avlanma dürtüsü ile açlık aynı şey değildir.
Dolayısıyla “Kediyi beslersen fare yakalamaz” cümlesini bilimsel bir gerçekmiş gibi ortaya atmak da doğru değildir.
Asıl üzerinde düşünmemiz gereken başka bir konu daha var. Avrupa ve Amerika’nın son derece gelişmiş şehirlerinde modern atık toplama sistemleri var. Profesyonel kemirgen kontrolü yapılıyor. Kanalizasyon sistemleri denetleniyor. Belediyeler bu mücadeleye ciddi kaynaklar ayırıyor; zehirler, kapanlar, sensörler ve teknolojik takip sistemleri kullanılıyor.
Buna rağmen New York’tan Paris’e kadar dünyanın pek çok büyük kentinde sıçanlarla mücadele ciddi bir şehir ve halk sağlığı problemi olmaya devam ediyor.
O halde meseleyi “Çöpleri düzgün toplarsanız fare olmaz” basitliğine indirgemek de doğru değil. Dünyanın en organize şehirlerinden birçoğu onlarca yıldır sıçanlarla mücadele ediyor ve hala bu sorunu ortadan kaldıramıyor.
Bizim şehirlerimizde ise yüzyıllardır başka bir unsur daha var:
Kediler…
Sokağın içinde yaşayan, kokusunu bırakan, dolaşan, avlanan ve yalnızca varlığıyla bile kemirgenlere bir avcının yakınlarda olduğunu hatırlatan binlerce kedi. Bunun şehir ekolojisindeki değerini yok saymak için bilimi görmezden gelmek gerekir.
Kedilerin değerini elbette kaç fare öldürdükleriyle ölçmüyoruz. Ama konu fareler olduğunda bilim bize açıkça kedi ile kemirgen arasındaki ilişkinin yalnızca avlanmadan ibaret olmadığını gösteriyor. Kedinin varlığı önemlidir. Kokusu önemlidir. Dolaştığı alan önemlidir. Kemirgen üzerinde oluşturduğu risk algısı önemlidir. Bütün bunların kemirgen davranışları üzerinde ölçülebilir etkileri vardır.
Bugün bazıları “Kediler mama yiyor, artık fare yakalamıyor” diyerek kedilerin şehirlerdeki varlığını değersizleştirmeye çalışıyor.
Ben tam tersini söylüyorum:
Kedileri beslemeye devam edin.
Onları aç bırakarak değil, yaşatarak şehirlerimizin bir parçası olarak koruyalım. Çünkü mesele kedinin bugün önümüze kaç fare bıraktığı değildir. Mesele, o sokağın bir avcıya ait olduğunu farelerin hala bilmesidir.
Kediler yüzyıllardır şehirlerimizin sessiz muhafızlarıdır.
Kediler giderse yalnız kediler gitmez. Onların şehir ekosisteminde yüzyıllardır doldurduğu alan da boşalır.
Kedileri bugün sokaklardan toplarsanız. Yarın fareler şehirleri istila eder ve sonuçları tahmin edemeyeceğiniz kadar ağır olur.
“Abartıyorsun” diyenler için yarın New York ve Paris’e bakacağız. Kedilerin sokaklarda olmadığı dünyanın en gelişmiş şehirlerinin farelerle nasıl ve hangi bedellerle mücadele ettiğini daha doğrusu edemediğini konuşacağız.
Rakamlarla. Belgelerle. Bilimle…
Dr.Tarkan Özçetin
Kaynaklar
Parsons MH, Banks PB, Deutsch MA, Munshi-South J. Temporal and Space-Use Changes by Rats in Response to Predation by Feral Cats in an Urban Ecosystem. Frontiers in Ecology and Evolution. 2018;6:146.
Dielenberg RA, McGregor IS. Defensive behavior in rats towards predatory odors: a review. Neuroscience & Biobehavioral Reviews. 2001.
Dielenberg RA, Hunt GE, McGregor IS. “When a rat smells a cat”: the distribution of Fos immunoreactivity in rat brain following exposure to a predatory odor. Neuroscience. 2001;104(4):1085–1097.
LÜTFEN YAYAR MISINIZ
İnstagramda böyle bir ilan gördüm. Marmara ilahiyat cami alt bahçesinde uzun süredir iki kedi yaşıyormuş. Anladığım kadarıyla etrafın hepsi duvar olduğundan çıkamamışlar. Üstü tamamen fileyle kapatıldığı için artık yemek ve su da gönderemiyor gönüllüler.
Kedilerden elinizi çekin!
Sokakta yaşatan köpeklerin yüzde 97’sinin toplandığı açıklandıktan sonra köpekleri hedef hâline getiren kampanyanın aynısı bu sefer kediler için yürütülmeye başlandı.
Diyarbakır’da ayrıntısı asla belli olmayan bir şekilde bir kediden kaynaklandığı söylenen bir kuduz vakası iddiası üzerine sokaktaki kedilerin toplanması talebiyle kampanyalar başladı. Sosyal medya trolleri kedilerle ilgili bilimden tamamen uzak uydurma bilgileri yaymaya başladı.
Bir kuduz vakası varsa elbette önlem alınmalı ancak alınacak önlem belli bir türün yok edilmesi değil hastalığın yayılmasını engellemektir. Kediler hakkında yalan yanlış bilgiler yayıp yeni bir katliamın kapısını aralamak kabul edilemez. Yaban hayatında veya kedilerde kuduz vakası görüldüyse bunun suçlusu hayvan değil yetkililer ve belediyelerdir.
Bugüne kadar niye aşılama yapılmamıştır? Asıl sorulması gereken soru budur. Ayrıca kuduz var bahanesiyle kedileri toplayanlar neden bölgede karantina başlatmamıştır? Hayvanların mal olarak alınıp satılması, kesilmesi, yenmesi engellenmezken kedilerin toplatılması kuduzun bir bahane olarak kullanıldığının kanıtıdır.
Kedileri rahat bırakın, katliam yasasını iptal edin!
Sokak hayvanlarına karşı açtıkları savaş " Dezenformasyon dairesinin " hizmete girmesiyle başladı..
GÜSODER denilen hayvan düşmanı çetenin kuruluşu ve Dezenformasyon dairesinin kuruluşu eş zamanlıdır..
Alttaki ses kaydında da, masum hayvanları hedef göstermek için Kuduz algısı yapacaklarını açıkça bahsediyor..
Hepsi planlı ve programlı..
Köpeklerle başladılar, kedilerle devam ediyorlar..
#KatliamYasasınıTanımıyoruz
@SerpilOzkan99 Köpekleri koruyabildik mi Serpil hanım...? %92'si toplanmış (ö.l.drlmüş..) 😥 Kedileri koruyabilecek miyiz alıp götürüyorlar milletin gözü önünde
Kediler hakkında yalan haber yapanların hepsine gerektiği sertlikte yorum yapın ‼️
Kedilerin toplanması ve hatta katli için düğmeye basılmış ‼️
Bu oyuna gelirsek, bunlara izin verirsek Korkunç Şeyler olacak ‼️
Bu oyuna gelirsek, bunlara izin verirsek Korkunç Şeyler olacak ‼️
Bu oyuna gelirsek, bunlara izin verirsek Korkunç Şeyler olacak ‼️
SESİNİZİ ÇIKARIN ‼️
Milleti iyice salak, aciz, merhametsiz, aklı uçmuş, zavallı yerine koyuyor, bu ......
....., .........., ......'lar ‼️
Ulan 4 ay sonra kuduz mu olur ⁉️
Mahlukat düşmanı, zalim , Deccal uşakları ‼️
Bu millet daha bitmedi ‼️
Göreceksiniz ‼️
Uzun yıllardır kedilerle yaşıyorum.
Onları tedavi ediyorum, gözlerine bakıyorum, bazen kurtarıyorum bazen kaybediyorum.
Ama her geçen yıl şunu daha net görüyorum:
Kedilerle ilgili mesele sadece sağlık meselesi değil.
Bilgi meselesi.
Vicdan meselesi.
Ve giderek daha fazla… Bir gerçeklik meselesi.
Bugün artık sadece hastalıklarla değil, yanlış bilgilerle de mücadele ediyoruz.
Bir haber çıkıyor, bir başlık atılıyor, bir anda binlerce insanın zihninde korku oluşuyor.
Bu sayıda özellikle altını çizmek istediğim bir konu var:
“Kediler neden kuduz olmaz.”
Bu yazı bir iddia değil.
Bir savunma da değil.
Bu yazı, bilimsel bir gerçeğin hatırlatılmasıdır.
Kediler kuduz açısından istatistik dışı canlılardır.
Bu bir görüş değil, veridir.
Ama mesele burada bitmiyor.
Çünkü bu tür haberler sadece yanlış bilgi üretmez.
Aynı zamanda korku üretir.
Korku ise en hızlı yayılan şeydir.
Biz bu dergide korkuyu değil, bilgiyi yaymak zorundayız.
Çünkü bir toplumun hayvanlara bakışı, aslında kendine bakışıdır.
Bu sayıda bilim var.
Davranış var.
Kültür var.
Ama en önemlisi bir şey var:
Bir duruş.
Kediler bu ülkenin bir parçası.
Sokakta, evde, hayatın içinde.
Onları anlamak, korumak ve doğru anlatmak bizim sorumluluğumuz.
Bu dergi bunun için var.
Ve bu mücadele devam edecek...
Dr.Tarkan Özçetin
Veteriner Hekim