I have been a journalist for 32 years and spent many of those years as a diplomatic correspondent. I have covered numerous NATO meetings and summits, including those held in Washington and Brussels.
Unfortunately, due to NATO’s accreditation restrictions, I will not be able to cover the NATO Summit taking place in my own city, Ankara.
This shame is yours Allison Hart @NATOpress .
Sera Kadıgil, geçmişi de hatırlatıp 'Gülistan Doku Cinayeti'nin 6 yıl sonra tekrar açılmasını PR haline getirmeye çalışan AKP'lilere seslendi:
"Biriniz de çıkın deyin ki; Özür dileriz. Böyle bir rezili Tunceli'ye vali olarak atadığımız için özür dileriz. Ama yok demiyorlar.
Geçmişte Gülistan Doku ile ilgili araştırma önergesinde AKP'li hatiplerin söylediklerin bir bakın. Bütün AKP o valinin arkasında duvar olup durdu."
Siz bakmayın Özgür Özel şunu yanlış yaptı bunu yanlış yaptı diye yumuşak sedirinde kıçından ahkam kesenlere. Özgür Özel tek başına müthiş bir demokrasi mücadelesi veriyor. Genel merkezden çıkması bile partiyi korumak için yaptığı bir hamle parti binasına polis yollayan utanmazlara karşı bir CHP lilik gösterisi.
📍Bırakın şimdi butlan, şutlan, Kılıçdaroğlu’nu. Sabahattin Önkibar’ın bu konuşması neden yeterince gündem olmadı? Halbuki yeri göğü inletmesi gerekirdi. Dikkatle dinleyin:
“— Dün Silivri’de dehşet bir şeye tanık olundu.
— İddianame İmamoğlu’nun kasası olarak görülen ve itirafçı olarak duyurulan Murat Kapki dün mahkeme salonunda adeta çığlık attı.
— Dedi ki: ‘Savcılar beni karımla tehdit etti.’
— Dedi ki: ‘Eşimi gözaltına alıp tutuklanacağını ima ettiler. Ben de karımı kurtarmak için ne derseniz evet diyeceğim dedim. Önüme konan her şeyi de imzaladım. Savcı o gün Roma’yı da sen mi yaktın deseydi yine evet diyecektim!
— Halbuki değil Ekrem İmamoğlu’nun kasası olmak, değil suç örgütünde bulunmak, suç örgütünün yöneticisi olmak; Ekrem Bey’le hayatımda bir kere bile konuşmadım.’ dedi.
— Evet İmamoğlu yargılamalarında en büyük dayanak yapılan Murat Kapki dün mahkemede bunları söyleyerek adeta iddianameyi paramparça etti, davayı bitirdi!
— Şimdi anladınız mı İmamoğlu duruşmaları neden televizyonda canlı yayınlanmıyor?
— Canlı yayın olsaydı ‘karımla beni tehdit etti’ ifadesi millet tarafından duyulup öğrenilecek ve büyük tepki yaratacaktı.
— Bakın yakın tarih, yakın geçmiş ortada.
— AKP’lilerin tamamının zulüm mahkemesi dediği 1960 Yassıada yargılamalarında bile o dönem televizyon olmadığı için radyodan naklen yayın yapıldı.
— Evet, darbeciler bile mahkemede olanları milletten saklamayı düşünmediler.
— Bugün ise tam tersi yapılıyor. Her şey saklanıyor. Çünkü orada edilecek sözlerden korkuyorlar.
— Emin olun bilseler mahkemede İmamoğlu rezil olacak, AKP fayda sağlayacak; vallahi 15 kanal canlı yayın yapar!”
İBB DAVASI TEMELİNDEN ÇÖKMÜŞTÜR!
Mahmut Tanal:
"Burada olabilecek herhangi bir eylem nedeniyle ölüm, yaralama olursa bunun bir numaralı sorumlusu İçişleri Bakanıdır, 200 polisin gözetiminde burada mafya bozuntuları taşla sopayla genel merkezimize saldırıyorsa biz burada meşru müdafaa konumundayız"
Cumhuriyet Halk Partisi’ni kimin yöneteceğine, Ak Parti Yargı Kolları değil, Cumhuriyet Halk Partililer karar verene kadar bu binadayım, hiçbir yere gitmiyorum.
Majestelerinin muhalefeti olmayı reddediyoruz.
Teslim olmayacağız!
Millet büyüktür!
Gün baba ocağımıza sahip çıkma günüdür!
Demokrasiye yönelik bu müdahaleye karşı tüm üyelerimizi babaocağımıza, 81 ilde il ve ilçe başkanlıklarımıza ve Genel Merkezimize çağırıyoruz.
Geri adım yok, mücadeleye devam.
Hiç evirip çevirmeye gerek yok. Normal ülkelerde okullar basılıp masum çocuklar katlediliyorsa Milli Eğitim Bakanı ve İçişleri Bakanı anında istifa etmelidir. Bu kadarcık bir demokratik olgunluğumuz da olsun artık. Ayıptır yahu...
Sorumlu bulunmuş,
sosyal medya ve bilgisayar oyunları!
Vay be!
Bir öğün yemeği bile çok gördüğünüz o çocukların okula aç gitmelerinin, değil canlarının istediğini yemek, karınlarını doyuracak kadar bile yiyememelerinin, ana babalarının baş edemedikleri sefaletini çaresizce seyretmelerinin,
Okulu bitirip bir iş sahibi olsalar bile çalıp çırpmadıkça ya da yüksek mevkilerde teyzeleri olmadıkça bir hayatları olmayacağını bilmenin ufak da olsa bir etkisi oluyor mudur acaba çocukların psikolojisi üzerinde?!
Ya da misal Meclis’te talimatı alınca kürsüdeki hatibe saldırmaya koşa koşa giden göbekli ve anca 200 yandaş arasındayken pek yürekli o dayıların falan hiç bir etkisi olmamıştır diyorsunuz!?
Her nev’i şiddeti yücelten,
kendinden güçsüz olana zulmetmeyi marifet belleten,
kendisini ve cümle sülalesini her türlü hukuk kuralından azade addeden yüce iktidarınızla bu olanlar arasında hiç bir bağlantı yoktur öyle mi?
Ülkeyi yangın yerine çevirmenin, adaleti katledip ahlak diye diye ahlaki tüm değerleri çökertmenin, hırsızlığın, arsızlığın, yolsuzluğun, adaletsizliğin, liyakatsizliğin, eşitsizliğin,
Günde üç kadın katledilirken bir çocuğun bakımını tek başına anneye yükleyip kaçmaya kalkan saçma sapan aile yılı procelerinizin falan ennnnn ufak bir etkisi yoktur diyorsunuz bunca çürümede!?
İnanılmaz ya!
İnanılmaz!
Kahramanmaraş'ta ve Şanlıurfa'da olan korkunç saldırılar, o yaştakilere kendiliğinden fikir olarak gelemez. Toplumumuzda silah, kabadayılık, mafyatik davranışlar, dizilerde de kimi ailelerde de övülüyor. Bunlar muteber davranış olarak gençlere iteleniyor. Hasat zamanı geldiğinde şaşırmış numarası yapanlardan bir kısmı, bunu cesaretlendirip bundan nemalananlar. Bu tohumlar ekilmeye devam edilirse ne yazık ki bu ürünlerden daha nicelerini göreceğiz.
Ümit Özdağ'ın geçmiş konuşması:
• Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin için yasa değiştirilip profesör yapıldı.
• Profesörlükte 5 yıl kalmadan rektör olamazsınız oldu.
• Başkanlık rejimininin en fazla kollanan bürokratı.
• Yusuf Tekin "Liyakatsizlik" kelimesinin karşılığıdır.
MESEM’lerde, ortaokullarda, liselerde bu ülkenin evlatları katlediliyor. Öğretmenler atanamıyor, atananlar geçinemiyor, okullarda can güvenliği sağlanamıyor.
Tarikatların Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, istifa etmen için daha ne olması gerekiyor?
Bu iki kişinin yönettiği ülkede günde 3 kadın, 6 işçi öldürülüyor.
Ülkenin yarısı açlık sınırı altındaki asgari ücretle, kalan yarısı az üzerinde hayal bile kuramadan, hayatta kalmak için çalışıyor.
Şehirlerinin %80’i-90’i maden şirketlerine peşkeş çekiliyor. Ormanları yanıyor, dereleri kuruyor, denetlenmeyen yurtlarında, otellerinde insanlar yanarak ölüyor.
Sağlık parayla, eğitim parayla, adalet bile parayla!
Bu iki kişinin yönettiği ülkede çocuklar yarı aç gittikleri, geçtim güvenliği görevliyi tuvaletlerinde bir sabun olmayan okullarda, hayattan hiçbir beklentisi kalmamış, insanlıktan çıkmış, çıkartılmış başka çocuklar tarafından bir gün değil iki gün üst üste katlediliyor.
Ama bu iki kişi çıkıp acının siyaseti olmaz diyor.
Acının siyaseti olmaz mı?
Peki.
Kendinden başka hiçbir şeyi düşünmeyen siyasetçilerin yaşattığı acılar oluyor ama, hem de çok büyük oluyor.
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanımız Mansur Yavaş'ın yanındayız!
Bütün siyasi faaliyetlerini devlet kaynakları ile yapan, siyasi programlara helikopterlerle giden, seçim kampanyalarını devletin kasasından yapan, valilik ve kaymakamlıkları seçim ofisine çeviren, parti mitinglerine memurları zorla götürenlerin Mansur Başkanımıza kamu kaynaklarını kullanmayı öğretmeye nefesleri yetmez.
Yavuz hırsızın ev sahibini bastırdığı bu çarpıklığa boyun eğmeyeceğiz.
Güzel Türkiye'miz için hep birlikte, kale gibi sapasağlam duracağız!
Önce İstanbul’da, Fatma öğretmenimizi öğrencisinin saldırısıyla kaybettik.
Dün Şanlıurfa’da bir okulda düzenlenen silahlı saldırıda 16 canımız yaralandı.
Bugün de Kahramanmaraş’tan gelen haberle yüreğimize bir ateş daha düştü.
Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine, yakınlarına ve milletimize başsağlığı diliyoruz. Yaralılarımıza acil şifalar temenni ediyoruz.
Olayı duyar duymaz, partimizden 4 kişilik bir heyeti Kahramanmaraş’a görevlendirdik. Arkadaşlarımız hem acıyı paylaşacak hem ailelerin ihtiyaçlarıyla ilgilenecek hem de olayın tüm yönlerini yerinde inceleyecekler.
Fatma öğretmen hayattayken, “Okullarda can güvenliğimiz yok” diye haykırmıştı.
Ne yazık ki o feryat duyulmadı.
Ne etkili bir tedbir alındı ne caydırıcı bir önlem geliştirildi.
Bugün geldiğimiz noktada açıkça görüyoruz ki okullardaki şiddet artık münferit olaylarla açıklanamaz. Bu mesele, büyüyen ve derinleşen bir güvenlik zaafiyetine dönüşmüştür.
Çocuklarımızın, öğretmenlerimizin, eğitim emekçilerimizin can güvenliğini sağlamak devletin en temel görevidir.
Türkiye’nin en acil gündemlerinden biri artık okul güvenliği olmalıdır.
Okullarda giriş çıkış denetimlerinin eksiksiz sağlanması, güvenlik personeli sayısının artırılması, kamera sistemlerinin güçlendirilmesi, okul çevrelerinde kolluk devriyelerinin sıklaştırılması ve acil kriz planlarının hazırda tutulması artık zorunluluktur.
Diğer tedbirlerle birlikte, daha önce önerdiğimiz gibi, ataması yapılmamış uzman çavuşlarımız arasından 65 bin güvenlik görevlisi derhal okullarımıza atanmalıdır.
Okulların güvenliği devletimize emanettir.
Bu konuda artık hiçbir ihmal, hiçbir eksiklik mazur görülemez.