"Geçeceğini biliyordum, iyileşeceğimi de.
Güleceğimi, merhametimi hiç kaybetmeyeceğimi,
duvar gibi dimdik duracağımı da…
Ama heyecanımı ve güvenimi kaybedeceğimi hiç düşünmemiştim."
içim parçalanıyo o çocukların yatakları boş evlerindeki sofrada bir tabak eksik heyecanla aldıkları kitapları okuyamayacaklar güzel günlerde giyerim diye giymedikleri o kıyafetleri birdaha asla giyemeyecekler tadamadıkları duygular var tadamadıkları duygular.
“güvenlik yok, iş yok, gelecek yok, hukuk yok, anayasa yok, yaşıyoruz. bu yaşamak çok kutsal, öyle mi? öyle değil. yaşamın kendisi değil kutsal olan. kutsal olan adil bir yaşam, kutsal olan onurlu bir yaşam, kutsal olan güvenli bir yaşam.”
Çocuklar, bir hafta sonra 23 Nisan’ı kutlayacakları okulun camlarından canlarını kurtarmak için atladılar; dans edecekleri bahçede ise ceset torbaları var.
Okul ve ölümün aynı cümlede ne işi var; okul kapılarında ceset torbalarının, sınıflarda silahların ne işi var?
Öğretmeni görünce günaydın demeye çekinen, ceketini ilikleyen, soru sormaya utanan, hata yapınca özür dilerken elleri titreyen öğrencilerden okul basıp öğretmeni bıçaklayan öğrencilere.. Yazık.. Hem de çok yazık..