Bazı azlıklar; insanı yokluktan daha çok yorar. Çünkü yokluk kesindir; neyle karşı karşıya olduğunu bilirsin, ona göre kabullenir ya da yoluna devam edersin. Ama az olan, yarım kalan şeyler öyle değildir. Hep bir umut bırakır içinde, “belki düzelir”, “belki tamamlanır” diye bekletir insanı. İşte insanı asıl yoran da bu belirsizliktir; ne tamamen vazgeçebilirsin ne de gönül rahatlığıyla tutunabilirsin.
Zamanla fark ediyorsun ki hayat, gri alanlarda uzun süre kalınca çekilmez oluyor. Bir kapının eşiğinde bekler gibi; içeri de girmiyorsun, dışarı da çıkmıyorsun. Oysa insanın kendine yapabileceği en büyük iyilik, nerede duracağını ve ne zaman geri adım atacağını bilmektir. Herkesin hayatında değer verdiği, sabrettiği, belki de kendinden çok düşündüğü insanlar olur. Ama hiçbir ilişki, hiçbir bağ, insanın kendi huzurundan daha kıymetli olmamalı.
Vazgeçmek yenilmek değildir; aksine, kendini korumanın en olgun halidir. İçini tüketen, seni sürekli beklemeye mahkûm eden şeylerden uzaklaşabilmek, insanın kendine duyduğu saygının bir göstergesidir. Çünkü insan en çok, kendi değerini unuttuğunda kaybeder. Bu yüzden bazen geriye dönüp bakmadan yürümek, kalbini yoran ihtimalleri geride bırakmak gerekir. Unutma, kimse senden daha değerli değil; sen kendin için iyi olmazsan, kimse senin yerine bunu yapamaz.
Başkasının hakkını yiyen sizinkini yemiyorsa, sizi sevdiğinden değil; sadece zamanı gelmediği içindir.
Başkasına zorbalık yapan size yapmıyorsa; insanlığından değil, sadece size gücü henüz yetmediği içindir.
Başkasına yapılan haksızlığı sessizce izleyen, istikbalini izler.
Elbistan depreminden beri 2 senedir İstanbuldayım. Dünkü depremden sonra evin önünde tarlası yanmış köylü gibi oturup sigara yakarken kafamda çalan şarkı
Kafa https://t.co/1cmFkv6HIw @YouTubeMusic aracılığıyla
Hayatımız hep bir şeylerin peşinde ko��makla tükeniyor. Nihayet şu zaman rahatım diyorsun, o zaman asla gelmiyor. Ben de bıraktım artık koşmayı, yürüyorum. Madem bahtı insana öyle ya da böyle varacaktır, koşmakla yorulmuyorum.