Evlenince herkesin "evrim geçirmesi" astrolojik bir zorunluluktur.
Flört ederken Yükselen maskesi, kadının Mars'ı, erkeğin Venüs'ü konuşur; yani herkes vitrindedir. Nikah masasında ise 7. Ev açılır; kadının Güneş'i, erkeğin Ay'ı devreye girer. Karşınızda bambaşka biri belirir.
Siz flörtte kimdiniz, evlenince kime (hangi burca) dönüştünüz ?
Fakir erkek güzellemesi, film/dizi sektöründen müziğe kadar her yeri sarmış durumda. Düşünsene üst sınıf statü sahibi bir genç kadınsın ve gemide rastgele tanıştığın evsiz ve de işsiz bir kekoya aşık olup hayatını tehlikeye atıyorsun. Genç kızlara bu fikirleri aşılayıp, sonra bu kadınlar saçma sapan ezik heriflere aşık olup başlarına bir sürü iş gelince adamı değil, yine kadınları suçluyorlar. “Ne biçim erkek seçiyorsunuz” diyorlar. Bunun üzerine kadınlar standartlarını yükseltince, bu kez de kadını “materyalist para avcısı” olmakla suçluyorlar. Erkekler, kadınların onları seçmelerini değil, sundukları yaşam şartlarına boyum eğmelerini istiyorlar yalnızca. İnanılmaz bir tezgah. Bu adamları komple yalnız bırakın. Hak ettikleri şey bu.
I don’t understand men. Instead of asking for better working conditions for these men who have to work to somehow escape poverty, you are hating on feminism which means equality and equity?
Kadına değer vermeyen çoğu erkeğin bakın iş hayatına, hiçbir işi gücü rast gitmez. Çünkü bir kadını değersizleştiren, onu üzmeyi normalleştiren bir insanın hayatındaki dengesizlik sadece ilişkilerle sınırlı kalmaz. Saygının olmadığı yerde bereket de uzun süre barınmaz. Sürekli bir aksilik, bir tıkanıklık hali ortaya çıkar. Kadına kötü davranıp hayatı yolunda giden erkek çok azdır, çoğu sadece öyle sanır.
Erkeğin giysilerini ütülemek, bir kadın için aşağılayıcı bir eylemdir. Bu erkek, sizin ütülediğiniz gömleklerle işe gidip iş yerindeki kadınlarla flörtleşiyor. Sizin ütülediğiniz pantolonun fermuarını açıp sizi aldatıyor. Kimsenin hizmetçisi değilsiniz. Başınız dik olsun.
Babayla ilişkisi en kötü olan arketip akrep maalesef. Babayı marsiyen duygular besliyorlar, koçta da bu var fakat güneş(baba) burada yücelimde, ne olursa olsun seviyorlar ya da ona destek çıkıyorlar hayatın belli dönemlerinde. Zaten koça görmeyen atıyor akrep, babayı algılayamıyorlar, hayatlarında pek bir anlamı yok baba figürünün.
Akreplerin babası, onları ihlal ediyor; sınırlarını bulanıklaştırıyor, kendince değiştirmeye çalışıyor. Burada savaşma enerjisi yok, zira şiddete dönebiliyor. Sadece sessizce kurtulmak için çabalıyorlar babalarından... Hayatlarının ikinci yarısı daha güzel oluyor şayet kadınlar doğru bir eş tercihi yaparsa. Erkekler için de akrep burcu hoş değil, erkeği yumuşatan bir konum, akrep kadınlarından daha hassas oluyorlar. Neyse, travma diyince de onlar işte...
🌑AY 28/29 derecelerde olan birinin hayatında yaşadığı en güçlü problemler ailesel olabilir. Anneyle bağlar problemli olabilir. Ailesel karmaların ağırlığını kendi üstünde hissedebilir. Yaşadığı yer, şehir, ortam iyi gelmeyebilir.
Bu kişiler hem kendi ailelerine hem de başkalarının ailesel problemlerinde aşırı duyarlı davranır. Bu derecenin verdiği olgunluk kişiye belki kendi ebeveynlerine ebeveynlik yaptırabilir.
Ancak kendi kurdukları aileyi kusursuz idame edebilirler, annelikleri&ebeveynlikleri olması gerektiği gibi ve dozunda olur. İnsanlara karşı çok güçlü bir duygusal gözlem ve duygusal şifalandırma yetenekleri olur. Çevresindeki insanlara genellikle enerjileri iyi gelir.
Haritanızdaki 28-29 derece gezegenler özellikle hayatınızda en olgun olduğunuz en güçlü olduğunuz yanları aynı zamanda hayatınızın girdabını da anlatır. Birinin haritasına bakınca hayatının en zorlu ve en problemli noktasını ararken de en önemli yeteneğini ararken de son derecelerde gezegen ararım.
Asla Unutulmayan Kadınlar Vardır.!
♀️💄👠
Ayın 1, 10, 19, 28’de doğanlar;
Bunlar “ilk iz” bırakan kadınlardır. Hayatına girdikleri anda düzeni değiştirirler. Giden kişi aslında onları değil, o hissettiği gücü kaybeder.. bu yüzden geri dönmek ister.
Ayın 2, 11, 20, 29’da doğanlar;
Duygusal bağ kurma ustasıdırlar. Sessizce kalbe yerleşirler. Giden kişi başka ilişkiler yaşasa bile o derinliği bulamaz.. çünkü bu kadınlar hissedilmek üzerine kodludur.
Ayın 5, 14, 23’te doğanlar;
Kaos gibi gelirler, bağımlılık gibi kalırlar. Onlarla yaşanan hiçbir şey sıradan değildir.. bu yüzden unutulmaz değil, “takılı kalınır.”
Ayın 6, 15, 24’te doğanlar;
Aşkı konforla birleştirirler. Yanlarında kişi kendini evinde hisseder. Giden kişi aslında huzuru kaybeder.. ve yıllar sonra fark eder.
Ayın 7, 16, 25’te doğanlar;
İşte burası işin gizemli tarafı. Bu kadınlar anlaşılmaz.. çözülmez.. ama derin bir iz bırakır. Giden kişi neden geri dönmek istediğini bile tam açıklayamaz.. sadece içinde eksik kalan bir şey vardır.
Ayın 9, 18, 27'sinde doğanlar;
Bu kadınlar hayatına girdiğinde sadece bir ilişki yaşamazsın.. bir dönüşüm yaşarsın. Seni anlar, içini açtırır, en kırılgan yerlerine kadar iner. Ama tam alıştım dediğin anda ya giderler ya da değişirler. 9 enerjisi bir şeyi bitirir ama duyguyu ask��da bırakır. İnsan da en çok şunu takar kafaya: “Ya biraz daha kalsaydık ne olurdu?”
#numeroloji #astroloji
Ben yaklaşık 17 senedir boşanma davalarına bakıyorum. Bu meslekte çok kadın tanıdım; kimi oldukça varlıklı bir eşe sahipti, kimi yoksulluk içinde bir evlilik sürdürüyordu. Ama ortak bir noktaya defalarca şahit oldum:
Kocasını bir “geçim kapısı” olarak gören kadınların büyük çoğunluğu, boşanma aşamasında avukat tutacak parayı dahi bulamıyor.
Çünkü iş mahkemeye gelince çoğu erkek, varsa malını mülkünü yakınlarının üzerine geçiriyor, gelirini düşük gösteriyor, kendini işsiz ve yoksul gibi beyan ediyor. Mahkemeler yoğun iş yükü sebebiyle gerekli araştırmaları çoğu zaman gerektiği gibi yapamıyor. Kolluk araştırmaları eksik kalıyor. Sonuç? Kadın çoğu zaman ya çok düşük nafakaya mahkûm oluyor ya da hiç alamıyor. Aldığı nafakayı da icra dosyalarında süründüre süründüre tahsil etmeye çalışıyor. Birikmiş dosyalar, avukat masrafları, icra giderleri derken iş altından kalkılamaz hâle geliyor.
Daha acısı ne biliyor musunuz? Çocuklar bile bazen “babadan gelen maddiyat kesilmesin” diye bu süreçte kadını yalnız bırakabiliyor. Kendi ailesinden destek göremeyen kadınlar da cabası. Üstelik artık süresiz nafaka da fiilen tarihe karıştı.
Bir de madalyonun diğer yüzü var: Bugün pek çok insan, ev işini —ev kadını olsa bile— “kölelik” gibi görüyor. Çamaşırı makineye atmayı, bulaşığı makineye dizmeyi dahi büyük yük sayan bir anlayış yaygınlaşıyor. Ev yardımcısı tutulsa bile mutsuzluk bitmiyor.
Ama bir avukattan önce bir erkek olarak şunu çok net söyleyebilirim:
Allah korusun, bir gün bana bir şey olursa; ardımda çaresiz, ekonomik olarak ayakta duramayan bir kadın bırakmak istemem. Çocuklarımın annesinin zayıflığı ya da mecburiyeti yüzünden kötü bir hayat sürmesini ya da çocuklarımın, sırf ekonomik çaresizlik nedeniyle yüzüne tükürmeyecekleri bir adama “baba” demek zorunda kalmasını istemem.
Bu yüzden eşimin çalışmasını, kendi ayakları üzerinde durmasını, kimseye mecbur olmadan yaşayabilecek güce sahip olmasını isterdim. Çünkü hayat romantik cümlelerle değil, bazen en kötü ihtimali hesap ederek kuruluyor.
Une femme qui pratique sa propre césarienne c’est pas une héroïne, c’est une femme qu’on a abandonnée. Arrêtez de romantiser la souffrance des femmes et aidez-les pour que ça ne se reproduise plus jamais.
Ayınız sizin çocukluğunuzu da anlatıyor. Nasıl bir çocukluk geçirdiğinizi anlatsanıza ayınızla beraber.Mesela benim ayım ikizlerde ve neptünle üçgen. Küçükken çok fazla hayali arkadaşım varmış ve hepsiyle sesli konuşuyormuşum, annem kafayı mı yedim diye korkuyomuş✨️✨️✨️
Bir keresinde de 6-7 yaşlarında evde kocaman eski süslü bir ayna bulmuştum. Onun içine girip farklı bir dünyaya geçmeye çalışıyordum🙏🙏
Gökkuşaklarının sonunu bulmaya çalışıyordum bide. Sonunda hazine var diye✨️✨️✨️✨️✨️
Ve tabi ikizler etkisinden dedikoduların arasında büyüdüm. O yüzdem güven problemim var insanlara karşı. Çünkü ben herkesin birbirinin arkasından atmasına şahit oldum. Annemde derdini gelip bana anlatıyodu😭😭😭
Btw çocukluğuma dair sadece 1 2 foto var... ay satürn kavusum effect....