01.01.2026 tarihinden itibaren gerçek usulde vergilendirilecek olan mükelleflerin, defter tutma işlemleri, işletme hesabı esasına göre defter tuttukları süre zarfında, söz konusu mükelleflerin bağlı oldukları meslek odaları/birlikler tarafından da yapılabilecektir.
Tebrikler @turmob 👏
Helal olsun esnaf odalarına..
Üyelerinin işlerini kolaylaştırmak için, SMMM'leri devreden çıkarıp, Cumhurbaşkanına bile Kararname çıkarak kadar kulis yapabiliyor.. Uğraşabiliyorlar .
Gelmiş geçmiş en faydasız, en gereksiz birlik olan @turmob@yahyaarikan azıcık örnek alın.
"Bütün Türk düşmanlarına derimki, bu sabrı bu sükutu iyi okuyun, Türk'ü kurbanlık koyun zannediyorsanız bilesiniz ki elinizdeki satır kendinize dönecektir."
#Türk | #Vatan |. #Namus
Sanıyorlar ki Türkün kini yok !!!
40 yıldır kin gidiyoruz,
Bizim Töremiz arsa,tarla,miras anlaşmazlığında işlemez.
Bizim Töremiz devletçiliktir, Ne Türk kinini unutur Ne Türk töresini unutur.
Gazi Mustafa Kemal'in sıkça paylaşılan "Bunalıyorum çocuk, büyük bir ıstırap içinde bunalıyorum!" sözünü kaynağından yani Hasan Rıza Soyak'ın hatıratından okuyalım.
"(Atatürk) 1930 yılı baharında yaptığı bir yurt gezisinde İzmir'den, Antalya'ya gitmek üzere trenle ayrılmış, yolda, halk ile temas ede ede ve bir gece Aydın'da, bir gece de Isparta'da kaldıktan sonra 6 Mart 1930 günü akşamüstü otomobille Antalya'ya varmıştı.
Ben Isparta'ya gitmemiş, trenden gece Baladız istasyonunda inerek, yapılan hazırlığı görmek üzere daha evvel Antalya'ya gitmiştim. O gün kendisini orada karşıladım ve beraberce, halkın tezahürleri arasında, ikâmeti için hazırlanan eve geldik.
Refakatinde bulunanlardan, biraz sonra sofrada buluşmak üzere ayrıldı, beni yanına alarak odasına girdi ve kapıyı kapattı; bir koltuğa yığılır gibi oturdu; eliyle işaret ederek beni de oturttu. Çok yorgun, düşünceli ve sinirli görünüyordu; bir sigara yaktı:
'Bunalıyorum çocuk, büyük bir ıstırap içinde bunalıyorum!' dedi. 'Görüyorsun ya, her gittiğimiz yerde mütemadiyen dert, şikâyet dinliyoruz. Her taraf derin bir yokluk, maddi, manevi bir perişanlık içinde. Ferahlatıcı pek az şeye rastlıyoruz; maateessüf memleketin hakiki durumu bu işte!
Bunda bizim günahımız yoktur; uzun yıllar hatta asırlarca dünyanın gidişinden gafil, birtakım şuursuz idarecilerin elinde kalan bu cennet memleket; düşe düşe şu acınacak hale düşmüş.
Memurlarımız henüz istenilen seviyede ve kalitede değil; çoğu görgüsüz, kifayetsiz ve şaşkın. Büyük istidatlara mâlik olan zavallı halkımız ise, kendisine mukaddes akideler şeklinde telkin edilen bir sürü batıl görüş ve inanışların tesiri altında uyuşmuş, kalmış.
Bu arada beni en çok üzen şey nedir bilir misin? Halkımızın zihninde kökleştirilmiş olan, her şeyi başta bulunandan beklemek itiyadı.
İşte bu zihniyetle; herkes büyük bir tevekkül ve rehavet içinde, bütün iyilikleri bir şahıstan, yani şimdi benden istiyor, benden bekliyor; fakat nihayet ben de bir insanım be birader, kutsî bir kuvvetim yoktur ki."