İran’da arabanın deposu 100 TL’ye doluyor, LPG ise 25 TL civarı...
Hemen “Ama orada petrol var” diyecekler.
Peki, o zaman bizim "milli" ürünlerde durum neden böyle?
Hadi bir “Keşke” turuna çıkalım. 👇
Çaykur yine zam yapmış, bir paket çay 300 TL olmuş!
☕️ Keşke ülkemizde çay yetişseydi, ucuza içerdik...
🥜 Keşke ülkemizde Antep fıstığı yetişseydi, ucuza yerdik...
🌰 Keşke ülkemizde fındık yetişseydi, ucuza yerdik...
Biber, karpuz, incir... Hepsi bu topraklarda var ama etiketler yanıyor.
Kilogramı 400 TL olan biberi, taneyle aldığımız inciri düşününce;
🌾 Keşke ülkemizde saman yetişseydi de eti bari ucuza yeseydik!
#EmekliDardaSuçiktidarda
#EmekliZordaAkpYorma
Fatih Altaylı:
"Mircea Lucescu öldü.
Tam da istediği gibi, futboldan kopmadan, neredeyse saha kenarında.
Galatasaray’da 2. başkanlık yaptığım dönemde Lucescu ile çalıştık, kendisini yakından tanıma fırsatı bulduk.
Kendisi benim tanıdığım en düzgün, en beyefendi, en çalışkan ve görev yaptığı kulübün menfaatlerini önde tutan futbol adamıydı diyebilirim.
Buna o gün yönetimde beraber olduğumuz futbol şube sorumlusu yöneticilerimiz Abdurrahim Albayrak ve Özer Saraçoğlu da şahitlik edecektir.
Lucescu’nun görev yaptığı dönem Galatasaray’ın mali açıdan en zor dönemiydi.
Türkiye 2001 krizi ile boğuşuyordu.
Tarihin en büyük kur krizi ile dolar uçup gitmişti.
Gelirler dip seviyedeydi.
Toplam 14 milyon dolarlık bir futbol bütçesi yapabilmiştik.
100 bin dolar ücret alan Victoria, ondan biraz fazla alan Fleurquin, hemen hemen tamamı birkaç yüz bin dolar seviyesinde yıllık sözleşmelerde oynayan bir takım.
En yüksek ücreti alan Ümit Karan’ın aldığı para 400 bin dolar civarındaydı.
Bunun üzerinde bir sözleşmeye imza atan İlhan Mansız’ın sözleşmesinden vazgeçmek ve Beşiktaş’a gitmesine göz yummak zorunda kalmıştık.
Milyon doların üzerinde para alacak olan tek oyuncu Jardel’di.
Lucescu “Jardel’i satın, hem maliyetinden kurtulun hem de satıştan gelecek para ile diğer futbolcuların ödemesini yapabilirsiniz” dedi. Jardelsiz de şampiyon olacağına inanıyordu.
Sattık.
Bu sırada takımın bir diğer önemli parçası Ümit Davala idi.
Milan istiyordu ama takımda alternatifi yoktu.
“Satabilirsiniz” dedi.
Davala’yı da sattık.
Yerine müthiş bir topçu olan ama sakatlığı nedeniyle bir maç var bir maç yok şeklinde oynayan Perez’le devam ettik.
Tüm bunlara rağmen Şampiyonlar Ligi’nde ön elemeyi geçti takım.
Dahası, grup aşamasında hayli zorlu bir gruptan çıkmayı başardık. Hem de Liverpool’un önüne geçerek.
Sezon ortasında Lucescu Antep’te oynayan Batista’yı istedi.
“Batista’yı alın, takımı şampiyon yapayım” dedi.
Celal Doğan’dan Batista’yı almaya giderken yolda Lucescu aradı.
Çok kızgındı.
“Takımın maaşlarını ödeyemiyoruz, siz ne Batista’sı almaya gidiyorsunuz. Batista falan istemiyorum. Çocukların parasını ödeyin” diye bağırıyordu.
Şaşırdık.
Yarım saat önce Batista’yı isteyen adam neler söylüyordu.
Celal Doğan ile anlaşıp Batista’yı aldık.
Haberi duydu. Çok sevindi.
Dayanamayıp “Delirdin mi, alın diyorsun sonra arayıp almayın diye tepiniyorsun. Sonra da aldık diye teşekkür ediyorsun.” diye kızdım.
“Oyuncular yanımdaydı ve öyle yapmam gerekiyordu. Onların parası ödenemezken oyuncu almanıza bozulur, oynamazlardı” dedi.
O takımla Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek finalin kapısından döndük ve tek gol averajıyla Barcelona’ya elendik.
Ama yıl sonunda takımı şampiyon yaptı.
Bu arada başkanlık koltuğuna Özhan Canaydın oturmuştu ve yönetimde olmamamıza rağmen Abdürrahim Albayrak ve ben de futbol şubesinde çalışmaya devam ediyorduk.
Lucescu’nun da özverili desteği ile borçlar sıfırlanmış, yüksek faizli banka borçlarını kapatmış, yönetimi Canaydın’a çok az bir piyasa borcu ile devretmiştik.
Kocaeli maçında şampiyonluğumuzu ilan ettik.
İstanbul’a döndük.
Florya’da Özhan Canaydın ile takımın gelmesini beklerken Başkan Canaydın bombayı patlattı.
“Kimseye söyleme Fatih Terim ile anlaştım. Lucescu’yu yarın yolluyorum” dedi.
“Başkan yapma” dedim. “Yaptım bile” dedi.
İnan Kıraç’ın isteği ve desteği ile buna karar verdiğini anladım. “Abi, kulübü batıracaksın” dedim.
Kalktım, kapıya yöneldim.
Ben çıkarken Ali Dürüst, Özer Saraçoğlu ve Burak Elmas içeri giriyordu.
“Girmeyin, asabınız bozulur. Lucescu’yu kovdu. Galiba Terim’i getirecek” dedim.
İnanmadılar.
Lucescu’ya kovulduğu tebliğ edildiğinde hüngür hüngür ağladı.
Hiç beklemiyordu.
Herkes şampiyonluğu kutlarken, bir birkaç Galatasaraylı Lucescu’ya teşekkür ve veda gecesi düzenledik.
Büyük bir sevgi ve coşku ile veda ettik.
Orada da hüngür hüngür ağladı.
O gün bana verdiği ve üzerinde teşekkür ederim diye yazdığı sarı kırmızı atkı hâlâ duruyor.
Galatasaray’ın kovduğu Lucescu ile hemen Beşiktaş anlaştı. Serdar Bilgili çok doğru bir iş yaptı ve Lucescu da Beşiktaş’a 100. yılında bir şampiyonluk hediye etti.
Galatasaray ise Lucescu’nun yerine getirdiği Terim ile peş peşe başarısız sezonlar geçirdi.
Bizim ödediğimiz borçlar yeniden alındı. Kulüp şimdi şimdi zor bela kurtulduğu bir borç batağına saplandı.
Sonunda Canaydın da Terim’i yollamak zorunda kaldı.
Bana sorarsanız o gün Lucescu yollanmasaydı, bugün Galatasaray’ın müzesinde bir Avrupa Kupası daha olabilirdi.
Türk Milli Takımı’nın bugünkü başarısında bile onun başlattığı değişimin izleri var.
Büyük bir futbol adamı, anlayış olarak Rumen’e benzemeyen bir Rumen’di.
Tanıdığım için, birlikte çalıştığım için kendimi hep şanslı hissettim.
Huzur içinde uyusun, toprağı bol olsun!"
AKP'yi BURSA ZAFERİ için tebrik ederiz.
31 Mart 2024 Yerel Seçimlerinde, 860.893 oy alan (%47,62) ve seçilen Mustafa Bozbey'i gece gündüz çalışıp yendiniz!
Ananızın ak sütü gibi helal (!) oylarla, 1 Savcı-1 Yargıç sayesinde Bursalıların vermediğini aldınız!
Helal olsun sizin gibi Müslümanlara! Sizler haram yemezsiniz değil mi?
Deveyi Havuduyla yutarsınız sizler.
Derslik kamusal alan değilmiş. O nedenle felsefe öğretmeni Atatürk’e her türlü hakareti yapabilirmiş. Bunun için tahliye edilmiş ve tekbirlerle karşılanmış. Biz de hala IŞİD bu ülkede nasıl eylem yapabiliyor diye sorup duruyoruz.
Yerebatan sarnıcı kimsenin uğramadığı bir harabe iken Ekrem İmamoğlu döneminde elden geçirilerek yaşayan bir müzeye dönüştürülmüştü. İlk kez bir kuyruğu girip ziyaret ettiğimde ziyaretçi kalabalığına inanamamıştım. Şimdi İstanbul Belediyesinin elinden alınmış diye duydum. Kentin malı o kentte yaşayanlarındır. Kentin ve kent kaynaklarının yönetimini seçimle işbaşına gelen belediyeler yapmalıdır. Hangi parti hangi anlayış olursa olsun "Seçimi kaybettik bari kaynaklarına el koyalım" anlayışı ilkel bir demokratik kültür anlayışıdır.
Tutuklu gazeteci İsmail Arı, cezaevinden sordu:
“Kızılay’ın eski başkanı Kerem Kınık’ın kızı Fatma Zehra Kınık; trafik kazasında bir gencin ölümüne, üç kişinin yaralanmasına neden olduğu halde neden bir gün bile cezaevine girmedi?
Peki ben, Fatma Zehra Kınık’tan daha mı suçluyum? Ondan daha mı tehlikeliyim?”
Bir vatandaş İstanbul'un en değerli yerlerinden birindeki arazisini devlete bağışlayıp buraya okul yapın diyor
Ancak devlet bu araziyi dönüp dolaşıp Fahrettin Koca'nın Medipol'üne veriyor. Şimdi Üsküdar Belediyesi buradaki inşaatı mühürledi.
İBB de imar planlarını iptal etmişti
Atatürk Cumhuriyeti'nin ilk çıkardığı kanunlardan biri, (18 Mart 1924) yabancıya toprak satışını yasaklayan
Köy Kanunu'dur.
AKP'nin, Atatürk'ten 100 yıl sonra, ilk çıkardığı kanunlardan biri (2003, Tapu Kanununun 35. mad.) yabancılara toprak satışına izin veren kanundur!