İkinci gösterim Ölü Deniz, bugün 20:00’da, youtube kanalımda yayında.
Harbiye’de çektik, 90 dakika, olduğu gibi, size emanet. sevgiler.
tam şurada olacak: https://t.co/uynn4dJQL5
Sarıyer’de rezerv alan ilan edilen poligon mahallesinde yaşayanların tapularına çöküldü. 50 yıllık tapular iptal edilerek, inşaat şirketlerine devredilmiş.
Ekrem İmamoğlu benim diplomama çökenler yarın sizin tapularınıza çöker demişti.
Butlan kararıyla partinize, rezerv alanı diyerek evinize çöküyorlar.
📍Bu rezaleti herkes görmeli!
TBMM'de yapılan yoklamada 76 AKP milletvekilinin salonda olmadığı halde sahte yoklama pusulası ve sahte imza düzenlenerek varmış gibi gösterildiği tespit edildi! (T24)
"— Alpay Özalan: YOK.
— Mustafa Demir: YOK.
— Murat Cahit Cangı: YOK.
— Engin Şimşek: YOK.
— Rıdvan Nazırlı: YOK."
Bu tam anlamıyla SKANDAL ve SUÇ! Bu milletvekilleri hakkında Resmi Evrakta Sahtecilik’ten dava açılması gerekiyor. Hem vergilerimizle maaş alıp, hem de meclise gitmiyorlar.
Aldığınız maaşlar haram zıkkım olsun!
6 yaşındaki H.K.G’yi, 29 yaşındaki mürit Kadir İstekli ile evlendirdiler. Tarikat dışına çıkarılmayan çocuk 7 yaşından itibaren cinsel istimara maruz bırakıldı. Çocuğa yıllarca bunun oyun olduğunu söylediler. H.K.G. bunu bütün kız çocuklarının yaşadığını zannediyordu. 14 yaşında annesinin götürdüğü doktor istismarı fark etti, polise haber verdi. Tarikat kemik yaşı testine 22 yaşındaki kadını soktu. Sapıklar kurtarıldı. 17 yaşında götürüldüğü
psikiyatrist ‘Sana 7 yaşından beri tecavüz etmiş’ dedi. H.K.G. Kadir İstekli’yi konuşturup istismarı itiraf ettirdi ve konuşmayı kaydetti. Bu kayıtla savcılığa suç duyurusunda bulundu. İki yıl dava açılmadı. Sapıklar medreselerde çocukların yanındaydı. H.K.G.’yi çok tehdit ettiler, şikayetini geri almaya zorladılar. Ama bir adım geri atmadı. Davasında direndi. Bizim haberimizden sonra kadın örgütlerinin, baroların mücadelesiyle davada baba Yusuf Ziya Gümüşel 19 yıl, Kadir İstekli 30 yıl hapis cezası aldı. Yeni Şafak, Akit, Cübbeli Ahmet bu sapıkları savunup H.K.G.’ye iftiralar attı. Suçlu bulunan Yusuf Ziya Gümüşel serbest bırakıldı.
Şimdi sapıklar ve onları savunanlar kutlama yapıyor. Yazıklar olsun.
"Artık büyük bir komedinin ortaya çıktığını düşünüyorum ve hemen tahliye bekliyorum."
Buğra Gökce'nin eşi Filiz Kahveci Gökce:
"Rüşvetten tutukladığınız bir insanı, 8,5 ayın sonundaki iddianamede, 'ya biz rüşvet bulamadık. Alnınız ak, başınız dik. O yüzden biz başka suçlamalar bulacağız size' deyip ihalelerden, ihaleye fesattan suçluyorsunuz.
Ama o ihalelerin de dört tanesinde Buğra İstanbul'da çalışmıyor.
İki tanesinde, 2020 yılına ait ihalelerde İzmir'de Genel Sekreterlik yapıyor. İki tanesinde de İzmir Büyükşehir Belediye Başkan aday adayı olduğu için yine kamu görevi yapmıyor.
İstifa etti ve İzmir'de çalışıyor. Dolayısıyla dört tane ihalede imzası yok."
AKP’nin il danışma kurulunda nelerin konuşulduğu bizi ilgilendirmiyor ama içeride nelerin yaşandığı halkımızı çok yakından ilgilendiriyor. Toplantıda bir vatandaş ayağa kalkıyor ve canı yanmış bir şekilde, "Ben 23 yıl boyunca AKP’ye oy verdim, siz şimdi bana yalan konuşuyorsunuz!" diye haykırıyor. Peki, halkın oylarıyla o koltukta oturan Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç ne yapıyor? Vatandaşı dinlemek, derdine derman olmak yerine "Alın bunu dışarıya!" talimatı veriyor ve o emektar vatandaş, korumalar tarafından yaka paça dışarı fırlatılıyor.
İçeride bu utanç tablosu yaşanırken; Milletvekilleri Adil Karaismailoğlu ile Vehbi Koç ve İl Başkanı Sezgin Mumcu’nun başını öne eğip düşünmesi gerekirdi. Kendilerine, "Bu vatandaş bize neden bu kadar tepkili? Biz bu millete verdiğimiz sözleri neden tutmadık? Neden vatandaşın gözünde yalancı konumuna düştük?" diye sormaları gerekirdi. Ama onlar bunu yapmak yerine, sırayla kürsüye çıkıp algı operasyonlarına, CHP’ye iftira atmaya ve karalama siyasetine sarılmayı tercih ettiler.
Buradan AKP İl Başkanı Sayın Mumcu’ya açıkça söylüyorum. Muhalefete iftira atmayı, suni gündemler yaratmayı bırakın. Bunu söyleyen biz değiliz; sizin 23 yıllık seçmeniniz olan Temel Amca gözünüzün içine baka baka, "Yalan konuşuyorsunuz!" diye haykırıyor. Siz önce dönün bu feryada cevap verin. Alışmışsınız tabii; sandıkta yenemediğinizi içeri atmaya, hakkını arayıp konuşanı da salondan dışarı atmaya! Ancak şunu asla unutmayın: Sırtınızı döndüğünüz, sesini kıstığınız ve yaka paça dışarı attığınız bu aziz millet, ilk seçimde sizi sandıkta öyle bir kapı dışarı edecek ki, sokağa çıkacak yüzünüz kalmayacak!
Yalnız başımıza dertlenerek, yaşamımızın altüst oluşunu tribünden izleyip takımımız yeniliyormuş gibi hayıflanarak geçiremeyiz ömrümüzü. Bir araya gelelim.
Psikolog olarak bu röportajlara başka türlü bakıyorum malum. Ve okudukça yeniden ikna oldum ki Özel yolundan dönmez. Prometheus var elimizde.
Nedenini dört noktada toplayayım.
1. Uykusunu ne kaçırmış?
“Butlan ilan edildiği gece yattım uyudum. Ertesi sabah saldıracaklardı, yattım uyudum. Yağmurun altında meclise kadar yürüdük, yattım uyudum. Ama o ifadeleri duyduktan sonra uykum kaçtı.”
Dikkat edin neyin uykusunu kaçırdığına, neyin kaçırmadığına. Bedensel tehdit, hapis, fiziki saldırı uyku kaçırmıyor. Kılıçdaroğlu’nun Barrack ve Cumhur İttifakı ile hizalanması uykusunu kaçırıyor. Onu ayakta tutan da, geceleri uykusunu kaçıran da aynı şey: bağlı olduğu dava.
2. Kendinden feragat ile kurulan kimlik
“Yatılı okul çocuğuyum, 10-17 yaş arası da yatılı kaldım. Ankara’da da 17 sene yatakhanede, misafirhanede. Biz bir yatak, bir dolap insanıyız.”
Özel yatılı okul anlatısını, misafirhane anlatısını çok kullanıyor. Burada yoksunluğun dokunulmazlığa çevrildiği bir benlik var. “Benim elimden alabileceğiniz bir şey yok” diyor. Tehdit edilecek konfor, çökertilecek statü yok. Davaya, kolektife adanmışlık var.
3. İhanetten kişisel olarak da yaralı
“Kemal Bey’in benim hakkımda kullandığı ifadeler çok kırıcıydı, bayramlaşma diye parti bahçesindeki konuşmada söylediği sözleri düşünsünler.”
Kılıçdaroğlu’na kişisel olarak kırgın, ama hala saygılı dil kullanıyor, bağlandığı birini kaybettiği için yaralı. Bu da bizi son ve en önemli noktaya getiriyor.
4. Melankolik bir yapısı var ama bu bizim için iyi haber
Özel’de melankolik bir yapı var. Bunu bir kusur olarak söylemiyorum, aksine “davayı” taşıyacak kolon burası.
Melankolinin çekirdeği şudur: melankolik birey kaybettiğini bırakamaz. “Davadan dönmemek” bu yüzden melankolik yapının tanımıdır. Kaybedilenden vazgeçememe ile davadan vazgeçememe aynı mekanizmadır. Kendini yakar, tüketir, takılır ama dönmez.
Özel ruhen yaralanmış, ama mücadele yakıtını buradan alacak. Kazanır, kaybeder orasını göreceğiz… Ama davadan dönmez.
#İBBDavası'nda 49.gün
Diyorum ki: “Bilmiyorum, duymadım.”
Sonra soru geliyor Sayın Başkanım: “Hissettin mi?”
"BEN ETKİN PİŞMANLIKTAN YARARLANMAK İÇİN İFADE VERMEDİM."
"Savcı söylediklerimi zapta geçirmedi"
Savcı aynen şöyle dedi:
"İstediğim gibi konuşmuyor..kalsın içeride"
Medya AŞ Reklam Alanları Müdürü #ElifGüven beyanda bulunuyor.
Cezaevinde 20. günde infaz memuru geldi. Savcı benimle görüşmek istemiş.
Sayın Başkanım böyle bir şeyin ne olduğunu hiç anlayamadım. Nasıl bana yardımcı olacaklar?
Etkin pişmanlık bununla ilgili hiçbir bilgim yok.
Yani zaten bildiğimi anlattım.
🔺️Ancak hiçbir zapta geçmedi.
Ve sorgu da değildi aslında, daha çok sohbet şeklinde oldu.
🔴 Ve zaten kendisinin sürekli azarlarıyla karşı karşıya kaldım.
🔴 Sanki ben bir şey yapmışım, bir şeyleri biliyormuşum ama söylemiyormuşum gibi davranılıyordu.
Sürekli azarlanıyordum.
🔴 Anlatıyorum. Ama SAVCİ diyor ki: “Hâlâ istediğimiz gibi konuşmuyorsunuz.”
🔴 Yani inanılmaz bir konuşma şekliydi. Anlatıyorum, sorular soruluyor. “Bilmiyorum” diyorum. Ya da “Böyle bir şey duymadım, hissetmedim” diyorum.
🔺️Ama dedim ki Sayın Başkanım, nasıl söyleyeyim bunu? Bilmiyorum. Hissetmiyorum, hissetmedim yani.
🔴 Mesela savcı soruyor: “Size şu şirketleri ihaleye verdiklerini söylemiyorlar mıydı?”
Ben de “Hayır” diyorum.
Söylemiş olsalar bile, ben bu işi yaptığım için bunun söylenmesi suç işlenmiş olduğu anlamına gelmez.
⚫️ Ancak sekiz ay sonra bakıyorum ki iddianamede bunlar bağlamından koparılmış.
Teknik takip kayıtlarının altına yazılmış.
Sanki ben bir şey söylemişim, kabul etmişim gibi gösterilmiş.
🔴 Bunların hiçbirini kabul etmiyorum.
⚫️ Mesela orada siz sorduğunuz için bunu açıklamak istiyorum. Nasıl olduğunu anlatmak istiyorum.
Çünkü savcıya böyle konuşmuşum gibi yazılmış.
Diyorum ki: “Bilmiyorum, duymadım.”
Sonra soru geliyor Sayın Başkanım: “Hissettin mi?”
⚫️ Yani bunun nasıl bir soru olduğunu da anlayamıyorum. Gerçekten aklım almıyor.
Kusura bakmayın, bu sizinle ilgili değil Sayın Başkanım. Sizlerle ilgili bir durum değil. Ama o an yaşadığımı anlatmak zorundayım.
Ben ifademde sadece şunu söyledim:
“Biz şirketleri değerlendiririz. Bunlara teklif veririz, uygun mu diye değerlendiririz. Gereklilikleri var mı diye değerlendiririz.”
Bu da son derece doğal bir şeydir.
Ama bunlar sanki başka anlamlar taşıyormuş gibi yorumlanmış.
Kimse yine açık açık bir şey söylemiyor ama sürekli şu ihale, bu ihale diye örnekler vererek bir şeyler söylemem bekleniyor.
Murat Abi bana şirket söylüyor muydu? Hayır.
Ama bir şirket öneriyorsa, birisi bir şey soruyorsa ben de değerlendirirdim.
Çünkü benim işim buydu.
“Elif, bakabilir misin?” denir.
Ben de bakarım.
Bu kadar.
Bu da yöneticilere yapılan normal bir bilgilendirme ve değerlendirme sürecidir.
Bizim yaptığımız iş de buydu zaten.
Ama hiçbir şekilde anlatamadık.
Sonra tekrar azarlanmaya başladım.
“Bak yine söylemedin, yine konuşmadın. Bak yine istediğim gibi konuşmuyorsun” denildi.
Tamam ama yanımda avukatım da var. O da herhalde şaşırdı.
Anlıyor musunuz?
O da bir şey söylemiyor.
Ben de öylece duruyorum.
Yani sadece ne söylenirse ona cevap vermeye çalışıyorum.
Gerçekten çok zor bir durumdu.
Şu cümleyi ifade etmek istediğim için bunları anlatıyorum.
O gün söylenenlerin ileride bu şekilde yorumlanacağını, bu şekilde iddianamede kullanılacağını hiçbir şekilde düşünmedim.
Savcı aynen şöyle dedi:
"İstediğim gibi konuşmuyor..içeride kalsın"
Butlancı yalanları:
“İhraç yetkimiz var ama istifayı kabul etme yetkimiz yok.”
“Olağan kurultay takvimi belirleme yetkimiz var ama olağanüstü kurultay tarihi belirleme yetkimiz yok.”
“Kurullarda tedbir var, kararın kesinleşmesi gerekir; tüzükte tedbir kararı yok, yine de eski tüzüğü dikkate alıyoruz.”
“Tasfiyeci anlayışta değiliz ama milletvekillerini ihraç etmeye kalkıyoruz.”
“Partinin kurumsallığını korumak zorundayız ama 5 kişi kalsa da Parti Meclisi çalışır.”
“Seçime girebiliriz ama kurultay yapamayız.”
BİLGİLENDİRME
Cumhuriyet Halk Partisi’nde “mutlak butlan” kararıyla göreve döndürülen Parti Meclisi’nin 57 üyesinden 28’i istifa etti. Böylece, Parti Tüzüğünün 24/3 maddesi uyarınca hem Parti Meclisi hem de onun içinden seçilen Merkez Yönetim Kurulu resmen düşmüş oldu. Parti Tüzüğüne göre, Parti Meclisi üye sayısının, üye tam sayısının 3’te 2’sinin (40’ın) altına düşmesi durumunda 45 gün içinde kurultaya gidilmesi zorunludur.
*CHP Tüzüğü - Madde 24/3:*
“Parti Meclisinde boşalan üyelikler, sırasıyla yedek üyelerle doldurulur. Parti Meclisine bütün yedek üyeler çağrıldıktan sonra, üye sayısı, üye tam sayısının üçte ikisinin (2/3) altına düştüğünde Parti Meclisi için seçim yapılmak üzere Genel Başkan kırk beş (45) gün içinde kurultayı toplantıya çağırır.”
MYK PM'ye sunulmadığı için 22. madde gereği resmen göreve başlayamamıştı. Aynı MYK bugünkü PM istifalarıyla tamamen yok hükmünde olup kendisini arayarak MYK üyesi olduğunu iddia eden kişi ya da kişilere itibar edilmemesi rica olunur.
Bundan sonraki hamle 45 gün içinde Kurultay yapılmaması halinde açıkça CEZAİ sorumluluk doğuran eylemler nedeniyle Suç duyuruları.
Örgüt yok, PM Yok, Barolar karşında, Akademi Camiası isyanda, senelerdir şarkılarını kullandığın sanatçılar rest çekmiş, vatandaş isyanda.
Yeter kötülüğünüzün de sınırı olsun be kardeşim. Çekin gidin.
Ey AKP’li yöneticiler!
Sevdiklerinizi düşünün ve empati yapın.
Bir insanlık suçuyla yüzleşeceksiniz!
İBB Davası kapsamında tutuklu olan Fatoş Pınar Türker kendisine yapılan işkenceyi mahkemede anlattı.
🔴Vatan'a girdik, emniyete. Hakikaten ben oradan çıkamayacağım diye düşündüm ama sonra ben 2. girdim herhalde nezarete.
🔴Asistanım vardı. "Sen niye buradasın Canan" dedim. “Beni de aldılar Pınar Hanım” dedi.
🔴 Zaten sonra gerisi yağmur gibi yağdı, işte Fatoş geldi, Ceyda geldi. Tanımadığım bir sürü insan geldi.
🔴 Sonra artık orada tabi hiç görmemişsinizdir muhtemelen görmeyin de inşallah nezarethaneyi ama zaman mefhumunuzu yitiriyorsunuz çünkü şeyin altında olduğu için bodrum katı olduğu için hiç cam, pencere yok. Müthiş bir pislik var her tarafta.
🔴 Artık kaçıncı gün ne şeyde, bir bilmiyorum. Bir kadın memur geldi, "Arama yapacağız" dedi. Sırayla götürüyorlar bizi. Geriye getiriyorlar. Ben de gittim.
🔴Böyle arşiv odası gibi bir yere aldı kadın memur beni. "Soyun" dedi. "Nasıl yani" dedim. Eldiven taktı eline. Arkada böyle klasörler, çok küçük bir oda. "Üstünü çıkar" dedi, "Üstümü çıkardım". Ama üstünü çıkarmanın hani zaten çıplaksın, ne kontrol edeceksin ama kontrol yaptı, "Tamam" dedi. "Üstünü giyebilirsin."
🔴“Peki” dedim, “gidebilir miyim?” “Hayır” dedi. “Eşofmanını da indir” dedi. İndirdim. “Çamaşırını da”. “Nasıl yani” dedim? “İndireceksin” dedi. Dolayısıyla ikisini de ayak bileklerime kadar indirdim. “Şimdi yere çömel” dedi.
🔴Ondan sonra, o tutanlar varsa çıkabilir, ben utanmıyorum ama yani hani bu onurunu gururunu insanların belki şeyini yıkmak için yapılıyormuş ama hani yapan utansın, ben utanmıyorum. “Cinsel organını aç” dedi. Başını, arkanı dön, eğil filan. “Tamam” dedi.
🔴Halbuki ben şimdi biz ne olduğunu anlamıyoruz hani, bu arada ben kendi deneyimimi anlatıyorum. Diğer arkadaşlarımızın farklı polis memurları varmış, daha farklı uygulamalar olmuş olabilir. Ben kendi deneyimimi anlatıyorum.
🔴Bir de bunun biz şey olduğunu da anlamadık yani hani eldiven taktı ya eline, eldiveni kullanmadığı için biz mutlu olduk. Çünkü ben böyle jinekolojik muayene filan gibi bir şey olacak zannettim. Hani eldiven takınca biz sevindik nezarette sonra, tutuklandıktan sonra Fatoş'un çığlıklarıyla Elif'in ağlamasını hiç unutmuyorum. Her şey film gibi.
🔴O an bir avukatın telefonuyla annemi aradım, kızlarımla konuştu. Hepsi ağlıyorlar filan. Sonra biz Silivri'ye geldik akşam vakti. Hakikaten film gibi. Çünkü insan cezaevine düşeceğini hani bir de böyle yedi sülalesinde böyle bir şey olmayınca, hiç suça bulaşmayınca filan hiç insanın aklının ucundan geçmiyor ama olabiliyormuş. Her şey insana dairmiş.
🔴Geldik, bize dediler ki sizi dediler merak etmeyin biz 5 kadınız. Bir de dışarıdan bir firma temsilcisinin eşiymiş o var. Siz dediler 6 kişilik koğuşa koyacağız. A biz çok sevindik filan. Sonra müdür hanım dedi ki Adalet Bakanlığı'ndan dedi talimat işte talimat geldi dedi. Sizi ayrı ayrı koyacağız dedi. Bizi götürdüler böyle ilk biz el eleydik Elif'le zaten.
🔴Elif de İtalya'da tatildeydi, sonra ona hani firar filan dediler de Elif kendi ayağıyla geldi duruşma salonuna ve sürekli şey diye ağlıyor kendisi, hatırlamıyorum. "Ama ben gelmek zorundaydım Pınar Hanım, kaçamazdım" diyor.
🔴El ele tutuşuyoruz biz Elif'le, ilk koğuşun kapısına geldik, "Burası sen" dediler. Açtılar koğuşu, koydular beni içine. Kapı kapandı. Ben hemen cama koştum. Cama koştum çünkü bir yanımdaki koğuşa "Elif, Fatoş seni koydular mı?" Sonra Fatoş'u sonra seni sonra Elif'i. Fakat biz sırayla Fatoş çok çığlık atıyordu.
🔴Fatoş çok çığlık atınca, ben ona bir şey olacak diye ben bari susayım dedim yani bütün gece şey diye geçti o gecemiz. Çünkü birimiz susuyoruz, birimiz ağlıyoruz. Bir de daha fenası ses gelmezse birbirimizi görmüyoruz, camdan konuşuyoruz. Orası da ağırlaştırılmış müebbet arkadaşlar yatıyormuş. Alt katta da cama çıktı başka kadınlar, dedi ki İBB geldiniz mi dedi.
BÜTÜN SALONU
AĞLATAN O SAVUNMA
Fatoş Pınar Türker yaptığı savunma ile herkesi ağlattı. Polis baskını, savcılık ve cezaevi sürecinde yaşananlar çok çarpıcı:
Sabah 5.30- 6.00'da. Ben iki kızımla dediğim gibi yalnız yaşıyorum. Çok ilginç. İşte polisler eve geldi. Çocuklarım ağlıyor, işte diyorum ki, "Bir su vereyim". "Hayır". İşte küçük kızım okula gidecek, "Hayır, kimse kımıldamasın, delil karartmayın" diyor sürekli şey. Polis bey, komiser herhalde. O çok yani onun gözlerindeki bakışı hiç unutmayacağım. Bir tane kadın memur vardı en sonunda kızlarımla birlikte o da ağlıyordu. "Sakın kimse birbirine dokunmasın" filan dedi. Dedim "Siz dedim mali suçlar için gelmediniz mi? Biz ne delili karartacağız?" Şey dedi polis; "Biz cinayet masadan geliyoruz" dedi. Öyle olunca benim kızlarım avaz avaz ağlamaya başladılar. Ben dedim "Ne cinayeti" dedim. Hayır dedim; "Şu an operasyon oluyor, polis kalmadı, biz geldik" dedi.
Vatan'a girdik, emniyete. Hakikaten ben oradan çıkamayacağım diye düşündüm Artık kaçıncı gün ne şeyde, bir bilmiyorum. Bir kadın memur geldi, "Arama yapacağız" dedi. Eldiven taktı eline. Arkada böyle klasörler, çok küçük bir oda. "Üstünü çıkar" dedi, "Üstünü çıkardım". Ama üstünü çıkarmanın hani zaten çıplaksın, ne kontrol edeceksin ama kontrol yaptı, "Tamam" dedi. “Eşofmanını da indir” dedi. İndirdim. “Çamaşırını da”. “Nasıl yani” dedim? “İndireceksin” dedi...
Siz dediler 6 kişilik koğuşa koyacağız. Sonra müdür hanım dedi ki Adalet Bakanlığı'ndan dedi talimat sizi ayrı ayrı koyacağız dedi.
Öyle ilk geceyi geçirdik. Sonra ertesi gün mazgal açıldı, infaz koruma memuru, "Fatoş" dedi. "Efendim" dedim. "SEGBİS" dedi. Dedim ki "O ne?" "Mahkemeye çıkacaksın" dedi. "Ben daha yeni tutuklandım" dedim. "Dün çıktım mahkemeye" dedim. "Yine çıkacaksın" dedi. Ben gittim oturdum, karşımda bir ekran açık ama "Adalet mülkün temelidir" yazmıyor, bir ofis orası. Böyle gözüm de ısırıyor, en sonunda kırmızı espresso makinesi vardı çünkü Savcı Bey bana o makinede kahve ikram etmişti. İfademi alan savcı, başkanım. Savcım, size soracağım şimdi. Siz tabii ki şey, sizin şahsınızla hiç alakası yok konunun ama hani meslektaşınız ya böyle bir uygulama var mı, yok mu? Dedi ki: "Ya" dedi, "Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda" dedi, "ben sana ne dedim" dedi.
"ben senin ne olduğunu biliyorum ama sen bu adamlar sana" dedi "kumpas kuracak demedim mi" dedi. "Niye konuşmadın sen" dedi. "Verecektin ifadeni gidecektin" dedi. "Ama" dedim, "Sayın Savcım ben bildiğim her şeyi anlattım." "Bak şimdi" dedi, "sen git" dedi, "eşyalarını topla. Ben "dedi, "sana Çağlayan'dan araba göndereceğim" dedi. "Geleceksin" dedi, "burada" dedi, "bana" dedi "ifadeyi vereceksin, buradan" dedi "çocuklarına gidersin." Ben de dedim ki: "Savcım" dedim, "ben yeniden ifade veririm, vermemi istiyorsanız" dedim. "Bir avukatıma sorayım." Şimdi karşımdaki savcı ya, "Yok efendim" diyecek halim yok, ben bilmiyorum bir de hakikaten, ilk kez tutuklanmışız. "ben avukatıma bir danışayım" dedim. Böyle yaptı: "Hâlâ" dedi, "avukat diyorsun bana" dedi. "Sen" dedi, "bu kafayla bir daha" dedi "çocuklarını asla göremeyeceksin" dedi. "Sen bekârsın, değil mi?" dedi. Evet. "Velayetleri de sende?" Evet. "Senin çocukların" dedi, "reşit de değildi, değil mi?" dedi. Değil dedim. "Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" dedi. Ha, bir anneye böyle denir mi? Çocuklarıyla tehdit ettiler. Az evvel şeyle söyledim ya size hani mal varlığı, "Sen bakıyordun, değil mi?" dedi. Evet. "Bak" dedi, "mal varlığı tedbiri için" dedi, "karar var benim elimde" dedi. "Ama ben" dedi, "28 Mart Cuma günü mesai bitimine kadar sana süre" dedi. Savcım bunu dedi. Ve o gün tebliğ edildi. "Ya bana gelir konuşursun" dedi, "ya da" dedi "malını mülkünü de alacağım" dedi.
Yani bir şey söyleyeceğim. Şeyi anlayamıyorum. Hani mesela birisinin birisiyle husumeti olur... Hiç beni tanımıyor ki. Tanımadığı bir insandan insan nasıl nefret eder ki? Hani nasıl bunu söyle... Mesela annesi yok mu bu insanların? #İBBDavası
Demokrasi İçin Yurttaşlar; İstanbul, Ankara ve İzmir'den başlayarak Cumhuriyet Halk Partisi'nde yeni bir siyasi kültürü var etmek için çalışıyor, taban ağları inşa ediyor. Önümüzdeki günlerde, her gün bir başka yol arkadaşımızın mesajını paylaşacağız. Takipte kalın❤️@diyhareketi
Bugün ülke seçimsiz Türkiye ve tam otokrasiye doğru koşarken halen aciliyet hissetmeyenlere sözüm yok. Ama bir nebze dahi “ben nasıl mücadeleye katılırım” diyenleri DİY Hareketi’ne bekliyoruz. Aşağıdaki linkten inceleyin, tanışalım 🙌 @diyhareketi
https://t.co/RTAzxeNBX9
Sevgili gençler, zaman bir kurtarıcı bekleme zamanı değildir.
Sizin hür fikriniz, hür vicdanınız sizin için en doğru rehberdir. Bu ülkenin aydınlık yarınlarını kurmak hepimizin üzerine düşen bir vazifedir.
Sonunda hem kendi geleceğinizi kurtaracak hem de sizden sonrakilere gururla anlatacağınız bir özgürlük destanınız olacak.
Demokrasimizin ve partimizin geleceği için imza veren tüm vekillerimize ve parti delegelerimize teşekkür ediyoruz. CHP tabanı olarak kararlıyız, 12 Temmuz 2026’da, amasız, fakatsız Kurultay talep ediyoruz. Kayyım gidecek, CHP iktidar yürüyüşüne devam edecek.