Biri bana açıklayabilir mi, tek bir kişinin nasıl olup da sabah 9’dan akşam 18’e kadar çalışıp, günde 10.000 adım atmayı başarırken, haftada üç kez spor salonuna gitmeyi, evde yemekler pişirmeyi, evi pırıl pırıl tutmayı, ailesiyle kaliteli zaman geçirmeyi, geceleri sekiz saat uyumayı, kitap okumayı, dil öğrenmeyi, hobilerine vakit ayırmayı, sağlığına özen göstermeyi, sürekli çekici olmayı… ve buna rağmen anksiyete bozukluğuyla sonuçlanmadan hepsini başarması bekleniyor?
Sanki bize gerçek hayatta sürdürülemez olan bir hayat imgesi satılmış gibi hissediyorum.
14 yaşındaki kızı Işıl Öykü için adalet arayan baba Yunus Dinç, cinayetin üzerinin nasıl örtüldüğünü anlattı:
“Kızım Pendik sahil yolunda, yaya geçidinden karşıdan karşıya geçmeye çalışırken yüksek hızla gelen aracın kırmızı ışıkta geçmesi sonucu bütün kemikleri kırılarak, bütün iç organları parçalanarak, kafatası çatlayarak olay yerinde öldürüldü.
Tüm şahitler araç sürücüsü kadın demesine rağmen bir erkek teslim oldu. 15 mobese kamerası 1 buçuk saat boyunca arızalıymış.
Bu erkeğin tuttuğu avukat, 3 günde 3 savcı değiştirtiyor. Yeni savcı 1 günde iddianameyi tamamlıyor. Ne tanık ne sanık ifadesi, ne de delil toplama ihtiyacı hissediyor.
14 yaşındaki çocuğun öldürüldüğü bir olayda 1 günde iddianame yazılıyor.
Hakim de bu iddianameyi onaylayıp kızımın katilini 4. günün öğleninde dışarı çıkarıyor. Tutuksuz yargılanıyor.
Biz buna kaza değil, cinayet diyoruz.”